Fransa, özellikle 18. yüzyıldan itibaren Aydınlanma düşüncesinin merkezi olarak konumlandı. İnsan hakları bildirgesi, özgürlük anlayışı ve cumhuriyet modeli, dünya kamuoyuna cihanşümul bir medeniyetmiş gibi sunuldu.
Sanat, edebiyat ve mimari alanında da güçlü bir marka inşa edildi. Başkent Paris, uzun yıllar boyunca kültür ve sanatın küresel merkezi olarak anıldı. Fransız dili diplomasi dili oldu; Fransız müzeleri, insanlığın ortak mirasının koruyucusu olarak takdim edildi.
Ancak bu kültürel inşa süreci, büyük ölçüde sömürge coğrafyalarından aktarılan maddi ve manevi kaynaklarla eşzamanlı ilerledi. “Medeniyet götürme” söylemi, çoğu zaman askeri işgalin ve ekonomik tahakkümün ideolojik kılıfı oldu.
Cezayir: Yüzyıllık travma
1830’da başlayan işgal süreci, Cezayir halkı için kitlesel katliamlar, zorunlu göçler ve kültürel asimilasyon mânâsına geldi. Bağımsızlık savaşı (1954–1962) sürecinde yüz binlerce insan hayatını kaybetti. Köy yakmalar, sistematik işkenceler ve toplu infazlar, Fransız cumhuriyetinin “insan hakları” söyleminin tamamen yalan olduğunu ortaya koydu.
Afrika’da askeri ve ekonomik müdahaleler
Batı Afrika’da özellikle Mali ve Nijer gibi ülkelerde sürdürülen askeri varlık, terörle mücadele söylemiyle meşrulaştırıldı. Ancak bu coğrafyalar aynı zamanda uranyum ve stratejik madenler açısından zengin bölgelerdi. Nijer uranyumu, uzun yıllar Fransız nükleer enerji sektörünün temel hammaddelerinden biri oldu.
Kaynakların transferi: Petrol, uranyum ve ekonomik bağımlılık
Fransa’nın Afrika’daki eski sömürgeleriyle kurduğu ekonomik ilişkiler, uzun süre “bağımsızlık sonrası bağımlılık” şeklinde devam etti.
Uranyum: Nijer’de çıkarılan uranyum, Fransız enerji şirketleri aracılığıyla ülkenin nükleer altyapısını besledi.
Para sistemi: CFA Frangı üzerinden kurulan mali düzen, eski sömürgelerin para politikalarını Paris merkezli bir yapıya bağladı.
Bu yapı, emperyalizmin klasik askeri işgalden ekonomik tahakküme evrilen şeklidir.
Müzelerdeki tarihî eserler
Fransa’daki büyük müzeler, insanlık tarihinin en zengin koleksiyonlarından bazılarına sahiptir. Ancak bu eserlerin önemli bir kısmının sömürge dönemlerinde getirildiği bilinmektedir.
Louvre Müzesi koleksiyonlarında Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan taşınmış çok sayıda eser bulunmaktadır.
Musée du quai Branly – Jacques Chirac, Afrika ve Okyanusya’dan getirilen binlerce eserle doludur.
Fransa’nın edebiyatı ve sanatı inkâr edilemez bir tesire sahiptir, doğru. Bu kültürel ihtişam, hangi tarihî bozgunculukla inşa edilmiştir? Bir milletin hafızası başka bir milletin vitrininde sergilenebilir mi?
Cezayir’in dağlarında, Afrika’nın maden ocaklarında, Orta Doğu’nun parçalanmış haritalarında bırakılan izler bugün konuşuyor. Adalet üzerine kurulmayan hiçbir düzen mutlak değildir.