Çok tekrar edildiği, çok karşımıza çıktığı için ezberimize aldığımız, gerçek sandığımız, dolaşımına kandığımız yargı cümleleri, söz kalıpları var. Bir zaman sonra bunları duya söyleye kendi düşüncelerimiz sanmaya başlıyoruz. Halbuki bu ezberleri edinmek için bir iki dakika bile o lakırdılar üstünde düşünmüşlüğümüz yok. Yani bir şeyleri düşüncemiz diye alıyor, kullanıyor, etrafa satıyor, tafrasını yapıyoruz ama aslında onlar bizin düşündüğümüz şeyler değil, aşırı tekrarın illüzyonuna kapılarak düşüncemiz sandığımız şeyler! Bizler, hepimiz değilse de büyük kısmımız, dışarıdan alıp üstümüze takıp takıştırdığımız bu edinilmiş yargı cümleleri ve söz kalıplarının papağanı, bölge bayii, aksi sedası olarak ortalıkta dolaşıyor, gerçek fikirlerin seslerini duyurması gereken insani muhitleri bu kuru gürültüyle dolduruyor, işgal ediyoruz.
“Neden burada bu kadar hareketsiz duruyorsun?” diye sordular. Yerinden hiç kıpırdamadan, “Düşünceler gelip zihnimde rahat etsinler, istedikleri kadar demlenebilsinler diye” cevabını verdi usulca.
Rainer Maria Rilke ‘Genç Bir Şaire Mektuplar’ kitabında düşüncenin nasıl ve nerede demlenmesi gerektiğine dair çok değerli bir şey söylüyor: “İnsanın, her izlenimin ve her duygu tohumunun tamamen içinde, karanlıkta, söylenemez olanda, bilinçdışında, kendi aklıyla erişemeyeceği alanda tamamlanmasına izin vermesi ve derin bir itaat ve sabırla yeni bir açıklığın doğacağı saati beklemesi gerekir.”
Bir yolda yürürken köşeyi dönünce neyle karşılaşacağını bilmiyorsun ama her hadisenin nereden gelip nereye gittiğini bildiğine kendini kolayca inandırmışsın. Benden duymuş olma ama işi bilenler buna zihin körleşmesi diyor.
“Ben eskiden düşüncelerin seslerini duyabiliyordum,” dedi tuhaf kılıklı bilge, “şimdi sanki her yere derin bir sessizlik hâkim!”
Merak bilgi taşıtının ön tekerleğidir. Ön tekerlek yürümezse arka tekerlekler sadece patinaj çeker. Merakını yitiren yerinde saymaya kendini mahkûm eder.
Kırk yıldır kafasında gezdirdiği bir sorunun cevabını dört dakikada bulmak istiyor kimi insanlar!
Rilke aynı kitabında, cevapları hemen şimdi bedelsiz olarak elde etmeyi isteyenlere asıl olanın bundan daha başka bir yerde aranması gerektiğini söylüyor: “Şimdi cevapları, henüz onları yaşayacak durumda olmadığınız için size verilemeyecek olan cevapları aramayı bırakın. Mesele, her şeyi yaşamaktır. Şimdi soruları yaşayın. Belki sonra gitgide, farkında olmadan, uzaklarda bir gün cevabın içine doğru yaşarsınız.”
Kırk yıldır kafasında gezdirdiği sorunun cevabını senden dört dakikada almak istiyor kimi insanlar!
“Biliyor musun, delikanlılık yıllarımda işitip defterime not aldığım bir cümlenin ne anlama geldiğini yaşlanmanın eşiğindeki bir adam olarak ancak bugün idrak ettim” dedi bankta oturanlardan biri. “Acelen neydi?” diye sordu gülerek diğeri.
Anlamın acelesi yoktur, ağır adımlarla ilerler çoğu zaman. Hızlı yürümeyi alışkanlık edinenler bu yüzden onun farkına varmaz, yanından geçip giderler.
Bir kenarda oturup kara kara düşünen kederli bir kelime görürseniz, telaşla oradan oraya koştururken anlamını düşürüp kaybettiğine rahatlıkla hükmedebilirsiniz!
“Akşamın yeterince demlendiyse artık şu çayımızı içelim!” diye seslendi kadın, balkonda sessizce oturmakta olan kocasına.
Birden durdu ve “Bu yaptığınız patırtı büyük düşüncesizlik!” diye bağırdı dünya, üstünde anlamsızca kıpraşaduran milyarlarca insana.
Gökhan Özcan, Yeni Şafak





