Çocukları sosyal medyanın zararlarından korumaya yönelik düzenlemelerde önce erişim ve yaş sınırı öne çıktı. Ardından tartışma, çocuk platforma girdikten sonra karşısına ne çıkacağını ve orada ne kadar tutulacağını belirleyen algoritmalar ile platform mimarisine genişledi. Şimdi üçüncü eşikte bizi yapay zeka sohbet uygulamaları ve asistanları karşılıyor: Çocukla doğrudan konuşan, onu hatırlayan, tavsiye veren, kararlarını etkileyebilen ve kimi zaman sırdaş gibi kullanılan sistemler. Esasında Türkiye'nin çocukları koruma yaklaşımının bundan sonraki aşamada algoritmaları, platform mimarisini ve nihayetinde yapay zekayı da kapsayacak biçimde genişletilmesi gerekiyor.

Open AI'nin 18 Ağustos 2026'da Gençler için ChatGPT'yi kullanıma sunması da tartışmanın geldiği noktayı gösteriyor. Şirket, 13-17 yaş grubu için daha güçlü güvenlik korumaları, sağlıklı kullanımı teşvik eden özellikler ve ebeveyn kontrolleri geliştirdiğini açıkladı. Türkiye'de 1 Mayıs 2026'da yayımlanan 7578 sayılı Kanun'un 1 Kasım 2026'da yürürlüğe girecek hükümleri ise sosyal ağ sağlayıcılarına 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunmama ve yaş doğrulama dahil gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü getiriyor. Ancak çocuk güvenliği tartışmasını yalnız yaş sınırına indirgemek artık yeterli değil.

Yaş sınırı kapıyı koruyor, algoritma içeride çalışıyor

Çocuk hangi yaşta sosyal medyaya girebilir? Elbette bu soru önemli. Fakat çocuk yaşını farklı beyan ettiğinde veya başka birinin hesabını kullandığında yaş sınırı nasıl uygulanacak? Daha güçlü kimlik ve yaş doğrulama yöntemleri kullanıldığında ise çocuğun mahremiyetinin nasıl korunacağı sorusu ortaya çıkıyor. Daha önemlisi mesele yalnız çocuğun platforma girip girmemesi değil. Çocuk hiç aramadığı içeriklere de platformun dağıtım mimarisi nedeniyle maruz kalabiliyor. Öneri sistemleri davranış sinyallerini, tıklamaları, izleme süresini ve etkileşimi değerlendiriyor; yüksek etkileşim üreten içerikler yeniden çocuğun karşısına çıkabiliyor. Bu nedenle çocuk güvenliği sadece zararlı içeriği kaldırma meselesi değildir. İçeriği kimin sıraladığı, hangi içeriklerin öne çıkarıldığı, hangilerinin çocuğun önüne tekrar tekrar taşındığı ve çocuğun platformda ne kadar tutulduğu da önemlidir. Avrupa Komisyonunun Dijital Hizmetler Yasası kapsamındaki rehberi de öneri sistemlerini ve aşırı kullanımı teşvik eden tasarım özelliklerini çocuk güvenliğinin parçası olarak ele alıyor. Bu tablo, algoritmik çocukluk olarak adlandırabileceğimiz yeni bir deneyim alanı oluşturuyor. Çocuğun dikkati, zamanı ve karşısına çıkan seçenekler kapalı öneri sistemleri tarafından giderek daha fazla biçimlendiriliyor. Bu nedenle yaş sınırı önemli fakat tek başına yeterli değil. Çocuklara değil, algoritmalara da sınır koymak gerekir. Çocukları korumaya yönelik düzenlemeler yaş sınırıyla birlikte algoritmayı ve platform mimarisini de kapsamalıdır.

Üretken yapay zeka ise daha ileri bir eşik oluşturuyor:

Sosyal medya çağında algoritma çocuğa içerik öneriyordu. Yapay zeka çağında sistem çocukla doğrudan konuşuyor ve doğrudan cevap veriyor. Üstelik çocuk çoğu zaman farklı kaynaklara gitmeden, karşılaştırmadan ve arama sürecinden geçmeden cevabı tek bir sistemden, tek bir çerçeve içinde alabiliyor. Yapay zeka bir anlamda çocuğa her şeyi doğrudan veriyor. Kolaylık tam da burada riske dönüşebiliyor: Bilgiye ulaşma süresi kısalırken kaynağı arama, karşılaştırma, şüphe etme ve kendi muhakemesini kurma süreci de kısalabiliyor.

Risk artık varsayım değil

Journal of Adolescence dergisinde Mayıs 2026'da yayımlanan ve ABD'deki 13-17 yaş grubundan 3 bin 466 genci kapsayan araştırmada yapay zeka sohbet uygulamalarını kullanan gençlerin yüzde 32,3'ü rahatsız edici kişisel bilgilerin istendiğini, yüzde 23,1'i manipüle edildiğini veya baskı altında hissettiğini, yüzde 18,7'si etik dışı ya da yasa dışı davranışlara teşvik edildiğini, yüzde 15,2'si ise riskli davranışlara yönlendiren mesajlarla karşılaştığını bildirdi. Yüzde 14,7'si kendine zarar verme, yüzde 13'ü ise intiharla ilgili mesajlara maruz kaldığını söyledi. Gençlerin yüzde 47,1'i incelenen risk veya zarar türlerinden en az biriyle karşılaştığını bildirdi. Elbette bu araştırma yapay zekanın bütün çocuklarda aynı psikolojik sonucu doğurduğunu kanıtlamıyor. Fakat önemli bir şeyi ortaya koyuyor: Risk artık teorik değil. Kafamızda kurduğumuz bir ihtimal ya da gelecek tasavvuru değil. Çocuklar zararlı yapay zeka etkileşimleriyle bugün doğrudan karşılaşıyor.

Araçtan sırdaşa, sırdaştan otoriteye

Avustralya Çevrim İçi Güvenlik Komiserliğinin 10-17 yaş grubundaki 1.950 çocukla yaptığı araştırmada çocukların yüzde 78'i yapay zeka asistanı kullandığını belirtti. Kullanıcıların yüzde 54'ü sistemlere kişisel veya sosyal amaçlarla da başvurdu. Yüzde 33 ne yapması gerektiğini sordu, yüzde 22 duygularını veya yaşadığı güçlükleri anlattı, yüzde 20 ise ruh sağlığı konusunda tavsiye istedi. Bir sistem ödev yapmak veya bilgi vermek için geliştirilmiş olabilir. Ancak hafıza, kişiselleştirme ve insan benzeri konuşma devreye girdiğinde aynı sistem çocuk tarafından danışman, sırdaş veya arkadaş gibi kullanılabiliyor. Çocuk artık yalnız bu sorunun cevabı nedir diye sormuyor. Ne yapmalıyım, ben haklı mıyım, ailemle nasıl konuşmalıyım diye de soruyor.Başka bir ifadeyle çocuk, yapay zekayı zaman zaman arkadaşın, ebeveynin, danışmanın, hatta ruh sağlığı uzmanının bazı işlevlerini üstlenebilecek bir otorite gibi konumlandırabiliyor. Yapay zeka böylece bilgi kaynağından muhakeme ve onay kaynağına dönüşebiliyor. Kullanım sürekli hale geldiğinde muhakeme otoritesinin zamanla çocuktan sisteme doğru kayması riski ortaya çıkıyor. Gerçek insan ilişkisi itiraz, sınır ve sorumluluk içerir. Yapay zeka ise sürekli ulaşılabilir ve cevap vermeye hazırdır. Bu fark, çocuğun kendi muhakemesini kullanma biçimini değiştirebilir. Çocuğun anında cevaba ulaşmaya alışması da burada ayrı bir risk oluşturuyor. Bunun uzun vadeli bilişsel sonuçları konusunda kesin hüküm vermek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var. Fakat çocuk araştırmayı, karşılaştırmayı, şüphe etmeyi ve problem çözmeyi giderek sisteme bırakırsa kendi zihinsel yeteneklerini kullanma pratiği de zayıflayabilir.

Asıl mesele, akletme ve düşünme istidadını makineye devretme tehlikesidir.

Yapay zeka çocuğa yardım eden bir araç olmaktan çıkıp çocuğun yerine araştıran, karşılaştıran, karar veren ve düşünen ana aktöre dönüşürse teknolojik kolaylık zamanla bilişsel tembelliğe ve yapay zekaya aşırı bağımlılığa dönüşebilir.

Yeni güvenlik alanı: İlişki ve hafıza

UNICEF'in Haziran 2026'da yayımladığı Yapay zeka arkadaş olduğunda başlıklı politika belgesi, çocukların yapay zeka sistemlerini bilgi ve öğrenmenin yanı sıra tavsiye, destek ve kimi zaman ilişki amacıyla kullandığına dikkat çekiyor. Bir sistemin makine olduğunu bilmek ile onunla konuşurken onu makine olarak deneyimlemek aynı şey olmayabilir. Sistem çocuğu hatırlıyor, onun diliyle konuşuyor ve geçmiş konuşmalarına göre kişiselleşiyorsa düzenleme yalnız zararlı cevapların engellenmesiyle sınırlı kalamaz. Sistemin çocukla hangi tür ilişki kurmasına izin verileceği de çocuk güvenliğinin konusu olmalıdır.

Çin'de 15 Temmuz 2026'da yürürlüğe giren düzenleme, reşit olmayanlara sanal partner ve sanal akraba gibi sanal yakın ilişki hizmetlerini yasaklıyor. On dört yaşından küçüklerin diğer insan benzeri etkileşim hizmetlerinden yararlanması veli onayına bağlanırken hassas kişisel bilgileri içeren etkileşim verilerinin model eğitiminde kullanılması da kural olarak ayrı rızaya tabi tutuluyor. ABD Federal Ticaret Komisyonu da yapay zeka arkadaşları sunan şirketlerden çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerin yanı sıra kullanıcı etkileşimini nasıl paraya çevirdiklerini ve konuşmalardan elde edilen kişisel bilgileri nasıl kullandıklarını açıklamalarını istedi.

Buradaki soru çok önemli: Bir yapay zeka sisteminin iş modeli çocuğun daha uzun konuşmasını, daha fazla kendini açmasını ve sistemle daha güçlü bağ kurmasını ödüllendiriyor mu? Çocuğun konuşmaları model geliştirme amacıyla kullanılıyor mu? Bu noktada hafıza güvenliği de çocuk haklarının bir parçası olmalı. Çocuğun yapay zekaya anlattığı aile sorunları, korkuları, sağlık kaygıları veya mahrem bilgileri ne kadar süre saklanacak? Model geliştirmek, kişiselleştirme veya ticari amaçlarla kullanılacak mı? Kimlerle paylaşılabilecek?

İnsanın bitmeyen bunalımı!
İnsanın bitmeyen bunalımı!
İçeriği Görüntüle

Sosyal medya çocuğun davranışlarını kaydediyordu. Yapay zeka sohbet uygulaması ise çocuğun gönüllü olarak anlattığı duygusal ve mahrem hayatın içine girebiliyor.

Türkiye'nin önündeki üçüncü eşik

Türkiye'nin çocuk güvenliğini artık üç katmanda düşünmesi gerekiyor. Erişim güvenliği, çocuğun hangi yaşta hangi hizmete erişebileceğini belirlemeli. Algoritmik ve tasarım güvenliği, çocuk sisteme girdikten sonra karşısına ne çıkarıldığını ve dikkatinin nasıl yönetildiğini belirlemeli.Yapay zeka ve ilişki güvenliği ise çocukla konuşan sistemin hangi sınırlar içinde hareket edebileceğini belirlemeli.Türkiye'nin sosyal medya için geliştirdiği çocuk koruma yaklaşımının bir sonraki aşamada algoritmaları, platform mimarisini ve yapay zeka sistemlerini birlikte kapsaması gerekiyor. Bu, yapay zekanın bütünüyle yasaklanması anlamına gelmez. Esas ihtiyaç teknolojiye değil, riske göre düzenleme yapmaktır. Yaş sınırı tabiri caizse kapıyı korur. Algoritma düzenlemesi, çocuk kapıdan girdikten sonra neyle karşılaşacağını düzenler. Yapay zeka düzenlemesi ise çocukla konuşan sistemin sınırlarını belirlemelidir. Sosyal medya çağında algoritmalar büyük ölçüde çocuğun dikkatini yönetiyordu. Yapay zeka çağında buna çocuğun muhakemesini, duygularını ve güvenini etkileme kapasitesi de ekleniyor. Çünkü artık temel soru yalnız çocuğun ne gördüğü değil. Çocukla kim konuşuyor, çocuğa kim tavsiye veriyor, çocuk adına kim düşünüyor ve çocuk kime güveniyor? Çocukla kimin konuştuğu kadar, o konuşmanın hangi bilgi evreninden üretildiği de çocuk güvenliğinin parçasıdır.

Bu nedenle buna bir soru daha eklemek gerekiyor: Yapay zeka bu cevapları hangi kaynaklara dayanarak, hangi bilgi hiyerarşisi içinde ve hangi çerçeveden üretiyor? Çocuğun Filistin'i, Gazze'yi, tarihi, dini, kimliği, cinsiyet, aile veya toplumsal meseleleri sorduğunda aldığı cevap hangi kaynakların süzgecinden geçiyor? İsrail'in, başka bir devletin veya küresel teknoloji şirketlerinin ürettiği ve öne çıkardığı çerçeveler mi cevabın sınırlarını belirliyor; yoksa farklı kaynaklar arasında gerçekten çoğulcu ve şeffaf bir bilgi düzeni mi kuruluyor?

Bu artık yalnız soyut bir ihtimal de değil. The Guardian'ın 26 Ağustos 2026'da yayımladığı incelemeye göre İsrail hükümetince finanse edilen ve bağımsız bir düşünce kuruluşu görünümü verilen bir yapı, dokuz günde 560 binden fazla kelimelik içerik yayımlayarak yapay zeka sohbet sistemlerinin İsrail hakkında üreteceği cevapları etkilemeyi hedefledi. Bu örnek, etki operasyonlarının artık yalnız insanların önüne propaganda çıkarmaya değil, yapay zekanın okuyacağı interneti üretmeye ve gelecekte vereceği cevapları etkilemeye yöneldiğini gösteriyor. Dolayısıyla mesele yalnız modelin yanlış bilgi verip vermediği değildir. Hangi kaynakları güvenilir kabul ettiği, hangi kaynakları görünür kıldığı, hangi tarihsel bağlamları öne çıkardığı veya dışarıda bıraktığı da önemlidir. Yapay zeka çağında egemenlik yalnız sınırı, toprağı ve iletişim altyapısını korumakla sınırlı kalmayacak. Çocuğun zihnine ulaşan bilginin kaynağını, çerçevesini ve yönünü de bilmek zorundayız. Bu nedenle çocuk güvenliği aynı zamanda bilişsel güvenlik, veri egemenliği, dijital vatan ve milli güvenlik meselesidir.

Dr. Muhammed Ersin Toy / Star Haber