İktibas

Endülüs’ün intikamını alan müslüman kadın korsan

Barbaros Hayrettin Paşa, ilk kez Seyyide ile karşılaştığında bir kadının bu denli büyük bir gücü ele geçirmesine şaşırdı; lakin bir kadın olmasından dolayı Seyyide’yi küçümsedi. Seyyide’nin ona verdiği fikirleri önce ciddiye almadı; ancak Barbaros, kısa sürede karşısındaki kişinin kusursuz savaş stratejileri geliştiren ve bölge dinamiklerini avucunun içi gibi bilen bir lider olduğunu anladı

Abone Ol

İspanya Kraliçesi Isabella’nın zulmünden kaçan Endülüs halkının içinde Seyyide, küçük bir kız çocuğuydu.

Doğduğu ve evi dediği toprakların hunharca yakıldığına şahitlik etmişti. Çocukluğu, Fas’ta ailesinin yaşadığı acıları görerek geçmişti.

Mültecilik, kimliksizlik ve vatansızlık, Seyyide’nin içinde buruklukla büyümesine neden olmuştu.

Ailesinin isteğiyle Ali Sidi el-Mandri (Muhammed el-Mandri) isminde yaşlı bir Faslı ile evlenmişti. Bu nikâh Seyyide için bir dönüm noktası olacaktı çünkü ihtiyar kocası Fas’ın önemli valilerinden birisiydi.

Seyyide’nin zekâsı ve kocasına verdiği tavsiyeler, kısa sürede Fas’ta ününün yayılmasını sağlayacaktı. Kocası Ali öldüğünde ise Fas Kralı İbn Muhammed, daha önce eşine az rastlanan bir kararla, bir kadın olan Seyyide’yi Tetuan şehrinin yeni valisi olarak atadı.

Avrupa’da, bilhassa İspanya’da, Kraliçe Isabella’nın hükümranlığında on binlerce kadın cadı olarak yaftalanıp yakılırken, Fas’ta Müslüman bir kadın siyasette emin adımlarla en tepeye doğru ilerliyordu.

Tam adıyla Aişe bint Ali bin Reşid el-Alami, artık Fas siyasetinin en zeki lideri konumundaydı. Hem Fas Kralı hem de Osmanlı namına hareket eden korsanlar, Akdeniz’de dara düştüklerinde kapısını ilk çaldıkları kişi Hür Seyyide idi.

Seyyide, Fas’ın en önemli isimlerinden Ebu’l-Abbas Ahmed bin Muhammed ile evlenmesiyle gücüne güç katacaktı.

Akdeniz’de bir kadın korsan

Barbaros Hayrettin Paşa, ilk kez Seyyide ile karşılaştığında bir kadının bu denli büyük bir gücü ele geçirmesine şaşırdı; lakin bir kadın olmasından dolayı Seyyide’yi küçümsedi.

Seyyide’nin ona verdiği fikirleri önce ciddiye almadı; ancak Barbaros, kısa sürede karşısındaki kişinin kusursuz savaş stratejileri geliştiren ve bölge dinamiklerini avucunun içi gibi bilen bir lider olduğunu anladı.

Kısa sürede tarihin en büyük deniz komutanı Barbaros Hayrettin Paşa, neredeyse her büyük harekât ve ittifak görüşmesinde Seyyide’nin kapısını arşınlar oldu.

İş öyle bir noktaya vardı ki tüm Akdeniz leventleri askerî planlarını Tetuan’da yapıyor, ganimetlerini Seyyide’ye emanet ediyor ve deniz diplomasisi de giderek Seyyide’nin kontrolüne giriyordu.

Tetuan artık tüm Akdeniz’in en zengin şehirlerinden birine dönüşmüştü. Fransa, İspanya ve Portekiz kralları esir takası için Seyyide’nin kapısını çalıyorlardı.

İşte Seyyide bu noktada denizcilik tarihini kökünden değiştirecek bir strateji geliştirecekti. Müslüman leventler, yakaladıkları esirleri ya köle pazarında satıyor ya da fidye karşılığında iade ediyordu. Seyyide ise tüm Akdeniz’de tüccarlar, korsanlar ve hatta düşman birliklerinin içinden casuslar devşirerek geniş bir istihbarat ağı oluşturdu.

Bu istihbarat ağı, savaş stratejisi için kullanıldığı kadar diplomasi için de kullanılacaktı. Yakalanan esirlerin kimliği, önemi ve gücü hakkında ayrıntılı bilgiler toplanıyordu. Bu sayede esirler, siyasi görüşmelerde büyük bir koz olarak kullanılmaya başlanacaktı.

Bu durum, Avrupa’daki birçok prens ve soylunun katıldıkları deniz maceralarına büyük bir ket vuracaktı. Seyyide’ye kadar Batılı soylular, Müslümanlara karşı savaşa giderken ufak bir fidye parası ayarlıyor ve savaşı bir macera olarak görüyordu. Bu da Batılıların denizlerde sürekli güçlü olmasını sağlıyordu. Ancak Seyyide’nin kurduğu hafiye teşkilatı sayesinde, bir soylu daha kentten çıkmadan izlenmeye başlanıyordu. Hangi gemide olduğuna kadar yapılan ayrıntılı takip sonucunda ele geçirilen kişiler, hürriyetlerine ya çok büyük servetler ödeyerek kavuşuyor ya da diplomasi masasında bir koz olarak kullanılmaya başlanıyordu.

Bu durum İstanbul’un da dikkatini çekecekti. Barbaros Hayrettin Paşa’nın namını bu denli güçlendiren gelişmeler, kazandığı zaferler kadar İstanbul’a gönderdiği önemli esirlerle de yakından bağlantılıydı.

Bu aklın arkasında ise bir kadın, Seyyide el-Hurra bulunuyordu.

Akdeniz’de Müslümanların koruyucusu

Seyyide elbette bir gemiye binip savaşmış değildi ama Akdeniz’de neredeyse her gemiden haberdar olacağı bir sistem kurmuştu.

Barbaros Hayrettin Paşa ile kurduğu ittifak sayesinde Akdeniz’de İspanya ve Portekiz’e kök söktürmüştü. Seyyide bilhassa İspanyollara hiç merhamet etmiyordu.

İspanyolların her baskını, Seyyide’nin güçlü istihbarat ağı sayesinde önceden haber alınıyor, gerekli tedbirler alınıyor ve Müslümanlar köleleştirilmekten kurtarılıyordu.

Ayrıca İspanya kıyılarına düzenlenen yıkıcı baskınlar, bilhassa Seyyide tarafından planlanıyordu.

İspanyollar için Barbaros Hayrettin Paşa’dan sonra en nefret edilen isme dönüşecekti. Öyle ki İspanyollar, Papalık'tan Seyyide’nin lanetlenmesi için sayısız kez ayin yapılmasını talep edecekti.

Seyyide yaklaşık 30 sene boyunca İspanya’ya Akdeniz’i dar etmişse de en büyük hayali olan Granada’yı yeniden fethetmeyi başaramadı lakin Endülüs için yüzlerce intikam baskınını organize ederek Endülüs’ün intikamını büyük oranda almayı başaracaktı.

Mehmed Mazlum Çelik/fokusplus

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }