Venezuela deyince hatıra ilk neler geliyor?
Ülke 300 milyar varil ile dünyanın en büyük petrol rezervine sahip.
2014-2020 yılları arasında yüzde 73’lük bir GSYİH daralması.
7,7 milyon Venezuelalı ülkesini terk etti.
4,8 milyar dolarlık altın rezervine İngiltere el koydu.
Dünyanın en büyük ispatlı petrol rezervlerine sahip ülkelerden biri olan Venezuela, 2026 yılına ağır bir ekonomik kriz, parçalanmış bir toplum ve uluslararası baskıların gölgesinde girdi. Yaklaşık 300 milyar varillik petrol rezervi, ülkeyi küresel enerji haritasında benzersiz bir konuma yerleştirirken; aynı ülke bugün milyonlarca insanın temel gıda ve ilaç bulmakta zorlandığı bir vaziyetin içinde.
Bu tablo ilk bakışta şaşırtıcı bir paradoks gibi görünür; yeraltında devasa bir zenginlik, yeryüzünde ise yaygın yoksulluk. Yine de bu krizi yalnızca doğal kaynaklara bağlamak eksik bir okuma olur. Venezuela’nın son çeyrek yüzyılı; yanlış tercihler, zayıflayan kurumlar, dış müdahaleler ve küresel enerji rekabetinin iç içe geçtiği karmaşık bir süreç olarak şekillendi.
Chavez ve Bolivarcı rüya
1998 yılında iktidara gelen Hugo Chávez, Venezuela siyasetinde köklü bir dönüşümün timsali oldu. Chávez, petrol gelirlerinin küçük bir elitin elinde toplanmasına karşı çıkarak bunların doğrudan halka aktarılacağını savunan Bolivarcı devrim söylemiyle iktidara geldi.
İlk yıllarda bazı sosyal göstergelerde dikkat çekici iyileşmeler yaşandı. Yoksulluk oranı geriledi, ücretsiz sağlık programları genişletildi, okuma-yazma oranı arttı. Küba ile yapılan anlaşma çerçevesinde Venezuela petrol gönderirken, karşılığında binlerce Kübalı doktor ülkede görev yaptı. İki ülke arasındaki işbirliği güçlendi.
Ancak bu model aynı zamanda önemli kırılganlıklar da taşıyordu. Ekonomi giderek petrol gelirlerine bağımlı hale geldi; kamu harcamaları yüksek petrol fiyatlarının sağladığı gelirlerle finanse ediliyordu. 2002-2003 petrol grevinin ardından devlet petrol şirketi PDVSA’dan binlerce deneyimli uzmanın ayrılması ise kurumun teknik kapasitesini ciddi biçimde zayıflattı.
2000’li yılların ortasında petrol fiyatları yükseldiğinde bu kırılganlıklar görünmez hale geldi. Venezuela bol petrodoların sağladığı refah hissi içinde yaşamaya devam etti. Ancak ekonomi büyük ölçüde tek ürüne bağımlı bir yapıya dönüştü.
Maduro dönemi
2013 yılında Chávez’in ölümünden sonra göreve gelen Nicolás Maduro, giderek zorlaşan bir ekonomik tabloyla karşı karşıya kaldı.
2014’te küresel petrol fiyatlarının sert biçimde düşmesi Venezuela ekonomisini derinden sarstı. Petrol gelirlerinin hızla azalmasıyla birlikte bütçe dengesi bozuldu, üretim kapasitesi geriledi ve ülke ağır bir ekonomik daralmaya girdi.
Bu süreçte uygulanan fiyat kontrolleri, para basımının hızlanması ve yatırım ortamının bozulması ekonomiyi daha da kırılgan hale getirdi. 2018 yılında enflasyon yüzde bir milyonun üzerine çıktı; modern ekonomik tarihin en büyük hiperenflasyon örneklerinden biri yaşandı.
Aynı dönemde siyasi gerilim de arttı. Muhalefet ile hükümet arasındaki çatışma sertleşirken, Batılı ülkeler de Venezuela krizinin parçası haline geldi. Venezuela krizinin önemli dönemeçlerinden biri de ABD öncülüğünde uygulanan yaptırımlar oldu.
Özellikle 2017 sonrasında devlet petrol şirketi PDVSA’ya getirilen yaptırımlar, Venezuela’nın uluslararası petrol piyasalarına erişimini ciddi biçimde sınırladı. Hükümet gelirlerinin büyük bölümü petrol satışına dayandığı için bu adım ekonomideki daralmayı daha da hızlandırdı.
Birçok insan hakları kuruluşu yaptırımların siyasi hedeflerine ulaşmakta sınırlı kaldığını, ancak sıradan Venezuelalıların yaşam koşullarını ağırlaştırdığını savundu.
Sivil toplum kuruluşu olan Human Rights Watch’ın açıkladığı gibi oldu: ““Yaptırımlar Maduro’yu değil, Venezuelalıları cezalandırdı.”
Venezuela krizinin sembolik başlıklarından biri de ülkenin altın rezervleri oldu.
Bank of England kasalarında tutulan yaklaşık 31 ton Venezuelalı altının iadesi, 2019’dan itibaren uzun bir hukuk mücadelesine dönüştü.
ABD ve İngiltere’nin muhalif lider Juan Guaido’yu geçici devlet başkanı olarak tanımasıyla birlikte bu rezervlerin kontrolü tartışma konusu haline geldi. Halbuki Juan Guaido, Maduro’ya rakip çıktığı seçimleri kaybetmişti. Ancak Batılılar, diğer ülkelerde olduğu gibi, işine gelmediği için Maduro’nun seçimlere hile karıştırdığını öne sürdü. Guaido’yu desteklemeye devam ettiler. Hatta sivil ayaklanmaya davetiye çıkaran açıklamalarda bile bulundular. Altın bahsine dönecek olursak; Karakas yönetimi altının kendilerine geri verilmesini isterken Londra mahkemeleri yıllarca farklı farklı kararlar vererek Venezuela’yı oyaladı. Bu süre zarfında Avrupalı diğer ülkelerle Guaido’yu desteklemeye devam ettiler.
Batı’nın Venezuela politikasındaki en dikkat çekici noktalardan biri de yaptırımlar ile enerji piyasasındaki pragmatizmin aynı anda var olmasıydı.
Maduro kaçırıldı, petrol tankerleri vuruldu
ABD bir yandan Venezuela petrol sektörüne yaptırımlar uygularken, ülkenin lideri Nicolas Maduro ve eşini kaçırdı. ABD, bir yandan ülkenin egemenliğine saldırırken, diğer yandan Amerikan enerji şirketi Chevron’a sınırlı petrol üretim ve ticaret izinleri verdi. Bu süre zarfında Venezuela’ya ait petrol tankerleri Karayipler’de vuruldu.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin açıklamasına göre, 7,7 milyondan fazla Venezuelalı son yıllarda ülkeyi terk etti. 2025’teki verilere göre ülkenin nüfusu 28 milyon civarında.
Görüldüğü üzere Venezuela’nın yakın tarihi, ibretlerle dolu.