Filistin çağdaş sanatının öncü isimlerinden ressam, heykeltıraş, karikatürist ve yazar Süleyman Mansur (Sliman Mansour), 24 Ağustos Pazartesi günü, bir süredir tedavi gördüğü işgal altındaki Doğu Kudüs’teki Makasıd Hastanesi’nde 79 yaşında vefat etti. Ailesi, Mansur’un vefatını pazartesi akşamı duyurdu. Filistin Kültür Bakanlığı ise onu çağdaş Filistin sanatının en önemli sütunlarından ve Filistin’in millî hafızasını taşıyan sanatçılardan biri olarak andı.
1947 yılında, Nekbe’den bir yıl önce Ramallah’ın kuzeyindeki Birzeit’te dünyaya gelen Mansur’un sanat hayatı, Filistin’in son seksen yıllık tarihinden ayrı düşünülemeyecek şekilde gelişti. Çocukluğunu Birzeit ve Beytüllahim çevresinde geçiren Mansur, 1967’de Kudüs’te sanat tahsiline devam ettiği sırada Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ün İsrail tarafından işgaline şahit oldu. Sonraki eserlerinin merkezinde toprak, sürgün, köy, Kudüs, zeytin ağacı, geleneksel Filistin nakışları ve vatanı temsil eden kadın figürleri yer aldı.
Kudüs’ü sırtında taşıyan adam
Mansur’un 1973’te henüz 26 yaşındayken yaptığı “Jamal al-Mahamel”, Filistin sanat tarihinin en tanınan eserlerinden biri hâline geldi. Tabloda yalınayak, yaşlı ve yorgun bir Filistinli, sırtına yüklenmiş Kudüs’ü taşır.
Yükün merkezinde Kubbetü’s-Sahra yükselirken adamın bedeni ağırlığın altında eğilir; fakat yürüyüşünü sürdürür. Mansur’un çizdiği bu ihtiyar, zamanla işgale, sürgüne ve kayıplara rağmen vatanını hafızasında taşıyan Filistinlinin sembolüne dönüştü. Eser 1975’ten itibaren poster olarak çoğaltıldı; Batı Şeria ve Gazze’de evlere, dükkânlara ve kamusal mekânlara kadar yayıldı.
Mansur’un görsel dili, Filistin’in yakın tarihini sembollerle kayda geçirdi. Portakal ağacı 1948 Nekbesi’nde kaybedilen toprakları, zeytin ağacı 1967’den sonra toprağa tutunmayı, nakışlı elbiseler Filistin kültürünün devamlılığını, Kudüs ve Kubbetü’s-Sahra ise vatan ve dönüş idealini temsil etti. Ressam böylece işgalin coğrafyayı parçalamanın yanında Filistinlilerin geçmişini ve kimliğini hafızadan silme teşebbüsüne karşı sanatı bir kayıt ve mukavemet sahasına çevirdi.
Terörist İsrail renkleri dahi yasakladı
Mansur’un sanatı doğrudan İsrail işgal yönetiminin sansürüne de uğradı. 1980’de Ramallah’taki Gallery 79’da açılan sergi İsrail askerleri tarafından kapatıldı, eserler toplatıldı ve sanatçılar sorguya çekildi. Mansur’un yıllar sonra anlattığına göre işgal görevlileri, Filistin bayrağını hatırlatan kırmızı, yeşil, siyah ve beyaz renklerin bir arada kullanılmasını dahi yasaklamak istedi. Sanatçılardan biri bu renklerle bir çiçek çizilse ne olacağını sorunca görevlinin, “Karpuz çizseniz bile müsadere ederiz” cevabını verdiği aktarıldı. Filistin bayrağının renklerini taşıyan karpuzun direniş sembolü hâline gelmesinin hafızasında bu hadise de yer aldı.
Birinci İntifada yıllarında Mansur, Nabil Anani, Teysir Berekat ve Vera Tamari ile birlikte “New Visions/Yeni Vizyonlar” hareketinin kurucuları arasında yer aldı. İsrail ekonomisine bağımlılığı reddeden sanatçılar, İsrail’den alınan boya ve sanat malzemelerini kullanmama kararı aldı. Mansur, eserlerini Filistin toprağından aldığı çamur, saman ve yerel malzemelerle üretmeye başladı; diğer sanatçılar kına, kahve, ahşap ve doğal boyalara yöneldi. Mansur’un ifadesiyle mesele açıktı: “İsrail dükkânlarından boya satın alıp sonra o boyayla onlara karşı nasıl resim yapabiliriz?”
Mansur, 1973’te Filistinli Sanatçılar Birliği’nin kuruluşunda yer aldı; 1994’te Kudüs’te El-Vasiti Sanat Merkezi’nin kurucularından oldu, Filistin’de çeşitli üniversite ve sanat kurumlarında ders verdi. Eserleri Paris’ten New York’a, Londra’dan Şarja’ya kadar birçok şehirde sergilendi. 1998’de Filistin Görsel Sanatlar Ödülü’nü, ilerleyen yıllarda Kahire Bienali ödüllerinden birini ve 2019’da UNESCO-Şarja Arap Kültürü Ödülü’nü aldı.
Süleyman Mansur’un ardından geriye yüzlerce eserle beraber Filistin’in işgal altında tutulmuş yarım asrının görsel kaydı kaldı. İşgal kuvvetleri sergileri kapattı, resimleri topladı, Filistin’in renklerini yasaklamaya kalktı; Mansur ise kimi zaman boya yerine Filistin’in kendi toprağını kullanarak üretmeye devam etti. 1973’te çizdiği ihtiyar da bugün hâlâ yürümeyi sürdürüyor.