Fransız yargısı, Gazze’de süregelen soykırıma lojistik ve manevi destek sağlayan iki Yahudi çifte vatandaşı (Nili Kupfer-Naouri ve Rachel T.) hakkında tutuklama emri çıkardı. Gazze'deki insani yardımları engellemeyi "soykırıma ortaklık" kapsamında değerlendiren bu karar, aynı zamanda Batı’nın kendi vatandaşı olan katillere "dur" demeye başladığının işaretidir.
Batı’nın "adaleti" kadar olamadık mı?
Kendi göbeği siyonizme bağlı Fransa’da bile yargıçlar, "İsrail Sonsuza Kadar" (Israel is Forever) gibi derneklerin çatısı altında Gazze’deki mazlumun boğazını sıkanlara kelepçe sallarken; Türkiye’de ellerinde Türk pasaportuyla Gazze’de Müslüman kanı döken ve millî güvenliği bariz surette tehdit eden çifte vatandaşlar, hiçbir hukuki yaptırımla karşılaşmadan aramızda dolaşmaya devam ediyor. Bu durum bir hukuk skandalı olmanın da ötesinde izzet ve haysiyetine kara lekedir.
HÜDA PAR’ın önergesi neden rafta?
Yıllardır kamuoyunun gündeminde olan, HÜDA PAR tarafından Meclis’e sunulan ve Gazze’deki soykırıma iştirak eden çifte vatandaşların vatandaşlıktan çıkarılmasını öngören kanun teklifi, garabetin bile ötesinde bir şekilde komisyonlarda tozlanmaya bırakılmış durumda.
Fransız yargıcı, "Yardım tırını engellemek soykırıma ortaklıktır" diyebiliyor. Bizim vatanımızda ise, doğrudan cephede katliam yapanları vatandaşlıktan atmaya cesaret edilemiyor.
Müslüman Anadolu'nun bağrında kara bir leke
Elin "gavuru" kendi hukuk düzeni içerisinde bu pisliği temizlemeye çalışırken, Türkiye’nin bu konuda ayak sürümesi kabul edilemez. Bir yanda "Gazze kırmızı çizgimizdir" naraları atılırken, diğer yanda o çizgiyi çiğneyen katillerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı zırhına bürünmesine izin verilmesi, samimiyet sınavında sınıfta kalmaktır.
Siyonistlerin "dinlenmek" için geldiği güvenli liman Türkiye olamaz, olmamalıdır! Fransa’nın bu kararı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önünde bekleyen o teklifin acilen yasalaşması için bir "utanç vesikası" olarak durmaktadır.
Baran Dergisi




