Yazan: Alper Kaan Aykut

Âlemde cereyan eden her hadiseyi, her oluş ve kuruluşu bir bütünlük içinde idrak eden insan şuuru için el atılacak her mevzu, parça-bütün ilişkisi içerisindedir. İktisattan sanata, siyasetten sosyolojiye kadar bu böyledir. Genel anlamda insanlığın, özel olarak da milletimizin kurtuluşu ancak bütünlüklü bir dünya görüşüne nispetle kurulacak sistemle, unsurların birbiriyle ahenginden doğan nizam ve düzenle mümkündür. Dertler ve devalar, eleştiriler ve çözümler, sistemin tutarlılığı ve uygulanabilirliği oranında kıymetli ve yol göstericidir. Gerisi tutarsızlık ve hamasettir.

Böyle bir izahtan sonra ve bu izaha bağlı kalarak üniversitelerimizden bahsetmek, aslında insandan, âlemden, Türkiye’den ve bu çatı altına giren bütün insanî meselelerden bahsetmek demek olacaktır.

Öncelikle baş davamız gençliktir ki Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle genç: “Genç, ideal mevcelerini kapan bir cihaz… inanmaya en müsait bünye… bütün dehalar gençliklerinde pırıldadılar ve bütün davalar gençler elinde yürüdü…” (İman ve Aksiyon Konferansı). Genç; varlığın niçinini, oluşun nasılını soran, idealini arayan ruhtur. Hayat niçin ve nasıl yaşanmalı, kim olunmalı, ne yapılmalıdır? İşte gencin ıstıraplı ruh dünyasını çatışmalı hâle getiren varoluşsal sorular bunlardır.

Ve bir millet, gençlerine yaşanmaya değer hayatın hesabını veremez. Yerken, içerken, uyurken, çalışırken, düşünürken “bütün bunlar niçin?” diye soran genci aşkın davasına iletemezse, o hayat kaynağı, hayallerin, merakların, cesaret ve atılganlığın maliki genç, yapıcı, kurucu, ihya edici hüviyetini tam aksi yönde gerçekleştirir ve dinamizmin verdiği kuvvetle bütün bir medeniyeti, tarihi, kültürü ayaklar altına alır.

Demek oluyor ki bizim zaviyemizde eğitim ve öğretim müessesesinin zirvesini temsil eden üniversitenin rolü, pekâlâ genci zihniyle birlikte ruhunu da beslemek, onu öz milletinin önünde yürüyen, ilimde, teknikte, sanatta fatihler kılmaktır.

Üzülerek belirtiyorum ki Türkiye’de üniversitelerimizin manzarası bu idealden pek uzaktır. Tanzimat Fermanı’yla başlayan Batı taklitçiliği, Kemalist devrimlerle geri dönülemez bir yıkıma sebep olmuş, milletimiz kültüründen, dilinden, zevk ve irfanından tamamen koparılmıştır. Tabiri caizse varlık sebebimizi, ideallerimizi kaybetmiş ve tarihî sürekliliğimizi yitirmiş bulunuyoruz.

Bugün üniversitelerimiz postmodern bir anlayışa teslim olmuş, hakikat kavramını yitirmiştir. Öğrencisine tarihi, siyaseti, sosyolojiyi Batı literatürü ve bakış açısı üzerinden okutan akademisyenler, Batılı gözlükleriyle kendi kültür ve dinlerine adeta oryantalistler gibi bakmaktadırlar. Okutulan ve referans gösterilen kaynaklar tercüme eserlerdir ve yapılan çalışmaların meşruiyeti ancak Batı menşeine bağlanmaktadır. Bu gidiş, akademiyi milletinin ruh kökünden her gün daha da uzaklaştırmaktadır.

Bugün akademik dünya, 1200 yıllık Türk-İslâm kültür ve medeniyetine yabancılaşmış durumdadır. “Bir ilmin doğruluğu müntehasında belli olur.” hikmetinden hareketle esefle belirtiyorum ki, kendi milletine olan yabancılığı, üniversitelerimizi işlevsiz hâle getirmiş durumdadır.

Siyasî, içtimaî ve iktisadî krizler içinde zevk, tahassüs ve irfan kaynağını arayan milletimize söyleyecek hiçbir sözü bulunmamaktadır. Talebe, sadece diploma almak gayesi ve istihdam edilmek kaygısıyla günübirlik gayretler sarf ederken; mezun öğrenciler elleri boş bir şekilde üniversitelerden ayrılmaktadır.

Köksüzleşmiş eğitim ve öğretimin sonucunda ailesine, vatanına, dinine, mukaddesatına yabancılaşan gençlerin sayısı gün geçtikçe artarken, hangi gün unvanlı, anlı şanlı akademisyenler dönüp işlenilen ruh cinayetini fark edecek? Zihinlerini hangi vakit Batı kültür emperyalizminin sonucu olan hayat tarzı ve yanlış kabullerden kurtaracaklar? Böyle bir umudumuz kalmamıştır.

Fakat Müslüman Anadolu’nun aziz evlatlarının bütün menfî tesirlere rağmen kendilerini yetiştirecekleri, verilen zehri şifaya tahvil edecekleri, Batı’nın ve Doğu dünyasının bütün fazilet ve zaaflarını tespit ettikten sonra, bütün insanlığa “niçin”leri ve “nasıl”larıyla varlık, oluş, ilim, teknik, fert ve toplum ve daha nice insanî meselelerin hakikatini İslâm’da göstereceği şanlı günlere umudumuzla inancımız sımsıkı bağlıdır. Ve her ne yapıyorsak bu gaye için, bu gaye etrafında yapıyoruz.

Bahsi geçen dejenerasyonun ürettiği hovarda şen sıpa tipinin karşısında iftarlarda, çeşitli protesto ve basın açıklamalarında gördüğümüz Müslüman öğrenci profili yani bu gençlik, gelişimi ve tekamülü oranında Üstad’ın ifadesiyle Anadolu kıtası büyüklüğünde dava taşını gediğine koymaya namzet olan nesildir. Bu davanın liyakat ölçüsü pazarlıksız Allah’ın kitabına ve Resul’ünün sünnetine teslim olmak sahabî kadrosunun temsil ettiği topluluk hakikati keyfiyetini 21. asırda tüttürmektir. “Ashâbım yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olsanız hidayete erersiniz.” Hadis-i Şerif’te böyle buyuruluyor. Bugünün İslâmcı gençliği de onlardan başka örnek, model tanımamalıdır.

İslâm aleminin içinde bulunduğu malum durumu izah etmeye lüzum görmeden ve bütün İslâm beldelerine birbirine bağlı halkalar halinde bir zincir olarak tasvir edersek bugün Türkiye’deki İslâmcı gençliğin ve onların aslî faaliyet alanı olan üniversitelerin önemini belirtmiş oluruz. Ve Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun meşhur Aydınlık Savaşçıları şiirinde dediği gibi;

Sen oradan kıracaksın zinciri
Ben buradan
Bir gün mutlaka kavuşacak ellerimiz
Her şey aydınlığa çıkmak için
Her şey

Mutlak bir için.

Durumun tasviri açısından şahsî bir misal göstereceğim ve bu vesileyle cevap vermek niyetindeyim: İnancımız ve kavgamızdan haberdar olan bir akademisyen (kendisi verdiği derslerde insanlığın eriştiği ideal yönetim tarzının liberal demokrasiler olduğunu her dersinde yineler ve hâkim köhnemiş düzeni güzellerken), bana bir e-posta attı ve dedi ki: “Sen çok başarılı ve zeki bir öğrencisin. Senin akademisyen olmanı çok isterdim fakat sen bu mesleği yapabilecek geniş perspektife ve sağduyuya sahip değilsin. Radikal düşüncelerinden vazgeçmeni öneririm.”

Şimdi cevaben söylüyorum: Sizin ideal düzen ilan ettiğiniz başıboşluk rejiminde dünyada her gün çocuklar öldürülüyor, kadınların ırzlarına geçiliyor. Epstein skandalıyla ifşa olduğu gibi, aydınlarınız da bürokratlarınız da pedofili sapkınlıklarla anılıyor ve insanlık inim inim inliyor. Bize “radikal” diyenler, sessiz kalıp boyun eğenler, bütün bu karanlığın suç ortakları, işbirlikçileridir.

Ve bizim üniversitelerimiz, illa ki aslî sahiplerinin eline geçecek, insanlığa yol gösteren şahsiyetli aydınların yatağı olacaktır. Yeter ki bu toprakların evlatları, ruh kökleri olan İslâm’a pazarlıksız sarılsınlar, üzerlerindeki ataletten ve küçüklük ukdesinden kurtulsunlar.

Her şeyin aslına ve esasına rücu edeceği günlerin arifesinde yaşayan bizler için, kendi öz nefsimizden başlayarak evimiz, ocağımız, üniversitemiz, çarşımız, pazarımız, atölyemiz, fabrikamız ve meydan yerleri kavganın verileceği cephelerdir. Her yer ve her şey, Müslüman Anadolu evlatlarının gayretiyle, Allah’ın tevfikiyle İslâm olacaktır.

Görüş: Mukaddesatından koparılan nesillerin intikamı!
Görüş: Mukaddesatından koparılan nesillerin intikamı!
İçeriği Görüntüle

Sözlerimi bitirirken mücadelemizin farklı cephelerinde görevini ifa eden kardeşlerime Fransız ihtilalinin büyük önderlerinden Danto’nun şu sözlerini hatırlatmak istiyorum; “Cüret cüret ve daha fazla cüret’’

Bütün imtiyazlar hamle ve taarruz sahiplerinindir.

Aylık Baran Dergisi 50. Sayı Nisan 2026