ABD, Körfez Savaşı’nda mağlup olmadı, tam aksine ondan beter bir hâle geldi. Bir savaşı kaybedebilirsiniz... Teslim olursunuz; süreç kapanır. Bu savaşın sarahaten bir gâlip ve mağlubu yok gibi duruyor. Güreş benzetmesi yaparsak kimse tuş olmadı. Ama taraflardan birisi; ABD, ismine kurt kapanı denilen bir oyuna geldi. Tuş olmaktan beter bir hâldir bu. Kıpırdayamazsınız. Kapandan kurtulmak için yaptığınız her hareket sizi daha da dermansız bırakır. İran bunu lâyıkı veçhile başarmış görünüyor. Kurt kapanı doğuda Hürmüz, batıda ise Babülmendep’te atıldı. Hedeflerinden 180 derece savrulan, mühimmatı yarı yarıya azalmış, donanmasında cinnet geçirmenin eşiğindeki askerleriyle ABD’nin gidebileceği yer kalmadı. Kara harekâtını düşündü. Ama gözü yemedi. Müttefiklerinden destek bulamadı. NATO’daki ortakları arkalarını döndü. Bölgedeki müttefikleri ise bu mâceradan geri durmayı bildi. Yalapşap bir anlaşma yapmak istedi. Ama ortağı İsrâil bunu her defâsında deldi. Hâsılı kurt kapanına takılan ABD ortada kaldı.
Trump’ın tutarsız açıklamalarını ve siyâsetlerini kurt kapanınan kurtulmak isteyen tâlihsiz bir güreşçinin nâfile debelenmeleri olarak değerlendirmek lâzım gelir. Ama bilinmelidir ki kurt kapanından kurtulmak çok zordur. Burada ilk ihtimâl, kâide harici bir hareketle kurtulmayı denemek olabilir. Güreş misâlinden devâm edecek olursak, meselâ rakibine dizleriyle veyâ dirseğiyle vurmak sizi kurtarabilir. Akla gelen ve bâzı ABD’li idârecilerin zaman zaman ifâde ettikleri üzere taktik nükleer silâh kullanımı ihtimâlinden bahsedebiliriz. Bunu bir defâ değil, en az birkaç defâ yapmalısınız. Belki İran’ı bu sûretle dize getirmek düşünülebilir. Ama bunun faturasının ABD açısından da çok ağır olacağı muhakkaktır. İran’ın buna karşı hazırlığı nedir ve cevâbı ne olabilir, meçhuldür. Daha beter bir durum ise, taktik nükleer silâhlara müracaat etmek tekmil dünyânın dengesini bozacak ve bu silâha sâhip olanların onları keyfî olarak her fırsatta bu kapasitelerini harekete geçirmelerini meşrûlaştıracaktır. Rusya büyük bir ihtimâlle İran’a taktik nükleer silâh kaydıracak, kendisi de bunu Ukrayna’da gönül rahatlığı ile kullanacaktır. Dahası, “Ukrayna’nın dostları” açık hedef hâline gelecektir. Doğrusu ben bu kadarını ABD’nin de hesapladığını ve bu yola tevessül etmeyeceğini düşünüyorum.
Kara harekâtı ve taktik nükleer saldırı ihtimâli devreden çıkınca ABD can havliyle yeniden ekonomik ambargolara yüklenme karârı aldı. İran zâten on senelerdir ağır ambargolar altında. Yâni bu işte ziyâdesiyle şerbetlenmiş bir hâli var. Esas hedef İran değil. İran ile ticârete devâm eden devletler. ABD onları küresel dolar sisteminden atmakla tehdit ediyor. Ekonominin sert kâidelerinden birisidir; eğer mal ve sermâye akışına siyâsî ve askerî âletleri seferber ederek mânî olmaya kalkarsanız bu geri teper. İnsan zekâsı tuhaftır. En keskin hâlini en fazla tazyik altına alındığı safhalarda kazanır ve her yasağı marjinalize eder... Eminim ki başta Çin olmak üzere İran ile ticâret yapan devletler ne yapıp edip bu yasakları delecek formüller bulacak ve ABD’nin bu teşebbüsü de boşa çıkarılacaktır. Daha beteri bu adımın bir bumerang hareketiyle ABD’yi vuracağını düşünüyorum. Bundan müteessir olacak olan bizzat ABD olacak ve başat nefes borusu, Dolar sistemi biraz daha tıkanacak; Dolar’dan kaçış hızlanacaktır.
ABD debelendikçe batıyor. En son Kanada ile kafa kafaya geldi. Kendi bindikleri dalı kesiyorlar. Kanada ile ABD arasındaki ekonomik ilişkiler çok kritik sektörlerde işliyor. ABD askerî kompleksinin ihtiyaç duyduğu petrol başta olmak üzere buna mümâsil pek çok kritik maddelerde büyük miktarda Kanada’ya bağımlı. Ama Trump akıl almaz bir şekilde Kanada’yı feth etmekten ve eyâleti yapmaktan bahsediyor. En son Ontario Gölü’nü Amerikan Gölü yapmaktan dem vurdu... Kanada’ya karşı gümrük oranlarını %50 arttırmaktan bahsediyorlar. ABD, Kanada üzerinden Birleşik Krallık ile arasındaki husûmeti tırmandırıyor. Kendisine, ABD’nin temize çekilmiş hâli olarak bakan “medenî” Kanada’yı bile baştan çıkardı. Şu aralar iki devlet arasında küfür kıyamet bir söylem cereyan ediyor.
Grönland’ı, yetmedi Kanada’yı, yetmedi Umman’ı feth etmekten bahseden, ama bu meyanda İran karşısında kurt kapanına düşen, Körfez’de kurduğu düzen başına yıkılan, Pasifik’te habire açık veren, 40 trilyon dolara vuran bir borcun altında ezilen Trump kendi gerçekliğinden kopuyor. Tam bir hayâl âleminde, kendisine mutlak zafer getireceğine inandığı eskatolojik senaryolar arasında yaşıyor. İnsanlık ve medeniyet itibârıyla çok dramatik, dramatik olduğu kadar da trajik bir hâl bu. Yegâne kafa dengi Netanyahu. Onunla da bir türlü uyum yakalayamıyor. İki dengesiz nerede dengeye gelebilir ki?
Evet târih diyalektik seyrediyor. Vasat târih hikâyeciliği işin kolayına kaçarak çöküşlerin dışarıdan gelen bitirici darbelerin eseri olduğuna inandırıyor bizleri. Meselâ Roma’nın çöküşünün Kavimler Göçünün neticesi olduğunu öğrettiler. Hâlbuki bu zâten içten çürüyen dev bir çınarın fırtına ile çökmesiydi. Yâni bu göç dalgası sebep değil, bitirici bir neticeydi. Roma’nın çöküşünü açıklayan dinamiklerin esrârı hâriçte değil, bizzat ve doğrudan Roma’yı Roma yapan, onu büyüten süreçlerde gizliydi. Nasıl ki aydınlık en zifiri karanlıkta başlar; en büyük çöküş en parlak evrede yaşanır. İmparatorlukları büyüten süreçler onların nasıl küçüleceğini de şekillendirir. Çöken ulusları veyâ toplumları hazırlayan bizzat refah toplumları içinde biriken asitlerdir. Yücelmeler dönemsel ve aldatıcıdır. Evvela yücelir, sonra durur sonra çökmezsiniz. Târihte dur durak yok. Yücelme ve çökme eş anlı ve iç içe yaşanır. Yüceliğin çöküşe geçtiği safhanın alâmeti, onun pazu kuvveti ve para ile eşlendirilmeye başlamasıdır. Etrafa verdiği intibânın aksine o pazunun içindeki adele zayıf, saçtığı para ise, yüzeyi altın kaplama olsa bile içi tam takır kuru bakırdır. Roma en fazla pazu gösterdiği ve Denarius en fazla tağşiş olduğu noktada çöktü. ABD’nin çöküşü de bundan farklı seyretmiyor. Çöküşler anlık olmaz. Uzun sürer. Bu arada yapılacak en büyük hatâ pazu ve para gücünü gerçek zannedip onun büyüsüne kapılarak hegemonik ezberleri devâm ettirmektir. Yeni bir dünyânın şafağındayız. Aman herkes dikkat etsin…
Süleyman Seyfi Öğün, Yeni Şafak




