Doğu Akdeniz'de toplam değeri 1,5 trilyon dolar olan, 30 milyar varil petrole eşdeğer enerji yatakları bulunuyor. Bölgedeki hidrokarbon rezervi, Türkiye'nin yaklaşık 572 yıllık, Avrupa'nın ise 30 yıllık doğal gaz ihtiyacını karşılayacak büyüklükte.
Bunun yanında ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi'nin tahminlerine göre Doğu Akdeniz'de 10-15 trilyon metreküp doğal gaz ve 1,5-3,5 milyar varil petrol bulunuyor.
Rakamların büyüklüğü; kimin masada oturup kimin dışarıda kalacağını belirleyecek olan bu savaşın neden bu denli şiddetli olduğunu anlatıyor.
Enerji dışında, Doğu Akdeniz aynı zamanda Avrupa ile Asya ve Orta Doğu arasındaki en kritik deniz ticaret koridoru. Süveyş Kanalı'na uzanan güzergah bu sulardan geçiyor. Yani kim burada hâkimse, hem enerjiyi hem de dünya ticaretini kontrol ediyor.
Bölgedeki keşifler, 2009 yılından itibaren bir dizi büyük habere sahne oldu. İşte bilinen başlıca sahalar:
İsrail — Leviathan ve Tamar 2009 yılında ABD merkezli Noble Enerji şirketi Tamar sahasında 317 milyar metreküp, 2010 yılında ise Leviathan sahasında 649 milyar metreküplük doğal gaz keşfi yaptı. İki saha toplamda yaklaşık 800 milyar metreküpün üzerinde rezerv barındırıyor; bu İsrail'i bölgenin en güçlü gaz aktörlerinden biri yaptı.
(Bir Not: “İsrail” olarak ifade edilen Tamar ve Leviathan sahaları esasen Filistin’e aittir. İsrail, bir işgal devletidir. Filistin Devleti, Birleşmiş Milletler üyesi 146 devlet tarafından egemen devlet olarak tanınmaktadır. Dolayısıyla buradaki enerji kaynakları üzerinde hukuken de hak sahibidir.)
Mısır —İtalyan ENI şirketinin 2015'te keşfettiği Zohr, Akdeniz'in en büyük gaz sahası. Bu sahada yaklaşık 850 milyar metreküp doğalgaz bulunduğu tahmin ediliyor.
Kıbrıs — Afrodit ve Calypso Kıbrıs kıta sahanlığı içindeki Afrodit bölgesinde yaklaşık 130 milyar metreküp gaz keşfedildi. Ardından ENI ve Total, 2018'de Calypso sahasında 180 milyar metreküp civarında gaz bulduklarını duyurdu. 2018'de ABD’li Exxon Mobil ve Katar Petrol Şirketi ortaklığı da aramalarına başlayarak 175-225 milyar metreküp arasında rezerve ulaştı. Böylece Kıbrıs'taki toplam rezerv miktarı 570 milyar metreküp düzeyine çıktı. Bu bölgedeki gazın tamamının Güney Kıbrıs üzerinden işlenmesi isteniyor.
Ancak ehemmiyetli bir uyarı: Bu rakamlar abartıya açık. Afrodit rezervuarındaki gaz, ekonomik açıdan "mahsur" durumda — yani denizin dibinde. Dünyada kanıtlanmış hidrokarbon rezervleriyle karşılaştırıldığında, Rusya 45 trilyon m³, İran 30 trilyon m³, Katar ise 25 trilyon m³ doğal gaz kaynağına sahip. Doğu Akdeniz bu dev rakamlarla boy ölçüşemez; ancak stratejik konumu ve Avrupa pazarına yakınlığı onu orantısız biçimde değerli kılıyor.
Masadakiler ve itilen Türkiye
Türkiye, Suriye, İsrail, Lübnan, Mısır, Güney Kıbrıs ve Yunanistan'ın rekabeti, Doğu Akdeniz'i bölgesel gerilimin yeni merkezine dönüştürdü.
Bu rekabette Türkiye'yi köşeye sıkıştırma girişimi sistematik biçimde kurgulandı. Doğu Akdeniz'deki gerilim, esasen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tek yanlı girişimiyle 2003'te başladı. GKRY, Türkiye ve KKTC'nin egemenlik haklarını da ilgilendirmesine rağmen hiçbir istişarede bulunmadan Mısır ile MEB sınırlandırma anlaşması imzaladı ve ardından 2007'de petrol-gaz imtiyaz alanları ilan etti.
Türkiye ve KKTC’nin deniz yetki alanına karşı hamle
GKRY, Akdeniz'de kendi Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) alanı içinde olduğunu öne sürdüğü bölgeyi 13 parsele ayırarak tamamına hidrokarbon arama ruhsatı verdi. Bu parsellerin beşi Türkiye'nin, yedisi ise KKTC'nin deniz yetki alanlarıyla çakışıyor.
Bunun üzerine kurulan Doğu Akdeniz Gaz Forumu ise dışlama politikasının kurumsal çerçevesi oldu. Forum'un tarafları İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Filistin Devleti, Yunanistan, Mısır, Lübnan ve İtalya oldu; ABD ve AB tarafından desteklenirken Fransa kalıcı gözlemci sıfatıyla yer aldı. Türkiye ve KKTC davet edilmedi.
Tablonun özü: Doğu Akdeniz Gaz Forumu, Türkiye'yi kuşatmayı ve münhasır ekonomik bölgesini üçte birinden daha azına indirmeyi amaçlıyordu.
Kuşatmanın adı: Eastmed
Bu kuşatma politikasının müşahhaslaştığı proje EastMed oldu.
Ocak 2020: Atina'da İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs liderleri arasında EastMed Boru Hattı projesi sözleşmesi imzalandı. Plana göre Doğu Akdeniz'de keşfedilen gaz, Kıbrıs ve Girit üzerinden Yunanistan'a, oradan İtalya'ya ve tüm Avrupa'ya aktarılacaktı.
Teknik boyut: Boru hattının uzunluğu 1.900 kilometre, derinliği 3 kilometre olarak planlandı. Yılda 10 milyar metreküp doğal gaz taşıma kapasitesi öngörüldü.
Güzergahın sorunu: Türkiye, Libya'yla yaptığı MEB anlaşması sonrasında EastMed Boru Hattı'nın geçirilmesi planlanan deniz sınırlarını tamamen kontrol etti. İsrail hükümeti tarafından onaylanan projenin geçeceği deniz sınırları, 22 Temmuz 2020 itibarıyla Türkiye'nin kontrolüne girdi.
Ocak 2022 — Projenin sonu: ABD, EastMed Boru Hattı Projesi'ne sıcak bakmadığını Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail'e bildirdi. Washington'ın geri adım atması projenin sekteye uğramasına sebep oldu.
Bu çöküşün ardındaki gerçeği emekli Büyükelçi Oğuz Çelikkol net biçimde özetledi: EastMed'in esas çökme nedeninin, Türkiye'nin bu projeyi baştan itibaren kendi kıta sahanlığından geçmesi nedeniyle kabul etmemesi olduğunu ifade etti. Ayrıca Türkiye-Libya arasındaki deniz yetki alanları anlaşmasının BM kayıtlarına geçmesinin, Türkiye'nin tezinin ne kadar haklı olduğunu hem Türkiye hem Libya hem de Mısır gibi ülkeler için ortaya koyduğunu vurguladı.
İtalyan şirket ENI'nin CEO'su da sonunda gerçeği kabul etti: "EastMed çok zorlu bir boru hattı. Türkiye'yi dışarıda tutmak düşünülemez. Türkiye'nin katılımı olmadan İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan'ın anlaşmaya varabileceklerini hayal edemeyiz."
Türkiye, Libya anlaşmasıyla oyunu bozdu
Türkiye'nin bu kuşatmayı bozmasının kilit taşı, 27 Kasım 2019'da imzalanan Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Mutabakatı'dır.
Anlaşmanın teknik özü: Anlaşma, Türkiye'nin Kaş ilçesi ile Libya'nın Derne bölgesi arasında bir hat çizerek tanımlanmış, 6 noktalı bir sınırlandırma yapılmıştır. Teknik içerikte 18.6° doğu boylamına yakın koordinatlar esas alınmıştır.
27 Kasım 2019'da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı Fayez Serrac arasındaki görüşmeler sonucunda iki ülkenin dışişleri bakanlarınca imzalanan Mutabakat, iki ülkenin Akdeniz'deki karşılıklı kıyıları arasında deniz yetki alanları sınırını belirledi.
BM tescili-güvence: BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Türkiye ile Libya arasında imzalanan uluslararası anlaşmayı BM Şartı'nın 102. maddesi gereği 30 Eylül 2020'de onayladı. Anlaşmanın tek taraflı iptal edilemeyeceği, 1969 tarihli Viyana Anlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nde emredici hukuk normları kapsamında koruma altındadır.
Stratejik etkisi: Bu anlaşma, Yunanistan ve GKRY'nin Türkiye'yi 41 bin kilometrekarelik bir deniz alanına hapsetme gayesiyle yapılan siyasi oyunları bozdu.
Ankara, Libya anlaşmasıyla bölgede yeni bir hukuki ve ekonomik inisiyatif aldı. Bu anlaşmanın ardından Türkiye'nin bölge ülkeleriyle anlaşma yapamadığı yönündeki hipotez de yıkılmış oldu.
Libya’yı gözden kaçırmayın: Dikkatle izlemeye devam edin
Libya, yalnızca bir deniz hukuku anlaşması meselesi değil; Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki stratejik varlığını ayakta tutan canlı bir denge unsurudur.
Bölgede donanmasını etkili biçimde kullanan ve hak ilan ettiği bölgelerde askeri güç bulundurarak varlığını sürdüren Türkiye, Libya üzerinden bölgedeki gambot diplomasisini destekleyecek hukuki bir dayanak elde etti.
Libya'da hangi yönetim başa gelirse gelsin, Türkiye ile yapılmış bu anlaşmayla kazanılan deniz alanlarını Yunanistan'a vermeye yanaşması milli menfaatlerine son derece aykırı olacaktır. Bu durum anlaşmanın Libya tarafından da sürdürüleceğinin güvencesidir.
Kısacası, Libya'daki denge tutuldukça Türkiye hem hukuki hem de enerji koridoru açısından masada kalabilmektedir. Libya'daki istikrarsızlık ya da oradaki dengenin bozulması, bu kazanımları ciddi biçimde tehdit edebilir. Libya dikkatle izlenmelidir.
Tehdit sürüyor
Türkiye'nin EastMed zaferini kutlarken, güneyde yeni ve son derece somut bir tehdit şekillenmiştir: Güney Kıbrıs'ın hızla bir Batılı askeri üs kompleksine dönüşmesi.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Orta Doğu'daki kriz ortamı vesilesiyle adanın liman ve havaalanlarından kalkan savaş uçakları ve gemilerinin sürekli hareket halinde olmasıyla fiilen bir ABD ve NATO üssüne dönüşmüş durumda.
Tablonun ayrıntıları endişe verici: Larnaka Havaalanı'nda C-130 nakliye uçakları, CH-47 Chinook helikopterleri ve UH-1 helikopterleri bulunurken, Andreas Papandreou Üssü'nde V-22 Osprey helikopterleri görev yapıyor. Uydu fotoğrafları; U-2 yüksek irtifa casus uçağı, KC-135 Stratotanker yakıt ikmal uçağı ve A400M nakliye uçağının adada bulunduğunu da doğruluyor.
Güvenlik uzmanı Abdullah Ağar'a göre, bu üslerdeki askerlerin İhtimalat Planı'nda 3 yön bulunuyor: Levant Bölgesi (Doğu Akdeniz sahilleri), Afrika ve Türkiye istikametleri.
Mari (Tatlısu) Üssü — Yeni Karakol: Mari'deki helikopter pisti esas olarak ABD Silahlı Kuvvetleri tarafından Ulusal Muhafızlar ile işbirliği içinde inşa ediliyor. Rum Simerini gazetesi, bu altyapı çalışmaları kapsamında ABD'nin desteğiyle bölgedeki operasyonlarla ilgilenecek bir "Doğu Akdeniz Kontrol Merkezi" oluşturmanın gündemde olduğunu da yazdı.
İngiliz Üsleri — Ağrotur ve Dikelya: İngiltere'nin adadaki egemen üsleri Ağrotur ve Dikelya, Yemen'de İran destekli Husilerin bombalanması sürecinde etkin olarak kullanılıyor. İngiltere üslerine yapılan takviye ve yeni lojman inşaatlarıyla personel sayısının arttığına dair haberler Rum basınında yer alıyor.
Fransa da devrede: Fransa'nın, Rum kesimindeki Mari bölgesinde bulunan Evangelos Florakis Deniz Üssü'nden yararlanması sağlandı ve Fransa'nın maddi desteğiyle altyapısı yenilenerek Fransız Donanması'nın daimi olarak konuşlanabilmesinin önü açıldı. Hürriyet
Eylül 2024 — Resmi Yol Haritası: ABD ve GKRY arasında "İkili Savunma İşbirliğine Dayalı Yol Haritası" Eylül 2024'te imzalandı. Önümüzdeki 5 yıllık dönemi kapsayan bu anlaşma, Washington'un Güney Kıbrıs'taki kalıcı askeri varlığını belgeliyor.
Yunanistan’da da tehlike var
Güney Kıbrıs'taki yapılanmayı Yunanistan'daki ABD üs ağından ayrı düşünmek mümkün değil. Türkiye sınırına 20-23 km mesafedeki Dedeağaç başta olmak üzere Yunanistan'ın kuzeyinden güneyine uzanan üsler silsilesi, Türkiye'yi kuzeybatıdan çevirir; Güney Kıbrıs ise bu kuşatmanın güney çengesini oluşturuyor.
Rum Dışişleri ile dönemin ABD Dışişleri arasında varılan anlaşmaya göre ABD, GKRY'ye özel birlik konuşlandıracak ve Tatlısu'da helikopter üssü kuracak. Kısacası ABD, Kıbrıs gerçeklerini ve Türkiye'nin NATO üyesi olduğunu bir kenara koyarak Rum-Yunan ikilisi ve İsrail ile bölgedeki enerji kaynakları üzerinde yeni bir stratejik aksiyon içine girmiş durumdadır.
Sonuç
Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki tablosu şu ana kadar olumlu görünüyor: EastMed projesi fiilen çöktürüldü. Libya anlaşması BM'de tescil edildi ve tek taraflı iptal edilemez. Ankara enerji koridoru olma potansiyelini diplomatik ve hukuki kazanımlarla pekiştirdi.
Ancak tehdit ortadan kalkmış değil; yön değiştirdi. Güney Kıbrıs hızla askeri üs haline geliyor. Fransız, İngiliz ve ABD kuvvetleri adada kalıcı varlık kuruyor.
Kıbrıs adasında mevcut anlaşmalar hilafına diğer devletlerin daimi askeri varlığına kesinlikle müsaade edilmemesi yönünde her türlü girişim yapılmalı.
Libya'daki dengenin korunması, Kıbrıs'ta KKTC ile savunma işbirliğinin derinleştirilmesi ve enerji koridoru rolünün diplomatik müzakereyle perçinlenmesi, bu süreçte Türkiye'nin önündeki en kritik üç görev olarak öne çıkıyor.
Doğu Akdeniz’de satranç tahtası hala ortada, oyun bitmedi.
Bu analiz; SETA, Kriter Dergi, DEHUKAM, Anadolu Ajansı, DefenceTurk, TRT Haber, Euronews Türkçe, Hürriyet, Anadolu Ajansı ve çeşitli akademik çalışmalar kaynaklı araştırmalardan istifadeyle yapılmıştır.
Kaynak: Barandergisi.net