İktibas

Evleri fıtrata uygun inşa etmek

Büyükşehirlerde kalabalıklar içinde derinleşen yalnızlık ve kimsesizleşme, aileyi ruhî bir krize sürüklüyor. Ersin Çelik, Yeni Şafak'taki yazısında modern konut mimarisinin aile yapısını nasıl parçaladığını ve “çok fonksiyonlu hane” modeliyle fıtrata uygun birlikte yaşamanın yeniden nasıl mümkün olabileceğini anlatıyor.

Abone Ol

Büyükşehirde yaşıyoruz ama “birlikte” yaşamaktan mahrumuz. Kalabalığın ortasında yalnız, apartman boşluklarında sessiz, aynı şehirde kimsesiz ve birbirinden kopuk hayatlar…

Bugün aileyi tartışırken kullandığımız dil de tam olarak buradan besleniyor. Ekonomiyi, konut fiyatlarını konuşuyoruz, doğurganlık oranlarını, bakım krizlerini, yaşlanan nüfusu masaya yatırıyoruz. Ancak bütün bu meseleler zincirinin ana halkası olan, “mekân” sorununu ele almıyoruz.

Kimsesizleşmek

Yıllardır, maruz ve etkisi altında kalınan, “Modernleşmek bireyselleşmektir” masalının sonuna geldik aslında. Bizi ayakta tutan yapılar tek tek çöküyor. Böyle giderse ortada ne “hane” kalacak ne çekirdek aile. Eş dost, akraba bağlarımız da kopmanın eşiğinde.

Tam olarak şu oluyor: Dedelerin, ninelerin huzurevine, torunların kreşe, anne-babanın işe, akşamları ise herkesin kendi odasındaki ekrana hapsolduğu “çekirdek” bile denemeyecek aile yapısı, toplumları sosyal iflasın eşiğine getirdi.

İstanbul Aile Vakfı’nın hazırladığı “büyükşehirlerde yeniden hayat” kurmanın formüle edildiği raporda tespit edilen sorunları özetleyen cümle çok net: “Kalabalık şehirlerde herkes birbirine çok yakın olmasına rağmen yalnızlık hissi, stres ve anksiyete artmakta.”

Daha önce de atıf yapmıştım, Toplum Bilimci Doç. Dr. Nergis Dama Hanımefendi bu durumu, “Yalnız değiliz ama kimsesizleşiyoruz” şeklinde tanımlıyor.

Kimsesizleşme demografimizi de vurdu. Ülkemizin 2001 yılında 2,38 olan doğurganlık hızı, 2023’te kritik eşiğin de altına, 1,51’e geriledi. Yani aile her geçen gün küçülüyor.

Çok fonksiyonlu hane

Raporda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şu tespiti hatırlatılıyor: “Bizim milletimiz ataerkil veya anaerkil değil, aile erkil bir millettir.”

Toplumun fıtratında olan bu güçlü bağı, sosyolojik veriler de doğruluyor. Ülkemizde 65 yaş üstü vatandaşlarımızın yüzde 90’ı hâlâ aile fertleriyle birlikte ya da onların hemen yakınında yaşıyor. Batı’nın “yaşlısını yalnızlığa terk etme” hastalığı, şükürler olsun ki bu topraklara tam sirayet edemedi. Ancak sorun şu: Gönlümüz “Beraber yaşayalım” dese de sahibi veya kiracısı olduğumuz kutu gibi evler böyle bir yaşama izin vermiyor. Kodlarımız “Birleşin!” derken, mimari anlayış “Ayrışın!” diyor.

Elimdeki rapor da bu kördüğümü çözmek için hazırlanmış. Önerilen modelin adı: “Çok Fonksiyonlu Hane.”

Mantık basit ve köklerimize dayanıyor ama bugünün şartları için devrimci: “Ana Konut + Eklenti.”

Yani rapor, dairenin içinde, bağımsız girişi de olabilen, mahremiyeti koruyan ama ailenin büyükleri ile aynı çatı altında olmayı sağlayan ikinci bir yaşam alanı öneriyor. Raporda bu eklentiye geleneksel mimarimizden ilhamla “Hayat” deniliyor.

Geleneksel hane yapısı

Geleneksel Türk aile yapısında konut, tüm ailenin bir arada yaşadığı büyük konaklar veya avlulu evler biçimindeydi. Geniş aile; büyükanne, büyükbaba, çocuklar, damatlar, gelinler ve torunlardan oluşan bir bütündü. “Hayat” denilen ortak alanlar ise konutun merkeziydi.

Aile Vakfı’nın çalışmasında da Türk evinin çekirdeği olan “Hayat”, bugün apartman dairesinin içinde yeniden yorumlanıyor. Bunun için de adına “stüdyo” denilen konut tiplerinden vazgeçerek, apartmanlarda beş odalı, genişçe salonlu ve yemeklerin bir arada yenilebileceği aile evleri inşa etmek gerekiyor.

“Birlikte yaşamak aile bağlarını güçlendirir” deneyimine dikkat çekilen raporda geniş aile evlerinin sosyal ve ekonomik etkileri şöyle başlıklandırılıyor:

Yaşlı bakımı: Dede ve nine, torunlarıyla aynı evde ama kendi özerk alanında (eklentide) yaşıyor. Böylece ne onlar yalnız kalıyor ne de evin diğer fertlerinin mahremiyeti zedeleniyor.

Çocuk bakımı: Çalışan anne-baba çocuğunu kreşe değil, yan odadaki büyükbaba ve büyükanneye emanet ediyor. Bu hem ekonomik bir tasarruf sağlıyor hem de kültürel aktarımı mümkün kılıyor.

Ekonomik dayanışma: İki ayrı kira, iki ayrı mutfak masrafı yerine giderler (fatura, mutfak, bakım) paylaşılıyor.

Fıtrata uygun hayatın yaşanabileceği evler

Rapora da yansıyan araştırmalar, büyükleriyle büyüyen çocukların daha dayanıklı olduğunu ve davranış sorunlarını daha az yaşadığını gösteriyor. TOKİ’den belediyelere, özel sektörden kentsel dönüşüm projelerine kadar her konut üreticisi bu raporu masasına koymalı. Çünkü sadece “başımızı sokacak bir ev” sahibi olmanın ötesinde bir büyük ihtiyaç söz konusu. Dedenin toruna masal anlattığı, hastanın evinde şifa bulduğu, yalnızlığın kapıdan giremediği “haneleri” ve haliyle “hayatın” öğretileriyle yaşanan mekanlar için bir konut mimarisine eklenti gerekiyor.

Tam burada ekonomik koşullar, günümüz büyük şehirlerde zorlaşan konut temini denkleminde, mevcut konut mimarisinin iki katı hacmindeki dairlerin maliyeti en büyük engel. Özel sektör talebe göre mutlaka böyle daireler üretiyordur. Ancak TOKİ, Emlak Konut ile belediyeler, toplumun geleceğini dikkate alarak inisiyatif alabilir ve büyük aileler için, taahhüt karşılığında uygun fiyata konutlar inşa edebilir. Pilot uygulamalar devreye alınabilir.

Başlıktaki soruya, can alıcı yüzleşmemize dönersek: 1+1’lik o modern çöküşten kurtulup, “Hayat”a dönmeliyiz.

Eğer evleri sadece rant için değil, fıtrat üzerine inşa etmeye başlarsak, bu dönüşüm yaşanır. Aksi halde o konforlu yalnızlık ve kimsesizlik hücrelerinde, kalabalıklar içinde yok olmaya mahkum olacağız.

Ersin Çelik, Yeni Şafak

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }