Cumhuriyet Gazetesi’nin 1929’dan itibaren memleketin ahlak ve hayasını çürütmeye yeminli bir şekilde tertip ettiği "Güzellik Yarışmaları", Anadolu'nun değerlerine ve İslam'ın varlığına duyulan kinle saplanmış bir hançerdi. 1932’de "Türkiye Güzeli" seçilerek Belçika’ya gönderilen Keriman Halis’in "Dünya Güzeli" ilan edilmesi, bir estetik başarısı değil, İslamiyet'e karşı topyekûn bir imha projesinin neticesiydi.
O gün podyumda sergilenen sadece bir genç kızın bedeni değil, Kanuni Sultan Süleyman’ın gibi ecdatların ve Müslüman kadının izzetiydi. Yarışmanın sunucusu ve jüri heyeti, bu seçimin arkasındaki o kirli, karanlık ve İslam’a duyulan derin kinle yoğrulmuş gayeyi şu sözlerle dile getiriyordu:
"Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa'nın hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. 1400 senedir dünya üzerinde hâkimiyetini sürdüren islamiyet artık bitmiştir. Onu Avrupa bitirmiştir. Bir zamanlar sokağı bile, pencere arkasından seyredebilen müslüman kadınların temsilcisi Türk güzeli Keriman, mayo ile aramızdadır. Bu kızı, zaferimizin tacı kabul edeceğiz, onu kraliçe seçeceğiz. Ondan daha güzel varmış, yokmuş bu önemli değil! Bu sene güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene İslam'ı yenmenin zaferini kutluyoruz. Avrupa'nın zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa'da oynanan dansa müdahalede bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın torunu işte mayo ve sütyen ile önümüzdedir. Kendini bizlere beğendirmek istemektedir. Biz de bize uyan bu kızı beğendik. Müslümanların geleceği böyle olması temennisiyle Türk güzelini dünya güzeli olarak seçiyoruz. Fakat kadehlerimizi Avrupa'nın zaferi için kaldıracağız."
KADEHLER MÜSLÜMANLARIN RUH PLANINDA MAĞLUBİYETİNE KALKTI!
Bu ifadeler, Kemalist "modernleşme"nin aslında neye hizmet ettiğinin en sarih ispatıdır. Keriman Halis’in resimlerini kartpostal yapıp satan zihniyet, Müslüman kadını "vitrin malzemesi" haline getirerek Batı’nın önünde diz çöktürmenin sarhoşluğunu yaşıyordu.
Ecdadın Viyana kapılarında titrettiği Avrupa, intikamını podyumlarda, mayo ve sütyen teşhiriyle alıyordu. Sunucunun açıkça ifade ettiği gibi; mesele güzellik değil, "Müslümanları bu hale getirmenin zaferi"ydi! Bir zamanlar Fransa’daki dansa fermanıyla son veren cihan padişahının torununu, kendini Batılılara beğendirmeye çalışan bir figür haline getirmek, bu rejimin en büyük "başarıları"ndan biri olarak tarihe geçti.
Bu milleti köklerinden koparıp Batı’nın sömürgesi haline getiren bu aşağılık zihniyetten hesap sormak Müslüman'ın asli vazifesidir. Keriman Halis hadisesi, sadece bir yarışma değil; Kemalistlerin İslam’a duyduğu o dehşet verici kinin, o en süfli nefretin ibretlik bir vesikasıdır.