“Eşitsizlik büyümeyi desteklemez, olsa olsa köstekler.” diyor ünlü ekonomist Stiglitz ve ekonomik durgunluktan en fazla orta sınıfı oluşturan ücretlilerin, esnaf ve sanatkarların ve serbest meslek sahiplerinin zarar gördüğünü ancak en derinden yaralanmaların işlerini kaybedenlerde görüldüğünü söyler.

Ekonomik durgunlukla yeni bir iş bulamayanların aramaktan vaz geçip iş gücü piyasasından çekildiğini, orta yaştakilerin ise yeni iş bulma umudunun neredeyse hiç kalmadığına dikkat çeker.

İş dünyasındaki bu durgunluğun yarına olan güvensizliği artırdığını, yaşam standardının düşmesiyle sosyal dokunun da değişmeye başladığına işaret eder.

Bu süreçte gençlerin de tek başlarına yaşamayı sürdüremediklerinden ailelerinin evine dönmeye başladığını ve evliliklerini erteleyip birlikte yaşamayı uzattıklarını vurgular.

Aynaya bakma vakti: Gazze için ne yaptık, ne yapıyoruz? Aynaya bakma vakti: Gazze için ne yaptık, ne yapıyoruz?

***

Bugün 80 yaşında olan ekonomist Joseph Stiglitz 1992-2000 yılları arasında ABD Başkanı Clinton’un ekonomi baş danışmanı, 2000 yılından sonra da Dünya Bankası baş ekonomistliği görevlerinde bulunurken edindiği tecrübeleri kitaplaştırmış.

“Eşitsizliğin Bedeli” ismiyle Türkçe’ye çevrilen kitabında devleti yönetenlerin aldığı ekonomik kararların toplumları nasıl etkilediğini ve dönüştürdüğünü anlatıyor.

ABD ekonomisinin küresel ekonomide nasıl etkin olduğunu, IMF’nin yardım bahanesi ile Türkiye örneğindeki gibi gelişmekte olan ülkeleri nasıl dışa bağımlı hale getirdiğine şahit olmuş.

Danışmanlık yaptığı Dünya Bankası’na da oldukça sert eleştirileri var ünlü ekonomistin.

2000 yılından bu yana üniversitede hocalık yapan Stiglitz’in yukarıda ismini verdiğim kitabından bazı pasajları yeniden okursak günümüz ekonomisine daha farklı bir pencereden bakabiliriz.

***

“2007-2008 Mali Krizi ve onu izleyen duraklama, çok sayıda Amerikalıyı işlevini yitirmiş bir kapitalizmin bulanık sularında yüzer-gezer halde bıraktı. Aradan geçen yıllara rağmen durum hala düzelmiş değildir.

Kriz ortaya koydu ki piyasa ekonomisinin en karanlık yönlerinden biri, Amerikan toplum dokusunu bozan ve ekonomik sürdürülebilirliğini tehlikeye atan eşitsizliktir.

Zenginlerin sayısı git gide artarken yoksullar Amerikan rüyasına uymayan zorluklarla boğuşmaktadırlar.

Amerikan toplumunda eşitsizlik her zaman mevcut olmakla birlikte ara gittikçe açılmaktadır.

Amerika’nın en yüksek gelire sahip yüzde 1’i 2002-2007 yılları arasında ekonomide yaratılan tüm büyümenin yüzde 65’ini, 2010’da yüzde 93’ünü ele geçirmiştir.

Zenginlerin varlığı artarken orta sınıfın ve alt gelir gruplarının da varlığı artsaydı mesele yoktu. Fakat böyle olmadı.

Tablo hiç parlak değil.

En önemlisi de umut yok oldu.

Yoksullar bu durumdan kurtulamamanın çaresizliğini yaşıyor.”

***

“Kalıcı yoksulluk uzun dönemde kamu eğitim yatırımlarına da sekte vurur.

Yetersiz eğitim, pek çok sakıncası yanında, suç oranlarını da arttırır.

Bugün her yüz kişide bir kişi oranıyla Amerika dünyanın en yüksek tutuklu oranına sahiptir.

2.3 milyon tutuklunun getirdiği mali yük toplumun yararına değil zararına olduğu halde GSMH istatistiklerinde herhangi bir harcama kalemi gibi kabul edilmektedir.

Halkın yüzde 37’si yoksulluk sınırının altında yaşamakta, 1,5 milyon kişi de günde 1,5 doların altında gelirle geçinmeye çalışmaktadır.

Bu rakamlar OECD ülkeleri arasında Amerika’yı en alt sıralara yerleştirmektedir.

Tüm çocukların yüzde 25’i yoksul sınıfındadır.

Gelir eşitsizliği aynı zamanda fırsat eşitsizliğine de yol açmaktadır.

Fakir ve eğitimsiz bir ailede doğan çocuğun, varlıklı, eğitimli, geniş çevreye sahip bir ailede doğan çocuğa nazaran başarı şansı ne olabilir ki?

Eğitimsizliğin hüküm sürdüğü ülkelerde gelir eşitsizliği fırsat eşitsizliğine yol açmakta, bu da ileriki yıllarda eşitsizliği daha da yükseltmektedir.

Yüksek öğrenim görme ihtimali azalmakta ve üniversiteyi bitirenlerin de iş hayatında başarı şansı düşmektedir.”

***

ABD’nin 15 yıl önce yaşadığı ekonomik durgunluğun sosyal dokuda yaptığı hasarlar bugün yeni toplumsal sınıflar oluşturmuş.

Geçim sıkıntısı ailenin her bireyini dışarıda çalışmaya zorladığı için aileler parçalanmış.

Gençler ekonomik endişelerle evlilikten soğuyunca, birlikte yaşama konusundaki zorunlu tercih zamanla hayat tarzına dönmüş.

ABD’nin tecrübesinden alınacak çok sayıda dersler var.

Amerika’yı yeniden keşfetmenin gereği yok.

Yaşar Süngü, Yeni Şafak