Yalova’da 4 çocuğuyla tek başına geçimini sağlamaya çalışan Özbekistanlı bir anne (N.K.), çocuklarının Adnan Menderes Mahallesi’ndeki yatılı bir Kur’an kursuna devam etmesini sağlıyordu. Eşi emniyette çalışan bir komşu kadının "kursta darp edildikleri" yönündeki asılsız iftirasıyla olay fitillendi.
📌 Bakan Çiftçi "Ensar" nutku atarken annelerinden koparılan çocuklar işkence altında!
— Baran Dergisi (@barandergisix) June 28, 2026
🚫 Yalova’da asılsız iftiralarla çocukları ellerinden alınan muhacir anne, devlet kurumlarında sistemli bir işkence çarkına hapsedildi; "oyuncak silah" bahanesiyle çocukları savaş suçuyla… pic.twitter.com/X9OpNqdcKq
İhbar üzerine polis, kursa baskın düzenledi. 12 çocuk ve kurs hocası gözaltına alındı. Çocuklar, sanki kimsesizlermiş gibi alelacele devlet yurduna kapatıldı.
Haberi alan anne N.K. emniyete koştu. 2 gün boyunca çocuklarını görmesine izin verilmedi. Polisin anneye muamelesi ise tam bir "Kemalist" kinin tezahürüydü: Kıyafetine bakılarak aşağılandı, "Senin çocuklarına kimlik verenin..." denilerek hakaret edildi ve "Seni deport etmek lazım" tehdidiyle psikolojik baskı altına alındı.
Evdeki plastik oyuncak silahlar ve kılıçlar, dosyaya "suç delili" olarak eklendi. Mahkemeye "Bu çocuklar savaşa hazırlanıyor" şeklinde sahte raporlar sunuldu.
Çocuklar yurda yerleştirildikten sonra kabus başladı. Anne N.K.’nin ifadelerine göre;
- Çocuklar, yurttaki diğer büyük çocuklar ve güvenlik görevlileri tarafından sürekli darp ediliyor.
- Bir çocuğun kolu kırıldı, bazılarının kafasında ve kulaklarında kanamalı yaralar oluştu.
- Namaz kılmaları ve kendi dillerini konuşmaları engelleniyor.
- Kurum psikologları, çocukları "manipülasyon" teknikleriyle yalan beyana zorluyor.
- "Bizi savaşa hazırlıyorlar, bize şiddet uyguluyorlar de" diye baskı yapılıyor.
Anneler, görevli avukatlar ve yetkililer tarafından açıkça tehdit ediliyor: "Eğer bu olayı basına verir, gündem yaparsanız çocuklarınızı bir daha asla göremezsiniz!"
Anne N.K. durumu öğrenmek için müdürle konuşmak istediğinde, müdür ve yardımcısının "o gün izinli" olduğu söylenerek oyalandı. Güvenlik kameralarının "bozuk olduğu" iddia edilerek deliller karartıldı.
Çocuk, annesine yalvarıyor: "Anne nolursun beni bırakma!" Korkudan titriyor, vücudundaki morlukları gösteremiyor, "Şu an söyleyemem, buradan çıkarsam kimin dövdüğünü söyleyeceğim" diye ağlıyor.
Başlangıçta "Kurum yetkilileri her defasında yeni bahaneler üreterek çocuklarıyla görüşmemesi için anneyi geri çevirdi. Bazen müdür izinliydi, bazen "çocuğun psikolojisi uygun değil" denilerek görüşmeler iptal edildi. Anne, kendi evladını görebilmek için kapı kapı dolaştırılıp süründürüldü.
Anneye hiçbir şekilde düzgün bilgilendirme yapılmadan, çocukların "korunmaya muhtaç" olduğu iddiasıyla alelacele mahkeme kararları çıkartıldı. Anne, yasal haklarını kullanamadan, adeta "kendi evladından tecrit edildi."
Bakan Çiftçi’nin "Ensar" nutukları ve sahadaki gerçek
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, 2 gün evvelki Göç İdaresi toplantısında şunları söylüyordu: "Peygamber Efendimizin Ensar ile Muhacir arasında kurduğu kardeşlik hukuku, bugün de bizlere yol göstermektedir. Mazlumun hakkı asla göz ardı edilemez."
Yalova’daki yurtlarda, o "kardeşlik hukuku"nun yerini, Müslüman çocukların kolunu kıran bir "Kemalist nefret" almış durumda. Vaziyet bu durumdayken afili lafların kime ne faydası oluyor sormak isteriz.
Bakan Çiftçi göreve gelmeden önce GGM’lerde tam bir psikopatça zulüm dönemi yaşanıyordu. Mazlumlar, kendi zalim hükümetlerine gönderilip "celladına teslim ediliyordu." Bakan bu gaddarlığı gördü, müdahale etti, GGM’lerdeki zulmü nispeten azalttı, Göç İdaresi’nin tepesindeki isimleri değiştirdi. Muhacirler bir nebze rahatladı.
Ancak bu hadiseyle beraber de net şekilde görüyoruz ki, "baş" değişse de "gövde"nin aynı kaldığı görülmektedir. Göç İdaresi’nin hücrelerine kadar sinmiş o faşist Kemalist tortular, hâlâ nefes alıyor. Bakanın "Ensar" edebiyatı yaptığı masalarda, alt kademelerdeki bu zulüm makineleri tıkır tıkır işliyor.
Ya Bakan bu yapılanmanın farkında değil, ya da bilerek bu "kardeşlik" masalları bir vitrin süsü olarak kullanılıyor. Başka bir açıklaması yok.
Toplu temizlik hayati bir şart!
Eğer Bakan Çiftçi samimiyse, ilk vazifesi "Ensar" nutukları atmak değil, Göç İdaresi’ni bu Kemalist tortulardan kökten temizlemektir. Kendi elleriyle kurduğu sistemde, bir annenin çocuğunun çığlığını "devletin gücüyle" susturmaya çalışan o cellatları beslemek, yeryüzünü yerinden oynatacak cinste bir Müslüman anne ahı almaktır.
Bu zulüm bir "hata" değil, "sistemli bir ihanet"tir. İhanet, ancak kökten bir tasfiye ile son bulur. Artık yeter!
Kaynak: Dailyislamist, Baran Dergisi