Son dönemde okullarda artış gösteren ve adeta "Amerikanvari" bir cinnet halini andıran şiddet sarmalı, toplumun geleceğini tehdit eder boyuta ulaştı. Ellerine silah alan çocukların okul koridorlarında dehşet saçması, meselenin sadece bir asayiş sorunu değil, derin bir sistem krizi olduğunu gözler önüne seriyor. Bu noktada teşhisi doğru koymak ve sorumluyu uzakta aramamak gerekiyor: Bugün evlatlarımızı birer suç makinesine dönüştüren manevi boşluğun ve toplumsal yozlaşmanın tek sorumlusu, on yıllardır bu millete dayatılan köksüz, ruhsuz ve Batıcı Kemalizm ideolojisidir.
Mevcut eğitim sistemi, insanı merkeze alan bir terbiye yerine, Batı’nın akılcılık ve faydacılık temelinde yükselen "mekanik bilgi" aktarımına odaklanmış durumdadır. Gençlerin ruhî ve kültürel dünyasını ihmal eden, onları yalnızca piyasa için birer "mamul" haline getirmeyi hedefleyen bu Kemalist eğitim modeli, içtimaî yozlaşmayı büyütmektedir. Ruhun, maneviyatın ve ilim-irfan şuurunun dışlandığı sınıflarda kendi tarihinden ve köklerinden koparılan nesiller, Batı’nın şiddet kültürüne karşı savunmasız bırakılmakta, neticede "daha dün bir bugün iki" dedirten bu korkunç tablolar kaçınılmaz hale gelmektedir.
Eğitimdeki bu çöküş, yalnızca ahlaki bir erozyonla sınırlı kalmayıp, gençleri büyük bir kimlik ve gelecek krizine de sürüklemektedir. Üretim ve meslek kazandırma işlevinden kopuk, sadece sınav odaklı ve "diplomalı işsizler" üreten Kemalist politikalar gençleri masa başı hayallerle oyalarken, onları sahada karşılığı olmayan bir birikime mahkûm etmiştir. Sanayide usta, toplumda şahsiyetli bir fert olma imkânı elinden alınan, yetenekleri köreltilen gençler içine düştükleri bu amaçsızlık ve stres sarmalı içerisinde şiddeti bir çıkış yolu veya bir ifade biçimi olarak görmeye başlamıştır.
Meseleyi çözmek adına ortaya konulan "değerler eğitimi" çalışmaları ise UNICEF gibi Batılı kuruluşların çizdiği çerçeveye sadık kalındığı müddetçe ölü doğmaya mahkûmdur.
Batılı normlarla bu millete biçilmiş rollerin dikiş tutmadığı, yabancı kültürel kodlarla hazırlanan müfredatların sahada hiçbir kalıcı fayda sağlamadığı artık açıkça görülmelidir. İslam ahlakının temel kavramları olan merhamet, adalet ve sorumluluk bilinci, Kemalist müfredatın içerisinde "örtük bir temenni" olmaktan çıkarılmadığı sürece, dijital mecraların ve yabancı kültürlerin kölesi olan nesilleri korumak imkânsızdır.
Bu şiddet dalgası ancak eğitim sisteminin ahlaki ve İslamî temellerle yeniden inşasıyla durdurulabilir. Suçluyu başka yerde aramaya gerek yok; Kemalizm’in bu millete giydirdiği dar ve ruhsuz elbiseden sıyrılıp, İslam ahlakını merkeze alan bir maarif nizamına dönmek artık bir tercih değil, varoluşsal bir zorunluluktur.





