Myanmar ordusunun zulmünden kaçan Rohingyalar şimdi de Arakan Ordusu’nun baskılarıyla karşı karşıya. Bangladeş’teki kamplarda yaşayanların sayısı ise 1,2 milyona ulaştı.

Arakanlı Müslümanların yaşadığı facia, birkaç yıl önce patlak vermiş bir “mülteci krizi” olarak okunamayacak kadar eski ve köklü. Akademik çalışmalar, Arakan sahillerindeki Müslüman varlığını yüzyıllar öncesine, bazı araştırmalar ise 8. yüzyılda bölgeye ulaşan Arap Müslüman tacirlere kadar götürüyor. Arakan’ın Bengal ile Güneydoğu Asya arasındaki konumu, bölgede asırlar boyunca Müslüman toplulukların teşekkül etmesine zemin hazırladı. “Rohingya” adı modern siyasî literatürde 1950’lerin sonlarında yaygınlaşırken, 1961’de Burma hükümeti Maungdaw, Buthidaung ve Batı Rathedaung’u içine alan Mayu Sınır İdaresi’ni kurmuştu. Bugün Myanmar makamlarının “bunlar sonradan gelen Bengalliler” şeklindeki resmî söylemine karşı bu tarihî kayıtlar, Müslümanların Arakan’daki varlığının çok daha eski bir geçmişe dayandığını gösteriyor.

Önce isimleri ve vatandaşlıkları silindi

1962’de General Ne Win’in askerî darbeyle iktidarı ele geçirmesinden sonra Arakanlı Müslümanlara yönelik siyasî ve idarî baskılar ağırlaştı. 1978’de gerçekleştirilen “Naga Min” askerî harekâtında evlere baskınlar düzenlendi, köyler yakıldı, insanlar öldürüldü ve 200 binden fazla Rohingya Bangladeş’e kaçmak zorunda kaldı. 1991-1992’de benzer bir askerî dalga tekrarlandı; yaklaşık 250 bin Müslüman daha Arakan’dan sürüldü. Böylece sınırın iki tarafında onlarca yıl sürecek büyük bir sürgün nüfusu oluştu.

Asıl kırılma 1982 Vatandaşlık Kanunu ile yaşandı. Myanmar devleti vatandaşlığı etnik kökene bağlayan bir sistem kurdu ve Rohingyaları vatandaşlık hakkı tanınan toplulukların dışında bıraktı. Ailelerinden 1823 öncesinde Burma’da yaşadıklarını belgelemeleri istendi; belge ve nüfus kayıtlarının son derece sınırlı olduğu bir coğrafyada bu şart, yüz binlerce insan açısından aşılması imkânsız bir duvara dönüştü. Kimlik kartları ellerinden alınan Rohingyalar zamanla dünyanın en büyük vatansız topluluklarından biri hâline getirildi. Vatandaşlığı elinden alınan insanın mülkü, seyahati, eğitimi ve siyasî varlığı da devlet memurunun insafına bırakıldı.

Baskı bununla da kalmadı. Maungdaw ve Buthidaung bölgelerinde Rohingya çiftler evlenebilmek için devlet makamlarından izin almak zorunda bırakıldı; izinler yıllarca geciktirildi, rüşvet istendi ve kadınların hamilelik testlerine tâbi tutulduğu vakalar kayda geçti. 2005’te uygulamaya konulan düzenlemeyle Rohingya ailelerine iki çocuk sınırı getirildi. Kuralı aşan aileler para veya hapis cezasıyla karşı karşıya kalırken kayıt dışı doğan çocuklar eğitim, seyahat ve mülk edinme gibi temel haklardan tamamen mahrum kaldı. İnsan Hakları İzleme Örgütü, uygulamanın bazı kadınları tehlikeli yollarla gebeliklerini sonlandırmaya sürüklediğini de belgeledi.

Tel örgüler arasında bir Müslüman hayatı

2012’de Budist grupların Müslümanlara yönelik saldırıları Arakan’daki tasfiye siyasetini yeni bir safhaya taşıdı. Evler, camiler ve iş yerleri yakıldı; on binlerce Müslüman şehirlerinden sürüldü. Eyalet merkezi Sittwe’de Rohingyalar tel örgüler ve polis kontrol noktalarıyla çevrilmiş bölgelere sıkıştırıldı. Şehirler ve kasabalar arasında seyahat özel izne bağlandı; bazı yerlerde Rohingya çocukları karma devlet okullarından çıkarıldı, yükseköğretime erişim neredeyse tamamen kapandı. Hastaneye gitmek isteyen bir Müslümanın dahi seyahat izni alması gerektiği, kabul edilenlerin ise ayrı “Müslüman koğuşlarında” tutulduğu raporlara geçti. Amnesty International bu düzeni daha sonra apartheid sistemi olarak nitelendirdi.

İngiltere'den Rusya'ya baskı çağrısı
İngiltere'den Rusya'ya baskı çağrısı
İçeriği Görüntüle

25 Ağustos 2017’de Arakan Rohingya Kurtuluş Ordusu’nun güvenlik noktalarına yönelik saldırıları Myanmar ordusuna beklediği bahaneyi verdi. Başlatılan sözde “temizleme operasyonlarında” Rohingya köyleri sistematik biçimde ateşe verildi; siviller öldürüldü, kadınlara yönelik toplu cinsel saldırılar gerçekleştirildi ve 700 binden fazla Müslüman birkaç ay içerisinde Bangladeş sınırına yığıldı. BM araştırma heyeti askerî operasyonlarda soykırım kastına işaret eden unsurlar bulunduğu sonucuna ulaştı. 2017’de kaçanların ifadelerinde askerlerin camileri ateşe verdiği, Kur’an-ı Kerim nüshalarını parçalayıp yaktığı ve Müslümanlara dinleri üzerinden hakaret ettiği vakalar da kayda geçirildi.

Katliamların başındaki isimlerden dönemin Genelkurmay Başkanı Min Aung Hlaing, 2021’de darbeyle ülke yönetimini de ele geçirdi. Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığı Kasım 2024’te Hlaing hakkında, Rohingyaların sürülmesi ve zulme uğratılmasıyla bağlantılı insanlığa karşı suçlardan tutuklama emri çıkarılması için başvuruda bulundu. Başvuru Ağustos 2026 itibarıyla Ön Yargılama Dairesi’nin önünde bulunuyor. Gambiya’nın Myanmar’a karşı açtığı soykırım davasında ise Uluslararası Adalet Divanı, 12-29 Ocak 2026 tarihleri arasında davanın esasına ilişkin kapsamlı duruşmalar gerçekleştirdi. Aradan dokuz yıl geçmesine rağmen 2017’nin hesabı henüz kesilmiş değil.

Myanmar ordusundan kaçtılar, Arakan Ordusu karşılarına çıktı

Arakanlı Müslümanların dramı Myanmar ordusunun bölgedeki hâkimiyetini kaybetmesiyle de sona ermedi. Kasım 2023’ten itibaren Myanmar ordusuyla yeniden savaşa giren Budist Rakhine milliyetçisi Arakan Ordusu, eyaletin büyük bölümünde kontrolü ele geçirdi. Rohingyalar bu defa iki silahlı güç arasında sıkıştı. Myanmar ordusu, yıllarca vatandaş olarak tanımadığı Rohingyaları 2024’te zorla askere almaya girişirken Arakan Ordusu hakkında da Müslüman köylerini yakma, keyfî tutuklama, yağma, zorla çalıştırma, işkence ve hareket serbestisini kısıtlama suçlamaları belgelenmeye başladı.

En ağır örneklerden biri 2 Mayıs 2024’te Buthidaung yakınındaki Hoyyar Siri köyünde yaşandı. Human Rights Watch’un 2026’da yayımladığı 56 sayfalık araştırmaya göre Arakan Ordusu mensupları güvenli bölgeye kaçmaya çalışan silahsız Rohingya sivillerin üzerine ateş açtı; yüzlerce insan öldürüldü veya yaralandı ve köy tamamen yakıldı. Araştırmacıların uydu görüntüleri, fotoğraflar, videolar ve tanıklarla doğruladığı hadisede daha sonra bölgeye dönenlerin insan iskeletleri ve kafataslarıyla karşılaştığı bildirildi. Hayatta kalanlar ise zorla çalıştırma, elektrikle işkence, kadınların kaçırılması ve gıda ile sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılma vakalarını anlattı.

2025 ve 2026 boyunca kuzey Arakan’daki tablo daha da ağırlaştı. Arakan Ordusu’nun kontrol ettiği bölgelerde Rohingyaların tarım arazilerine ve geçim imkânlarına erişiminin sınırlandırıldığı, zorla çalıştırıldıkları ve keyfî biçimde gözaltına alındıkları bildiriliyor. Myanmar ordusunun yardım girişlerini engellemesi ve savaşın iktisadî hayatı çökertmesi de gıda krizini büyütüyor. 2023 sonundan bu yana en az 150 bin Rohingyanın daha Bangladeş’e kaçtığı, Arakan ve Güney Chin’deki savaşın ise toplamda 400 binden fazla kişiyi yerinden ettiği belirtiliyor. 25 Ağustos 2026’da yayımlanan son insan hakları değerlendirmeleri de Rohingyalara karşı öldürme, işkence, zorla çalıştırma, keyfî gözaltı ve toprak gaspının sürdüğünü ortaya koyuyor.

1,2 milyon insan kamplarda bir ömür tüketiyor

Myanmar’dan kurtulabilenler için Bangladeş ise dokuz yıldır sonu görünmeyen bir bekleme yerine dönüşmüş durumda. Bangladeş hükümeti ve UNHCR’nin 30 Haziran 2026 verilerine göre ülkede 1 milyon 200 bin 171 Rohingya bulunuyor. Bunların 1 milyon 166 binden fazlası Cox’s Bazar’daki aşırı kalabalık kamplarda, yaklaşık 34 bini ise Bhasan Char adasında yaşıyor. 2023 sonrası gelen ve biyometrik olarak kaydedilen yeni Rohingyaların sayısı da 153 bini aşmış durumda. Kamplardaki nüfusun büyük bölümü gıda, barınma, temiz su ve sağlık hizmetleri bakımından dış yardıma bağımlı. 2026 insani yardım planı asgarî ihtiyaçlar için dahi 710,5 milyon dolarlık kaynak talep ediyor.

Umudunu kamplarda kaybeden binlerce Müslüman, Malezya ve Endonezya’ya ulaşabilmek için insan kaçakçılarının teknelerine binerek Bengal Körfezi ve Andaman Denizi’ne açılıyor. Yalnızca 2025’in ilk 11 ayında yaklaşık 5 bin 600 Rohingya deniz yoluyla kaçmaya çalıştı; 820’den fazlası öldü veya kayboldu. Böylece Arakan’da kurşundan kurtulan insanlar, sürgünde açlıkla; kamptan kaçanlar ise denizde ölümle karşı karşıya kalıyor.

Myanmar yönetimi Ağustos 2026’da Bangladeş’in sunduğu 828 bin 824 kişilik listeden 308 bin 797 Rohingyanın Arakan’ın eski sakinleri olduğunu kabul etti. Fakat dönüşleri yine “güvenlik şartlarının düzelmesi” gibi ucu açık bir tarihe bağladı. Aynı devletin yıllarca “Bengalli kaçak göçmen” diye yaftaladığı yüz binlerce insanı bugün Arakan’ın eski sakinleri olarak teyit etmek zorunda kalması başlı başına dikkat çekici. Buna rağmen vatandaşlık, serbest dolaşım, mülkiyet ve güvenlik teminatları sağlanmadan kitlesel dönüş ihtimali hâlâ ufukta görünmüyor.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 25 Ağustos’taki uluslararası topluma yönelik çağrısı da bu tablonun yıldönümünde geldi. Fakat Arakan meselesi artık yeni bildirilerle tarif edilmeye ihtiyaç duyan bir hadise olmaktan çoktan çıktı. Bir halkın önce vatandaşlığı silindi, sonra seyahati, evliliği ve çocukları kontrol altına alındı; şehirlerinden çıkarıldı, kamplara kapatıldı, köyleri yakıldı ve yüz binlercesi sınır dışına sürüldü. Dokuz yıl sonra değişen yalnızca zulmü uygulayan güçlerin adı oldu. Arakanlı Müslümanların önündeki esas mesele, kendi topraklarında kimlikleriyle ve emniyet içinde yaşayabilecekleri bir düzenin kurulması ve on yıllardır süren bu tasfiye siyasetinin hesabının sorulmasıdır.

Kaynaklar
  • Human Rights Watch — Arakan/Rohingya raporları, 2013–2026
  • Amnesty International — Caged Without a Roof, 2017
  • UNHCR — Rohingya nüfus ve kamp verileri, 2026
  • BM Myanmar Bağımsız Araştırma Heyeti — 2017 katliamları
  • Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) — Myanmar/Bangladeş dosyası
  • Reuters — Rohingyaların geri dönüş süreci, Ağustos 2026