1.     Faiz (Riba) bir malın aynısının/mislinin daha fazlasıyla değiştirildiği bir tür sözleşmedir. 10 gram altının 12 gram altınla veya 1 kilo buğdayın 2 kilo buğdayla değiştirilmesi faizdir.

2.     Misli mal ‘aynı türe ait olup fiyatı etkileyecek bir fark olmadan birbirinin yerine geçebilen mallar anlamındaki fıkıh terimidir’. Karz işlemi ancak misli mallarda gerçekleşir.

3.     Faiz işleminde, maldaki artış/büyüme aynı cins mallar arası mübadeleyle sağlanır. Bu ‘aynı cins mallar’ arası ilişkiyle sağlanan büyüme, bu ilişkiyle elde edilen semere, menfaat konseptine dikkat edelim.

4.     Karz (Kredi) ise bir malın aynısıyla/misliyle değiştirilmesidir. 10 gram altının 10 gram altınla değiştirilmesi karzdır. Burada da aynı cins mal arası bir mübadele vardır lakin faizdeki gibi bir büyüme, bir artış yoktur. Verilen aynısıyla geri alınır. Karzda bu eşitliğin dakik olarak sağlanması, önemlidir. Zira azıcık bir fazlalık bile işlemi faize dönüştürür.

5.     Karz/Kredi esasen insanlar arası yardımlaşma, dayanışma aracı olarak ortaya çıkmıştır ve aslı halen öyledir. Kötü günlerde birbirine destek olarak kardeşini, akrabanı, dostunu, komşunu, meslektaşını, vatandaşını ayağa kaldırma, toplumu dik tutma aracıdır. Faiz ise bu sözleşmeye, krediye bir bedel biçerek onu bir kazanç aracına dönüştürür.

6.     Mesela 2007-2008 ABD konut krizinde faiz yasağının hikmeti daha iyi anlaşılmış oldu. Önce faizle konutlar satıldı sonra bu faizli krediler paketlenerek yine yine yine satıldı. Böylece reel üretime, yatırıma, gerçek ticarete yönlendirilmesi gereken sermayeler faizle birlikte ticari bir emtiaya dönüşen kredilerin alım-satımına harcandı ve sonuçta ise büyük bir ekonomik darboğaza sebep oldu. Rakamlar ise ortada: 2008’deki faiz krizinden önce ABD’deki borsaya yatırım 22 trilyon dolarken CDS (Kredi Temerrüt Takası) denilen faizli konut kredisinden türetilen araçlara yatırım 45 trilyon dolardı. Faiz işte böyle reel üretimden, yatırımdan alıkoyup piyasaları adeta kumarhaneye çevirerek ekonomileri daraltır. Finans dilinde zaten bu tip işlemler yapmak (to bet) fiili üzerinden dile getirilir.

7.     Faizin fiyatlandırdığı, para ya da sermaye değil bir sözleşme olarak kredidir. Bu, satış sözleşmesini satmaya benzer. Satış sözleşmesine konu olan elmayı beş liraya satıp bir de ayrıca satış sözleşmesinin kendisinden dolayı ayrı bir ücret almak gibidir. Yani bir şeyi iki kere satmaya benzer.

8.     Öte yandan sözleşmenin kendisine bir fiyat biçmek saçma olup gerçekte bunun bir fiyatı olmadığından aslında faiz karşılığı olmayan bir fazlalıktır, olmayan bir şeyi satmaya benzemektedir.

9.     Faiz yasağı esasen krediyi kazanç, gelir, servet arttırma aracı olarak kullanma yasağıdır. Kazanç ticaretle, farklı malların mübadele edilmesiyle olmalıdır.

10.  Kredi sözleşmesine eklenen herhangi bir fazlalıkla birlikte karz sözleşmesi faize dönüşür. Bir litre suya düşen bir idrar damlasının tüm suyu bozması gibidir. İki damla, üç damla fark etmez, artık o su içilemez hâle gelir.

11.  Faiz ve karz/kredi ayrı doğaya sahip işlemlerdir. Nasıl ki bir bisiklet ücretsiz ödünç verildiğinde başka bir işlem (ariyet/kullanım ödüncü), bir bedel karşılığında belirli bir süreliğine verildiğinde ise başka bir işlem (kira) olarak adlandırılıyorsa işte bunun gibi karz işlemine de bir bedel katıldığı zaman işlemin doğası değişir, faiz olur. Roma hukukunda mutuum olarak adlandırılan karz işlemine faiz eklemek yasaktı zira işlemin ivazsız doğasının böyle bir eklemeyi kabul etmediğinin farkındaydı dönemin hukukçuları. Dolayısıyla faiz getirisini isteyenler başka bir ek sözleşme yapmak zorunda kalıyorlardı.

12.  Faiz gelir sağlaması açısından kiraya benzer ancak kirada farklı cins mallar arasında bir mübadele vardır. Bir miktar para karşılığında bir evin kullanımı mübadele edilir. Evin kullanımı ve para farklı cinslerdir. Faiz ise aynı cins mallar arası mübadeledir. Altın altınla, lira lirayla, dolar dolarla, buğday buğdayla. Bu aynı cins mallar ilişkiye sokulmak suretiyle buradan bir menfaat, gelir, meyve elde edilmektedir. Bu anlamda kiradan ayrılır.

13.  Faiz paranın fiyatı, paranın satışı da değildir. Fiyatın oluşması için en az iki farklı mal gerekir. Paranın bu anlamda fiyatı olabilir ancak bu, başka bir cins parayla mübadelesinde ortaya çıkar. Mesela farklı paralar olan lira ile doların mübadelesinde. Burada paranın fiyatı vardır ama sözleşmenin adı faiz değil, kambiyo/sarftır. Bu işten kazanç elde etmek için iki zincir işlem gerekir; düşükten alınır yükseğe satılır. Faizde ise aynı cins paralar arası mübadeleyle tek bir işlemde kâr ortaya çıkar. 10 lira 12 lira olur.

14.  Ayrıca faiz meselesinde para üzerine odaklanmak da asıl meselenin gözden kaçırılmasına sebep olmaktadır. Para, toplumun tüm borç ödemelerinde kabul ettiği ortak misli maldır. Asıl olan konsept burada misliliktir. Bu misli mal buğday da olabilir, arpa da, altın da. Bunların hepsi de krediye konu olabilen, para olarak tarihte kullanılmış misli mallardır. Dolayısıyla faizi altının, buğdayın, arpanın fiyatı olarak tanımlamak ne kadar abesse paranın fiyatı olarak da tanımlamak o kadar abestir. Daha sonra yeniden döneceğiz ama aynı şekilde faizi buğdayın, arpanın, altının kirası olarak tanımlamak ne kadar saçmaysa paranın kirası olarak da tanımlamak o kadar saçmadır. Buğday, arpa gibi mallar ev, araba gibi kiralanabilen mallar değildir. Buğday bir kere tüketildiği zaman kiraya konu olan mallardaki gibi aynısıyla geri döndürmek mümkün değildir.

15.  Faiz sermayenin de fiyatı değildir. Makinalar da üretimi verimli kılan bir tür sermaye sayılabilir. Ancak makinalar borç olarak verilmeye uygun mallar değildir, ancak kiralanabilir veya satılabilirler. Dolayısıyla makina olarak sermayenin fiyatı faiz olmaz, kira veya satış bedeli olur.

16.  Faiz esasen hiçbir şeyin fiyatı değildir, aslında olmayan bir şeyi satmaktır. İktisatçıların bu olmayan şeye bir varlık biçmek için farklı farklı tanımlar yapmaya çalışması bundandır.

17.  Piyasada malların akışı farklı mallar arasındaki fayda farklılığı ile sağlanır. Alıcı ve satıcılar piyasada buluşur ve herkes elindeki faydası daha az olanı kendince faydası daha fazla olan farklı bir malla değiştirir ve günün sonunda tüm taraflar faydasını arttırmış olarak piyasadan ayrılır. Piyasada dolayısıyla ‘farklı’ mallar arasındaki mübadeleyle fayda, semere elde edilir. Malların akışı da faydası az olan bir maldan, faydası çok olan başka bir mala doğrudur. Bu aslında elektrik akımının, hava akımı olan rüzgârın oluşumuna benzemektedir. Elektrik akımı negatiften pozitife doğru, rüzgârın ise yüksek basınçtan alçak basınca olması gibi. Farklı mallar arasındaki faydaların farkı ise akışı, hareketi sağlar. Ancak faiz aynı cins mallar arasında gerçekleşir. Dolayısıyla aslında burada akış yoktur, hareket kesilir, bir anlamda faiz hareketi durdurarak, akması gereken piyasanın kıyametini getirir. Faizde malı elinden çıkaran kişi, piyasadaki mübadele mantığına göre elindeki faydası görece daha az olan maldan, daha fazlasını ister. Faydası az olandan daha fazlasını istemek rasyonel değildir.

18.  Öte yandan piyasadaki farklı mallar arası olan bu işlemlerin bir özelliği de her iki tarafın da kazanmasıdır. Win-win/kazan-kazan dedikleri türden işlemlerdir. Her iki taraf da faydasını artırır, görece daha az faydalı bir malı vererek görece daha faydalı farklı bir malı elde eder. Bu bakımdan kazan-kazan bir işlem olarak alım-satım, bir tarafın kazanıp diğerinin kaybettiği hırsızlık, gasp ve kumardan ayrılır.

19.  Hırsızlık, gaspa, kumara benzer şekilde faiz işleminde de iki taraf arasında eşitsizlik ortaya çıkar. 100 lira alıp 120 lira geri ödeyen eksi 20’dedir, borç veren ise artı 20’dedir. Tüketim kredilerinde bu durum hep böyledir, bir taraf kazanır, diğeri ise kayıptadır. Üretim amaçlı kredilerde ise bir taraf kesin kazanç sağlarken yine, diğer tarafın getirisi belirsizdir. Yine eşitsizlik ortaya çıkar ki böylece faiz hırsızlık, gasp kategorisindeki sadece bir tarafın kazandığı işlemler kategorisine yaklaşır. Ve işte taraflar arasındaki bu eşitsizlik ise toplumdaki huzuru, kardeşliği bozup kıskançlığa, kine, öfkeye, kavgaya neden olarak toplumu içten çürütür. Öte yandan sermayenin piyasaya faiz ile değil de ortaklıkla girmesi taraflar arasındaki eşitliği korur. Zira ortaklıkta kaybedildiğinde taraflar beraber kaybetmekte, kazanıldığında ise beraber kazanmaktadır ki böylece kardeşlik de korunmuş olur. Kardeşliktir toplumu bir arada tutan. Asıl mesele sermayenin üretimdeki verimliliği arttırması değil, sermayenin üretime katılım biçimidir. Faiz yerine ortaklıkla katılım sağlanmalıdır ki zaten faizle katılım dahi aslında sağlanmamaktadır.

20.  Karzın aksine aynı cins varlıklar arasındaki ilişkiden bir semere elde eden faiz iktisadi bir ensest ilişkidir. Faiz ‘aynı’ cins mallar arası ilişkiyle serveti doğurtmak olduğu gibi ensest de ‘aynı’ çekirdek aile mensupları arasındaki cinsel ilişkiyle doğurtmaktır.

21.  Mesela 100 lira yüzde 10 faizle 110 olur. Sonrasında bu 110 lira tekrardan yüzde 10 faizle 121 olur. Bu ikincisinde sadece anapara üzerinden faiz elde edilmez, ana-para ile faiz çocuğunun birleşmesinden (110 lira=100 ana-para+10 faiz oğlu) doğan bir yeni faiz çocuğu daha vardır. İlişkiye giren ise ‘aynı’ cins mal, ‘lira’dır. Yeni doğan faiz çocuğu bu anlamda ana-para ile onun faiz çocuğunun çocuklarıdır. İkinci oğul-faiz, ilkinden daha fazladır. Üçüncüsü de ikincisinden. Bu böyle gider, hızlanarak büyür, büyür. Bu faizin işte geometrik büyüyen doğasıdır. Ekonomiyi bozması da bu yüzdendir. Kanser hücreleri de bu şekilde ‘büyür’ ve sonunda vücudu öldürür.  Ensest ilişkiyle de nüfus büyüyebilir ancak bu sağlıklı bir büyüme değildir. Aynı şekilde faizle de ekonomi büyüyebilir ancak bu enseste benzer şekilde servet nüfusunun büyümesi olduğundan sağlıklı bir büyüme olarak değerlendirilemez. Dolayısıyla çağımızda ekonomilerin büyümesi aldatıcıdır. Faize dayalı finansmanla büyüme ensest bir iktisadi büyümedir. İbn Mesud'dan rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “Faiz yetmiş üç kısımdır / çeşittir. En hafifi kişinin annesiyle zina yapması gibidir…” (Hakim, Müstedrek, 2/43).

22.  Faizcilik bir tür Oedipus kompleksidir. Yahudi tipi faizci ise Oedipal bir çocuk gibidir.

23.  Erkek çocuğun anneye olan yakınlığı psikanaliz çalışmalarında Oedipus Kompleksi miti, alegorisi üzerinden anlaşılmaya çalışılır. Bu kompleks adını Sophokles’in Kral Oidipus adlı tragedya eserinden alır. Ve bu eserden ilhamla erkek çocuğun babasını ortadan kaldırarak annesiyle birlikte olması, evlenmek istemesi, babanın yerine geçme arzusu psikanaliz dilinde Oedipus kompleksi olarak geçer. Buna göre, çocuklar sahiplendiği şeylerden bir haz, lezzet alır ve kıskanç bir şekilde bunların sadece kendisine ait olmasını ister. İşte erkek çocuğun haz aldığı ve arzuladığı en önemli varlık ise annesidir. Rahimde başlayan süreç, meme emmeyle devam eder, kucaklaşmalar, öpüşmeler, koklaşmalarla sürer. Dolayısıyla çocuk gün geçtikçe annenin sadece kendisini besleyen memesini değil tüm her şeyini, bedenini sahiplenmek ister. Annenin tüm dikkati, ilgisi, şefkati üzerinde adeta tekel güç kurmayı arzular. Ancak burada bir rakip vardır: Baba. Anne babaya da ilgi göstermekte, öpmekte, okşamakta, beraber uyumaktadır. Dolayısıyla aslında bir tür kıskançlıkla içten içe, aynı zamanda arzusunu gerçekleştirmesi halinde cezalandıracağından korktuğu babanın ortadan kalkmasını ve onun yerini almayı ister. Arjantinli psikanalist Juan David Nasio anne ile cinsel ilişkiden kastedilen şeyin ilk akla gelen anlamda bir çocuk istismarı olarak düşünülmemesi, bunun bir metafor olarak anlaşılması gerektiğine dikkat çeker. Bu esasen rahim içindeki güvenli, huzurlu, mutluluk dolu ortama geri dönüş arzusudur. Psikanalizcilere göre Oedipus dönemindeki çocuk altı yaşlarında bu arzusunu bastırır. Çocuk esasen sonsuz arzuların bu dünyada gerçekleştirilemeyeceğini dolayısıyla da bu dünya hayatında arzularını sınırlandırması gerektiğini öğrenmiş olur. Erkek çocuk anneye olan arzusunu bırakır ve babayla özdeşleşme süreci başlar. İşte faizcilikle Yahudi tipinin buluşması burada başlar.

24.  Yahudi tipi faizci Oedipus kompleksini aşamamış bir çocuk gibidir. Yahudi tipinin özelliği dünyevileşmesi, ölümden nefret ederek çok uzun yaşam sürmek istemesi ve dünya metalarına karşı şiddetli arzusundan kaynaklanan ilahi kurallara uymama, isyan etme, bunları eğip bükme, hakikati söyleyenlere karşı saldırma temayülü göstermesidir. Rızıklandırılmayan Rızıklandırıcı’ya ‘cimri’ der, ‘fakir’ der, yani isyan eder sonsuz arzularını sınırlandıran, baba ile sembolize edebileceğimiz rezzakiyet kanunlarına. Bu yüzden Mikail’i yani rızık dağıtıcısını sever ama Cebrail’e düşman kesilir yani rızkın kanunlarını, ilmini, kurallarını getirene. Babayı öldürme ve anneyle evlenip kendi kendisinin babası olma arzusu esasen O’nun kanunlarına isyan etme ve kendi rızık kanunlarını yazarak buna göre bir hayat, doğal olmayan bir ekonomi modeli kurma, hileler yaparak bu isyankâr kanunları topluma da kabul ettirme arzusunun temsilidir ki bugün dünyada milyonlarca insan vadeli mevduatlar yoluyla -zira bunlar esasen bankaya verilen faizli borçtur- faizci bir Yahudi tipine dönüşmüş, Yahudileşmiştir. Bu anlamda Yahudi tipi faizci, nüfuzunu insanları kendisine benzeterek arttırır.

25.  Yahudi tipi faizci Oedipus Kompleksini aşamamış bir çocuk gibidir, her şeyin kendisinin olmasını isteyen olmadığı vakit ise ağlayıp ortayı ayağa kaldıran bir çocuk. Elbette bu çocuğun elinde güçlü silahlar, büyük bir ordu olduğunda çok daha tehlikeli hale gelir. Sonsuz arzular sonlu dünyada tatmin edilemeyeceğinden bu aşırı arzuların bastırılmayıp faiz gibi yasak yollarla dışarı çıkması tüm dünyayı bu zehirli arzunun ateşiyle yakıp yıkar. Arzusunu bastıramayan bu insanların zincirlenmesi, ellerinin bu haram işlerden zorla da olsa kesilmesi ve bu arzularının topluma faydalı yerlere, meşru ticarete yönlendirilmesi gerekir. Zira ahirete yani ölümden sonra ancak sonsuz arzuların tatmin olabileceğine inancı olmayıp bu arzuları dünya hayatında gerçekleştirme fantezisi kuran bu tip insanların -zorla da imana gelemeyecekleri için- bu inançsızlıklarından kaynaklanan zulümlerinin de önüne set çekilmelidir. Faize dayalı kredi sisteminin bu yüzden acilen yasaklanması gerekir. Zira geometrik büyümeyle sonsuzluğu hedefleyen faiz bu insanlardaki zehirli şehveti kışkırtmaktadır.

26.  Faiz ayrıca iktisadi bir homoseksüel ilişkidir. Faizde ‘aynı’ mallar arası ilişkiden nema sağlanırken homoseksüellikte de ‘aynı’ cinsiyetler arası ilişki kurularak bundan haz formunda bir nema sağlanır. Halbuki meşru ve doğal olan, ‘farklı’ cinsiyetler arası meşru ilişkiden nemalanmaktır, benzer şekilde ticarette ‘farklı’ mallar arası mübadeleyle kâr elde etmekte olduğu gibi.

27.  ‘Erkek Homoseksüeller İçin Onarım Terapisi’ kitabının yazarı Joseph Nicolosi, homoseksüel erkeklerdeki bu rahatsızlığın temelinde yine Oedipus kompleksindeki gibi babayla ilgili bir sorunun yattığını söyler. Benzer şekilde faizcinin de babayla, erkeğin temsil ettiği rekabet, rızık sistemiyle sorunu vardır. Tekel gücünü eline almak için rekabeti yok etmek ister. O yüzden erkeğe, ailesinin rızık temininden sorumlu babaya düşmandır, zira bunlar onun en çekindiği, uzağında tutmak istediği, girişimci cesaretleri, atılganlıkları ve gözüpeklikleriyle onun tekelleşmesine engel olabilecek rakipleridir. Homoseksüel erkeğin babasından uzak durduğu, erkekler dünyasından ürktüğü, girişkenlikte ve tehditlere karşı koyup mücadeleye hazır olmada yaşadığı zorluk, reddedilme korkusu yaşadığı gibi faizci de erkeksi olan rekabeti, riski reddeder, sinsi taktiklerle bunları bertaraf etmeye çalışır. Homoseksüelin mahrum olduğu erkekler dünyasına cinsel yolla giriş yapmaya çalışması gibi faizci de cesaret, girişimci ruh, risk gibi erkeksi özellikler gerektiren tüccarların dünyasına ensest bir cinsel ilişkiye benzeyen faiz yoluyla giriş yapar. Teoride de sözde ticarete, üretime katılıyormuş gibi rol çalar, elde ettiği faizin üretim faktör geliri olduğunu iddia eder. Faizcinin üretime katılıyormuş, ticaret yapıyormuş gibi gözükmesi bazı homoseksüel erkeklerde rastlanan ‘deri motosiklet ceketleri, kovboy kıyafetleri, asker veya polis üniformaları ve erkekliği karikatürize eden diğer kıyafetleri’ giymeye benzemektedir. Eksik kalan erkeklik, erkeksi bu kıyafetlerle görünüşte tamamlanır. Benzer şekilde faizciler de hilelerle kendilerini risk dolu ticaret yapıyormuş, teoride üretime katılıyormuş gibi gösterirler.

28.  Faizci dolayısıyla zaten pornoyla, bilgisayar oyunlarıyla, lerle bitik hale getirilmiş erkeğe, erkeksi niteliklere savaş açar. Mesela bir politik ekonominin asıl sorunu kadının çalışıp çalışmaması değildir, kadın ister çalışır ister çalışmaz. Lakin erkek tabiatı itibariyle ailenin babası olarak tek başına rızık temin edici, kavvam konumundadır. Dolayısıyla politikalar erkeği, babayı öncelemeli ve her babanın tek başına ailesini geçindirebileceği bir geliri idealize etmelidir. Asgari maaş değil kavvami maaş. Veya daha da iyisi gelecekteki muhtemel bir malikiyet ve serbestiyet devrinde, babanın çalıştığı ve aynı zamanda ortağı olduğu şirkette alacağı kâr payıyla, kavvami gelir ile tek başına ailesini geçindirebilmesi. Erkeğin psikolojisi kavvami seviyenin aşağısında bozulmaya meyleder ve bu da kas gücü daha fazla olan erkeğin varlığını, değerini şiddet göstererek ortaya koymasına neden olabilir. Ancak erkeğe, babaya savaş açan, babayla sorunu olup onu tehdit olarak algılayan tekel sevdalısı faizci düzen kadının çalışmasını asıl sorunmuş gibi göstererek gerçek sorunu gizler, böylece çekindiği rakip erkekleri safdışı bırakmaya çalışır. Dolayısıyla babalar tek başına aileyi geçindirecek bir pozisyonda değilken kadının iş dünyasına atılmasını dert edinmek memleketin kalkınması açısından isabetli bir politika değildir. Bu sadece, erkekler dünyasından ürküp kadınların yanındayken daha rahat eden homoseksüel erkek gibi kadınların daha aktif olduğu bir piyasada tekel gücünü daha sağlama aldığını zanneden faizci çetenin işine yarar.

29.  ‘Gey yaşamının tipik özelliği rastgele cinsel ilişkiler, çok sayıda ve hatta hiç tanımadıkları partnerlerle birlikte olmaktır.’ Bir araştırmada homoseksüellerin yüzde 28’inin 1000’den fazla kişiyle ilişki yaşadığı ve hatta araştırmaya katılanların yüzde 79’unun da ilişkiye girdiklerinin yarısından fazlasını tanımadığı tespit edilmiştir. Ki bu doğaldır zira aynı cinsler arasındaki cinsel mübadele tam anlamıyla doyuma ulaştıramamaktadır. Cinsel aynılık, ilişkide dişilik ögesinin yoksunluğu, ortak ve senkronik paylaşımın yokluğu sık ve rastgele eş değiştirmeyi getirir.  Amaç en hızlı ve en masrafsız yani ekonomik şekilde sonuca gitmek yani ilişkiye girmek, orgazma varmaktır. İşte faizci de benzer şekilde sık ve rastgele faizli kredi ilişkisi kurmaya çalışır. Özellikle faizin geometrik büyüyen yapısından dolayı kredi hacmi gün gittikçe büyüdükçe daha hızlı ve daha fazla haz (para) vadeden riskli işlemlere yönelir. Nitekim 2007-2008 konut krizi de kredilerin rastgele, ödeme gücü olmayanlara bile verilmesiyle ortaya çıkmıştı. Yani rastgele, çok sayıda partnerle faiz ilişkileri kurularak buradan servet elde edilmek istenmişti.

30.  Homoseksüel ilişkilerde ‘tek geçer değer kriteri fiziksel çekiciliktir (…) Genç homoseksüel, homoseksüel kardeşlerinin çoğu zaman ona sadece bir seks objesi olarak ilgi gösterdiklerini anlayacaktır… Homoseksüel dünyada tek geçerli akçe fiziksel çekicilik olduğundan, orada genç ve yakışıklı olmak, maddi zenginliğin tek değer kriteri olduğuna inanılan bir yerde milyoner olmaya benzer.’ Böylece homoseksüellik erkekler arasında oluşabilecek dostluk, arkadaşlık, kardeşlik bağlarını ortadan kaldırarak insanı ete indirger. Çoğu zaman uzun, kalıcı bir ilişki de kurulamaz. Faizde de benzer şekilde insanın sadece mali açıdan çekiciliğine bakılır, teminat göstereceği arsası, evi, fabrikası, parası olanla bir lezzet ilişkisi kurulur. Mesela vadeli mevduatla tasarruflarını faiz sistemine yatıranlar, bankanın bunları ne alanlarda kullandığıyla ilgilenmez, ilgileri sadece mallarındadır, ondaki artışta, yani maddi çekiciliktedir. Halbuki aynı tasarruflar ticari ortaklıkta olsaydı bu sefer sürekli olarak ilgili olacaklar, şirketi, genel olarak ekonomiyi, gelişmeleri takip edeceklerdi. Hangi yaşta olursa olsunlar böylece hayatın içinde aktif olarak toplumla bağları hep taze kalacak, siyasî ve sosyal gelişmelere daha duyarlı olacaklardı.

31.  Sonuç olarak homoseksüellik ve faiz arasında bazı ilgi çekici benzerlikler bulunur. Ancak faiz homoseksüellikten ziyade enseste daha çok benzer. Zira ensestte bir çocuk dünya gelebilir, homoseksüellik ise kısırdır.

32.  Bu kısırlık meselesi Aristoteles’in faiz hakkındaki meşhur ‘para doğurmaz’ şeklinde yorumlanan görüşünü akla getirmektedir. Ancak kanaatimizce Aristoteles para doğurmaz dememekte, para faiz yoluyla doğurtulmamalıdır tezini savunmaktadır. Zira paranın ticaret yoluyla doğurabildiği malumdur, keza faiz yoluyla da... Ancak paranın faiz yoluyla doğurtulması, daha başka deyişle paranın kredi yoluyla kazanılması doğal değildir.

33.  Bu arada aynı cins malların ilişkisinden menfaat üreten faize izin veren ve hatta teşvik eden bir hukuk sisteminin eninde sonunda homoseksüelliğe, enseste hatta yamyamlığa (‘aynı’ cinsin etini yemek), kadar izin vermesinde mantıken bir engel bulunmamaktadır. Finansallaşmanın doruğa çıktığı son 50 yılda, LGBT hareketinin de güçlenmesi tesadüfî değildir, tüm bu eylemlerin mantığı aynıdır. Bu anlayıştaki bir sistemde ölen insanların etinin de kıtlık bahanesiyle piyasalarda tüketime sunulması çok da şaşırtıcı olmayacaktır. Şirk sisteminin mide bulandırıcılığını, ne büyük bir pislik olduğunu bu şekilde hayal edebilirsiniz.

34.  Şirke -Allah’ın gönderdiği ve Resulü’nün getirdiği dışındaki herhangi bir şeye- dayalı hukuk sisteminin insanlığı götürdüğü dünya budur. Zaten şirk de manevi faiz, faiz iktisadî şirktir. Tevhidde farklı varlık kategorileri (mahluk-Halik) arasındadır ibadet, tapınma. Şirk ise yine ribevi bir eylem olarak ‘aynı’ varlık kategorilerinin (mahluk-mahluk) arasındaki tapınma, aşırı sevgi, saygı ve övgü, bu ibadet yoluyla nemalanma, menfaat elde etmedir.

35.  Sağlıklı nüfus artışı ‘farklı’ cinsiyetlerden ‘farklı’ çekirdek ailelerin birleşmesinden doğan çocuklarla olur. Aynı bu şekilde ekonominin büyümesi de yine ‘farklı’ malların arasındaki ilişkiye dayanan alım-satım, meşru ticaretle olmalıdır. 

36.  Bu ticarete sermayeyle katılım ise yine ortaklık modelleriyle olmalıdır. Faizle-krediyle ticarete katılınmış olunmaz. Faizi üretime katılımdan dolayı elde edilen hak edilmiş bir pay olarak görmek hatalıdır. Zira ticarete katılım zarara da katılımdır. Ticarette kâr ve zarar kardeştir. Faiz ise kardeşini öldüren Kabil gibidir. Zararın imkanıdır kârı var eden. Zararın imkânı yoksa orada kâr da yoktur, olmamalıdır. Karz işlemi böyledir, ancak faiz bu doğal kanuna savaş açar.

37.  Dünya sevgisi, tamahkârlık, cimrilik, hırs, kibir ve bunların getirdiği şiddet ve savaşlar… Hepsi de faizle birlikte açılan insan nefsinin en alt, bodrumun da altındaki katmanlarıdır. Faizle birlikte nefs şehrinin kanalizasyon suları dışarı taşar, tüm insanlığı pisliğe mahkûm eder. Zekât ise tam tersi temizler.

38.  Faiz kapitalizmin de şiarıdır. Kapitalizmin büyüme modeli faize (faizli krediye) dayalıdır. Borçluluk sürekli faizin geometrik büyüme gücüyle artarken finansın reel üretimden aldığı pay da artar. Zira borcun büyüme hızı reel ekonominin, üretiminkinden fazladır. Dolayısıyla her geçen gün alın teri değersizleşir. Bu değersizlik ise ekonomik göstergelere gelir, servet eşitsizliği olarak yansır. Bir grup kumarbaz, olmayan paralarıyla kaldıraçlı yani faizli borca dayalı işlemlerle fiyatlar üzerinden oynayarak tarlada, fabrikalarda çalışan emekçilerin alın terini sömürürler. Kapitalizmin mânası budur.

39.  Sermaye sahiplerinin reel üretimden faize dayalı işlemlerle daha fazla pay alması aynı zamanda bu kesimin daha da güçlenmesi, siyaseti, hukuku, ekonomi politikalarını, eğitim sistemini, bilimsel araştırmaları da kendi menfaatlerine göre şekillendirebilmesi demektir. Ve artık servet o kadar artmasına rağmen yeterli tatmine ulaşamadıklarında bu sefer de insanı, doğayı bozmaya, alternatif yeni bir sunî hayat oluşturma gibi cüretkâr işlere kalkışacaklardır.

40.  Faiz, aynı cins mallar arası mübadeleyle büyüme modeli ile pazarda da aynılığa, tektipliliğe, tekelciliğe yol açarak insanlığa, insandaki üretken potansiyele de savaş açar. Tekelleşmeyle birlikte sayısız insandaki mündemiç yetenekler zuhur edemez, piyasa az sayıda şirketin benzer mallarıyla dolarken çeşitlilik ve Yaradan’ın insanın becerileriyle ortaya çıkabilecek sayısız tecellilerinin de üzeri örtülmüş olur. Faiz bu anlamda piyasadaki ürün çeşitliliğine, insanların yeteneklerini, sanatlarını çeşitli ürünlerde göstermelerine engel olur, farklılıkları yok eder.

41.  Kapitalizmin gerçek manası ise şudur: Servet edinme, ekonomik büyüme aracı olarak faizin meşrulaştırıldığı sistemdir. Zaten kelime olarak da kapitalin anlamlarından biri borç işlemindeki anaparadır. Kapitalizmi yani krediyi bir gelir elde etme aracı olarak kabul etmek, bir toplumun ensestle nüfusunu büyütme stratejisini kabul etmesine benzer. İşte dünya ekonomisinin durumu budur. Gördüğümüz büyüme sağlıklı değildir. Nitekim sadece yeryüzüne, doğaya bakmak bile faizle büyümenin yol açtığı çirkinliğin idraki için kâfi gelir. Hedeflenmesi gereken krediden para kazanma mesleğinin meşru olmaktan çıkarılmasıdır. Nasıl ki hırsızlıktan, gasptan, uyuşturucu satmaktan para kazanmak, servet elde etmek yasaksa aynı şekilde faizli kredi yoluyla servet sahibi olmak da yasaklanmalıdır.

Melih Oktay

Büyük Doğu-İbda’nın farkı ve aksiyonu Büyük Doğu-İbda’nın farkı ve aksiyonu

Aylık Baran Dergisi 17. Sayı, Temmuz 2023.