İhtisas önemli bir kavram… Şimdilerde, pek ihtiyaç hissedilmediğinden olacak pek kullanılmıyor. İhtisas sahibi kimse bir alanda birikim, bilgi ve tecrübe sahibi olmakla kalmaz, müktesebatının sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini de iyi bilirdi. Teknolojik ilerlemenin türettiği yeni medya araçları herkese serbestçe konuşma ve yazma imkânı getirdi. Her konuda konuşma cüretini göstermesi için o imkanlara sahip herkesi konuşmaya teşvik etti. İhtisas sahiplerinin konuştuğu diğerlerinin sessiz dinleyiciler olduğu bir dünya teknoloji patronları için yeterince kârlı değildi çünkü. Herkes aklına geleni tereddütsüzce söylemeli, söyledikçe o işlerin ehli olduğuna kendisi de inanmalı, inandıkça daha çok söylemeli ve garip bir şekilde bu sığ ifrazatından özgüven devşirmeliydi. Yine o ekseriyet karşıt görüşlerle ilgili herhangi bir tereddüt yaşamamalı, aksine böyle durumlarda sesini daha da yükseltmeli, o bulunmaz şahsiyetini kutsamak adına elindeki imkanların daha fazlasını istemeli ve nihayetinde daha fazlası için daha fazla ödemeyi de göze almalıydı. Elbette her yeni imkân karşıt üfürmelerden doğan çatışmaları arttıracak, bu da bu imkanlar piyasasının ekonomik çapını sürekli büyütecek ve patronların çok daha fazla kazanmasının yolunu açacaktı.
Bu tabloda en büyük etkileşime sahip olanlar, herhangi bir şey yaparak toplum nezdinde tanınırlık kazananlar oldu. Filanca meselede gerçekten belli bir uzmanlığı olanlar, her konuda akıllarına esen her şeyi söyleyerek bu itibarlarını her alana yaymaya çalıştılar. Bunun neticesinde mesela iyi şarkı söylediği için toplumsal meselelerde son sözü söylemeye heveslenen pop starlar, iyi bir doktor olduğu için hadislerin sıhhati hakkında atıp tutma hakkını kendinde gören kardiyologlar, dört tane incik boncuğu bir ipe dizip boynuna asabildiği için vahdet-i vücud çözümleyen neo yaşam koçları, abdestsiz akıldaneler türedi. Bunlar tanınan insanlar olduğu için bu laf ebelerine kulak veren kalabalıklar da hiç eksik olmadı. Asıl sıkıntı bu değildi ama, bundan daha büyük bir şeydi: Üstünde taklalar atılan mevzular ciddi mevzulardı ve o mevzuları gerçekten bilen, sindiren ve fikriyatına, muhtevasına, irfanına, hikmetine sahip olan sesler de bu kakafonik ortam sebebiyle duyulmaz hale geldi.
“Bir uzmanın sivrilmesi, onu daha tehlikeli yapıyor. Büyük keşifler veya faydalı icatlarla tanınmış olan bilginler, bir konudaki bilgilerinin diğer konuları da içine aldığına inanırlar. Mesela Edison, felsefe ve din üzerindeki görüşlerini halka bildirmekte tereddüt etmiyordu ve halk da bu yeni konularda onun öteki konularda olduğu kadar otoriter olduğunu sanarak sözlerini saygıyla karşılıyordu. İşte bu suretle, bilmedikleri şeyleri öğretmeye kalkışan büyük adamlar, insanlığın bir sahada terakkisine katkıda bulunurken diğer bir sahada bu terakkiyi geciktiriyorlar” diyor Alexis Carrel, meşhur kitabı ‘İnsan Denen Meçhul’de.
Bilgelik bilmediğini söylememek, bildiğinin de sadece lüzumlu olanını söylemekti. Şimdi bilmediğini bilmeyenlerin etkileşim aldığı sürece bilmediğini söylemelerinde beis görülmez oldu. Bu mümkün oldu; çünkü dinleyenler de hem bilmediğini bilmeyen birini dinlediklerini bilmiyorlardı hem de biraz sonra onlar da başka bir tarafa dönüp bilmedikleri bir konuda bilir bilmez lafazanlık edeceklerdi.
Gökhan Özcan, Yeni Şafak