Yaptığımız şeyleri sürekli birbiri ardı sıra ekleyerek yapıyoruz. Arada neredeyse hiç boşluk bırakmıyoruz. İçimizde, yaptıklarımızın ucunu bırakırsak akışı kaçıracağımızı, geride kalacağımızı, bir daha durumu toparlayamayacağımızı söyleyen bir ses var. O ses bizim sesimiz değil; dünyanın sesi, dünyayı bu hale getirenlerin sesi! Bir şey kaçıracağımız yok aslında, bir şeylere yetiştiğimiz de yok; öyle olacağına, bu döngünün dışına çıkamayacağımıza körlemesine inandırılmışız. Gölgemizi kovalıyoruz ve yakalayamıyoruz ve kovalamaya devam ediyoruz ve yine yakalayamıyoruz. Bu böyle devam edip gidiyor ve biz buna hayat diyoruz. Bunu hayat bilmenin zorunlu olduğunu düşünüyoruz. Bu şekilde yaşanmazsa olmaz sanıyoruz.

“Bir sabah uyansam ve ne yapacağımı bilemesem diyorum” dedi yanındakine, “Bu nedense bana çok heyecan verici geliyor!”

“Modern toplumda giderek daha çok insan anlam yoksunluğu çekiyor. Her alanda ve her düzlemde çekiyorlar bu yoksunluğu: Çalışmayı anlamlandırmada, kendi hayatlarını anlamlandırmada, genel olarak hayatı anlamlandırmada. Anlam kuvvet verir, anlamsızlık kuvvetten düşürür. İnsanlar bir anlam görürlerse, birçok şeye göğüs gerebilir, birçok şeyi alt edebilirler, bir anlam göremezlerse hemen hiçbir şeyin üstesinden gelemezler” diyor Wilhelm Schmid, ‘Mutsuz Olmak’ ismini verdiği kitabında.

Modern hayat, özellikle şu son çeyrek asırda aldığı şekliyle pek çok yoruma zemin hazırlıyor. Aciz kanaatime göre bu yorumlardan biri, yeni hayatın molası olmayan sürekli hareketlilik halini insanlara dayatan bir model olmasıdır. İnsanlar yapıp etmeye mecbur ve memur kılındıkları şeylerin anlamı hakkında düşünmeye fırsat bulamayacakları bir meşguliyetler çağında oradan oraya sarhoş edici bir döngüsellikle koşturup duruyor. Bu koşuşturmanın bir molası olsa, o anlam boşluğu hemen fark edilecek belki de. Ama o mola verilmiyor, bedenler gibi zihinler ve kalpler de sürekli layık olmadıkları türedi şeylerle meşgul halde tutuluyor.

Hayatlarımız olabildiğince renklendirilmiş rutinlerle tıka basa doldurulmuş durumda. Mesela tatile bile canımız öyle istediği için değil, belli bir dönemde herkesin canının tatil çekmesi insanlığın bir gereği olduğu fikrine inandırıldığımız için gidiyoruz. Ve o tatili de yine herkesin yaptığı gibi bire bir ayniyle yapmaya kendimizi mecbur hissediyoruz. Bunu bir ayrıcalık ve rutinin dışına çıkmak için bir imkân sanıyoruz. Oysa her senenin aynı döneminin tartışmaya kapalı rutini bu. Turizm sektörünün heva heves notalarından ilgili olanlarına basmasıyla ilgili bir arzulanma hali kısaca. Meselenin iç yüzünü anlamak zor değil dikkatli bakılırsa! Bu böyle ama bunu kabul etmeye yanaşmıyoruz biz, sorgulamıyoruz da; çünkü böyle şeyler hangi kültüre sahip olursak olalım birer fikri sabit olarak zerk edildi/ediliyor kanımıza.

Tek boyutlu hayatın tek boyutlu insanları olduk. Zevkler geliştirmiyor, trendlere uyuyoruz. İhtiyaçlarımızı belirlemiyor, ihtiyaç diye belirlenip önümüze konan şeylere acıkıyoruz. Bu tüketici döngünün dışına bakmayı akıl bile edemiyoruz. Böyle bir isyanın, -evet isyan-, mümkün olduğuna ihtimal bile vermiyoruz. Hayatı dünyanın kalabalık şehirlerinde ve şimdi en ücra köşelerinde de korkunç bir gürültüyle hükümranlığını sürdüren dünyeviliğe mahkûm ettik ve ruhlarımızın bize söylediklerine kulaklarımızı kapattık.

Wilhelm Schmid, ‘Mutsuz Olmak’ kitabında tek boyutlu modern insanın kendini içine düşürdüğü hayat yoksulluğuna işaret ediyor: “Modern çağın bir sorunu, aşkınlığın belirsiz bir boyuttaki anlamını uzun süre belirli bir öte dünyayla özdeşleştirerek bir kenara bırakmış olmasıdır. Aynı zamanda, böyle bir boyutla kurulacak ilişkiden gür gümrah yeşerebilecek kuvvetlerden mahrum kalınmıştır, acı bir şekilde. Elde onun ötesinde bir şey olmadığına göre, tüm düşleri bu tek ve sonlu dünyada gerçekleştirme zorunluluğunun baskısını kabartan şey, bir aşkın vukufsuzluk değil miydi?”

Hayat bizi eksilterek ilerler
Hayat bizi eksilterek ilerler
İçeriği Görüntüle

Beyaz saçlı adam, çayından bir yudum almadan önce duraksadı ve “Bugünün dün olmadığını anlamak ne kadar zor!” diye yazdı not defterine.

Gökhan Özcan, Yeni Şafak