Bu konuşma 16 Mart 2024 tarihinde Ankara’da Server Vakfı'nın konferans salonunda Aylık Baran Dergisi yayın kurulu üyesi Kâzım Albayrak tarafından yapılmıştır.

Sevgili dostlar, kıymetli misafirler!

Ramazanın ilk günlerinde gerçekleşen sohbetimizin bereketli olmasını dilerim. Sözlerime, Üstad Necip Fazıl, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu, Akıncı şehitler ve Gazze’deki şehitleri rahmetle anarak başlamak istiyorum.

Bu mekânda, bendenizin kaleme aldığı, “Gölge’den Akıncı Güç’e İslâmî Hareketin Temelleri” kitabı vesilesiyle buluşmuş bulunuyoruz. Bundan dolayı Server Vakfı yöneticilerine teşekkür ederim.

Konuşmamda, önce Büyük Doğu-İbda fikriyatını tanıtacağım. Salih Mirzabeyoğlu’nun Büyük Doğu’ya nisbetini ve çıkardığı Gölge ve Akıncı Güç dergilerini anlatacağım. Akıncı Güç’ün Üstad tarafından kabulünden ve Mirzabeyoğlu’nun İdeolocya ve İhtilâl isimli eserinden bahsedeceğim.

Bir dönemi anlatırken mevzuları, günümüze de hitap edici dinamik bir planda ele almaya çalışacağım. Ayrıca Üstad’ın ideali, “İslâm inkılâbı” şartları üzerinde duracağım.

Server Vakfı Gölgeden Akınc Güçe

Necip Fazıl’ın tanımıyla “Büyük Doğu, İslâmiyetin emir subaylığı”dır.[1] Bir başka tanımda Üstad, “Büyük Doğu ideali, tek zerresini feda etmeksizin İslâm’a yol açmanın sistemidir”[2] diyor. Büyük Doğu davasına perçinli Salih Mirzabeyoğlu ise Necip Fazıl’ı, tarih ve hal muhasebesi ve fonksiyonu itibariyle birlikte şöyle tanımlar:

“Beş asırlık tarih dilimimizle birlikte çağımızın nabzını yakalayan ve ideali aramayla toprağa bağlanma arasındaki bir berzahta kıvranan insanoğlunun oluş ıstırabını hakikatin hakikatine nisbetle heykelleştiren adam... İSLÂM’A MUHATAP ANLAYIŞ'ın dünya görüşünü örgütleştiren adam... Dâvanın aşkını, vecdini, diyalektiğini, estetiğini, dost ve düşman kutuplarını işaretleyen, hedeflendiren, istikametlendiren; İslâm’ı eşya ve hâdiselere tatbik edebilmenin "nasıl"ını çerçeveleyen adam... Bunun sembol şahsı. Büyük Doğu Mimarıdır!”[3]

Bu tanımlamadan ortaya çıkıyor ki sevmek için bilmek gerekir. Üstad’ı sadece şiirlerinin cazibesi veya usta polemikleriyle değil, yukarıdaki ifadelerde görüldüğü üzere misyonuyla sevmeliyiz. Üstad ve Kumandan gibi yüce ruhları, kahramanlığı ve gönül cömertliği itibariyle değil, sırf Allah rızası için fikirlerini sevmemiz lâzım!..

1979 senesinde Üstad ile Kumandanın buluşmalarına tanıklık etmiş, Akıncı Güç kadrosu olarak bu şansa ermiş biriyim. Bu kitapta hikayesi var. Bunlara girmeden önce, mademki “sırf Allah rızası için fikirlerini sevmek lâzım!” dedik, Büyük Doğu-İbda ilişkisini anlatalım. Mirzabeyoğlu, bütün usul ve sistemini hülasa ettiği, temel eseri sayılan İbda Diyalektiği’nde, Büyük Doğu-İbda ilişkisini şöyle izah ediyor:

“Demek oluyor ki, İslâm ruhunun eşya ve hadiseler karşısında “nasıl” tavrını temsil eden Büyük Doğu gövdesine mukabil İBDA, onun taşıyıcı “niçin” kanatlarıdır, onun içindir, onun gayesidir ve gayesi odur!..”[4]

Her biri kendi başına bir sistem ifadesi olsa da et kemik gibi birbirini tamamlayan, birbirine müvazi (denk) iki kanattan bahsediyoruz. Necip Fazıl, fikriyatında “niçin” davası olsa da ağırlıklı olarak “nasıl” ortaya koymuştur. İdelocya Örgüsü’nde devlet ve idare mefkuresi Başyücelik modeli buna misaldir. Şöyle de diyebiliriz: Üstad’ın sistematik olarak anlaşılma biçimi Salih Mirzabeyoğlu’dur. Necip Fazıl esastır, ancak bu esasa girmek için bir usul gerekir. Mirzabeyoğlu bu usulü ortaya koymuş, Büyük Doğu’nun sistematik olarak anlaşılmasının yolunu açmıştır. Mesela İbdasız Büyük Doğu eksik kalıyor, zira yürütücü ayağı “niçin” boyutu olmayınca olduğu yerde kalıyor. Öyle ki bu eksiklikten dolayı yeri geldiğinde yapamıyorsun. Büyük Doğuculuk nostaljide kalıyor. Halbuki Büyük Doğu eserleri kütüphanenin tozlu raflarında kalmak için yazılmamıştır. “Nasıl” ve “niçin” davasını şöyle de izah edebiliriz: Mesela “namaz, nasıl kılınır?” sorusuna cevabı, tekbir, kıyam, ruku, secde vs.dir. “Namaz niçin kılınır?” sorusunun cevabı ise tefekkür, hikmet ve tecrit ile ayrı bir husustur. Bütün bu anlatılanlardan, Mirzabeyoğlu’nun Büyük Doğu varken İbda ismiyle zuhur etmesinin sebebi de anlaşılmış olur.

Gölge’nin çıkışından, ortamı ve tesirinden bahsedelim. Sağ-sol çatışmalarının yoğun olduğu ve mukaddesatçı gençliğin kendini ifade için bir arayış içinde bulunduğu bir dönemde, 1975 senesinde Mirzabeyoğlu Gölge dergisini çıkarır. Gölge Dergisi, kızıl ve kara emperyalizme isyan bayrağı açarak, gül-bülbül edebiyatı yapan sözde İslâmî dergilerden de ayrılarak, komünist-ülkücü kamplaşması arasında kalan mukaddesatçı gençliğin, kimsenin yedeğine girmeden “akıncı” ismiyle zuhurunu sağlamıştır. Akıncı isminin isim ve mâna babası Salih Mirzabeyoğlu ve Gölge olmuştur. Gölge dergisi, İslâmcı mücadele tarihinde önemli bir yere sahiptir. Sadece öğrencilere yönelik bir kuruluş olan MTTB’nin pasifist bir çizgide ve tabela derneğine döndüğünü de hatırlatalım.

Gölge Dergisi I. döneminde (1975), fikir ihtiyacını uyarıcı ve pasifist çizgiyi kırıcı, ajite edici çizgisiyle; II. dönemde (1978) ise Bütün Fikrin Gerekliliği eseri ile fikir çizgisinin billurlaşmasıyla zuhur eder. Bu eserin alt başlığı, “iktidar-siyaset-hareket” olup bu aynı zamanda Gölge’nin ihtilâl-inkillapçı temelleri atması demektedir. Gölge’de atılan tohumlar Akıncı Güç Dergisi’nde (1979) ağaç olmuş ve böylece İslâmcı hareketin temelleri oluşmuştur. Bu uğurda “Büyük Doğu Devleti kurmak” iddiasıyla hakkında dava açılan ilk kişi de Gölge Dergisi’ndeki yazısıyla mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu olmuştur.

Gölge Dergisi, Filipin-Moro, Zengibar, Patani, Eritre gibi “Dünya Akıncıları”yla, o dönemin şartlarında irtibata geçmeyi başarmış ve onlardan gelen haberleri yayınlayarak mücadelenin geniş dairede olması gerektiğini göstermiştir. Şiirin ötesinde bir devrimci muhteva taşıyan ve dillerden düşmeyen Aydınlık Savaşçıları-Moro Destanı’nın tohumları da Gölge’de atılmıştır.

Gölge’nin militan dili Akıncı teşkilâtlarında hızla benimsendi. Öyle ki Akıncı reislerinin dili Gölge’nin diliydi. Akıncı teşkilâtlarında yaygın olan “Çağlarüstü Mutlak Fikre Akın”, “Çağımız Buhranında Kurtuluş İslâm’da”, “Yeni Nizam, Yeni İnsan”, “Köksüz Eğitime Hayır” gibi sloganların kaynağı Gölge idi.

Akıncı Güç dergisi ise bir patlama hâlinde 1979 senesinde çıkar ve dergi Üstad’a ulaştırılır. Üstad Akıncı Güç’ü büyük bir coşkuyla karşılar ve onun hakkında Müjdelerin Müjdesi ve Işık yazılarını yazar. Ayrıca baş eseri olan İdeolocya Örgüsü’ne ek olarak İslâm’ı Yenilemek yazısını Akıncı Güç kadrosuna ithaf eder. Akıncı Güç kapanınca Mirzabeyoğlu, Üstad’ın dergi-kitap formatında çıkardığı Rapor’larda yazmaya başlar. Sohbetimize biraz hâtıra katalım.

Gölgeden Akinci Guce Islami Hareketin Temelleri Kazim Albayrak

Bendeniz 1977 yılında Mirzabeyoğlu ile tanışma şerefine erdim ve 1978’de çıkan Gölge dergisi II. döneminde vazife aldım. Akıncı Güç kadrosunda bulunmam hasebiyle Üstad ile Kumandan’ın 16 Haziran 1979’da ilk buluşmalarına da tanıklık ettim.

Salih Mizabeyoğlu, “Büyük Doğu davasının aksiyon cephesini örgüleştirme yolunda ilk ve tek” olarak nitelediği İdeolocya ve İhtilâl eserini, önce Akıncı Güç Dergisinde tefrika etmiş olup Mart 1980 tarihinde de gönüldaş yayınlarında ilk baskısı yapılmıştır.

Bu eserde, sistem zarureti ve sistemli harekete dikkat çeken ve “İhtilânin gayesi olan ideolocya çağımızda aynı zaman ihtilâlin aracıdır da”[5] diyerek fikirde ve fiilde kurucu rolünü de aynı eserde şöyle ifade eder:

“Büyük Doğu ideali, İslâm’ı cemiyete hâkim kılma mücadelesinin sonucu değil, o mücadelenin doğurucusudur.”[6]

Demek ki Cumhuriyet döneminde İslâmcı mücadelenin merkez ve mihveri Büyük Doğu olup diğer hareketleri de buna nisbetle değerlendirmemiz gerekir. İbda, kendi kökü, menşei ve kaynağının, Necip Fazıl’ın 1943’te Büyük Doğu dergisiyle ortaya koyduğu ideoloji olduğunu her zaman iftiharla ifade etmiştir. İslâmî hareket eklenen halka olacağına kendi üstadlığını ilân edenlere mukabil Salih Mirzabeyoğlu ve İbda, Üstad Necip Fazıl’a sadakatiyle temayüz etmiştir.

İslâm’ı eşya ve hadiselere tatbik fikri olarak Büyük Doğu, bir dünya görüşü, hayat tarzı ve sistemdir. Sistem ise tutarlı bir bütün demektir. Sistem, hem hareketimizin hedef-vasıta ilişkisinde bize yardımcı olur hem ideolojik savrulmaları önler. Mirzabeyoğlu’nun sıklıkla ifade ettiği, “Doğru düşünce olmadan, doğru düşünce faaliyeti olmaz” tesbiti, sistem zaruretini işaret eder. Demek ki ortada bir sistem varken kendini “genel merkez”leştiren ve Üstad’ı taklit veya haset edenlerin bu davaya bir hayırları olamaz. Ancak Müslümanların enerjilerinin zâyi olmasına yol açarlar. Özetle Necip Fazıl İslâmcı mücadelenin sistemli ve ideolocya bütünlüğü hâlinde başlatıcısı olurken, Salih Mirzabeyoğlu ise aksiyon cephesini, ideolocya ve ihtilâl ilişkileri halinde örgüleştirerek bu hususta ilk adımı atan olmuştur.

Hareketi tepkici düzeyden kurtararak temellendirmesi açısından Akıncı Güç’ün rolü, öbür akıncılardan farklılaşıyordu. Kısaca amaç-araç, hedef-vasıta ilişkileri ile ideolocya ve ihtilal mevzuları Akıncı Güç’te ifadesini buluyordu. Mirzabeyoğlu, Üstad Necip Fazıl’ın “örgüleştirdiği” Başyücelik Modeli ile hareketi “İslâm noktasında devrim ve düzen” seviyesine çıkarıyordu.

İdeolocya ve İhtilal eserinde, aynı dünya görüşünde olunmasına rağmen mücadelenin “niçin”i ile hiç ilgilenmeyenler gibi okuma ve anlama zahmetine katlanmayalar, âdeta şuurlanmayı, “sen şuurlan, ben de şu işi yapayım!”[7] şeklinde bir iş bölümü meselesi olarak anlayanlar eleştirilmektedir. Aynı eserde “Duyduğumuz huzursuzluk ve sancımızca”[8] diyen Mirzabeyoğlu, bahsin devamında İslâm inkilâbı kadrosuna görevlerini şöyle anlatarak hülâsa eder:

“Her ân, her nefes alışta, ihtilâl-inkılâbın rüyasını görecek, hayatını buna göre ayarlayacak, hiçbir zaman hiçbir tehlikeden yılmayacak, son nefesine kadar dönmeyecek, kafa ve ruh disiplini içinde gerçekleştirmenin mâna ve madde şartlarına ermeye çalışacak… Evet; planlı ve sistemi bir taarruza gerçekleştirecek şekilde kadrolaşacak bir nesil olma görevi…”[9]

İslâmcı Hareketin aksiyona geçtiği, diğer ideolojik kesimlere alternatif bir güç olmaya dair önemli adımlar attığı 1975-1980 dönemini ayrıntılı bir biçimde muhasebe etmek, daha sonrasını tutarlı değerlendirebilmek için önemlidir. Zira nereden gelindiğine dair tutarlı bir muhteva ve muhasebe olmazsa, nereye gidileceğinin de istikameti belirlenemez.

12 Eylül 1980 öncesi ortam için söylenen, "Sağ-sol kavgası içinde gençlik harcandı." ifadeleri, Akıncı Gençlik için doğru değildir. Bilâkis bu siyasî hareketlilik içinde, öncelikle Salih Mirzabeyoğlu'nun temellendirdiği, kavramsallaştırdığı ve aksiyon tavrına büründürdüğü Akıncı Hareket doğmuştur.

Cumhuriyet döneminde Necip Fazıl'ın BÜYÜK DOĞU mücadelesiyle başlayan İslâmcı Hareket, gençlik planında aksiyon ruhuyla 1975 yılında önce GÖLGE, sonra da AKINCI GÜÇ Dergileri ile sağlıklı bir yapıya yönelmiştir.

1975-1980 döneminin canlı tanığı tarafından ve akademik disiplinle kaleme alınan Gölge’den Akıncı Güç’e İslâmî Hareketin Temelleri isimli çalışmanın dört bölümünde, Gölge ve Akıncı Güç dergileri ve hareketi ayrıntılı bir şekilde inceleniyor, hem belgeler hem de dönemin canlı tanıklıklarına başvuruluyor. Son bölümünde ise Gölge ve Akıncı Güç’ün devamı niteliğinde İbda fikriyatı ve Salih Mirzabeyoğlu ana hatlarıyla tanıtılıyor.

Bir anlamda hâtıra akıcılığına sahip olan bu eser aynı zamanda Cumhuriyet Dönemi İslâmcı Mücadele tarihine dair önemli bir kaynak niteliği taşıyor.

Yolumuzu aydınlatıcı nur olan akıncı şehitlerden de bahsedelim. Okuyanlar fark edeceklerdir ki söz konusu kitabımızda şehitlerle ilgili birçok bahis olduğu gibi kitabın sonunda 1976-1980 dönemine ait Şehitler Albümü ve içinde 90 isim olan Akıncı Şehitler Listesi bulunmaktadır. Bir misal olarak, 16 yaşında Akıncılığa başlayıp 19 yaşında İstanbul Çeliktepe’de 21 Ocak 1980 tarihinde şehit düşen, Gölge ve Akıncı Güç dergileri dağıtıcılığı da yapan Gürsel Kabadayı şahsında tüm şehitlerimizi şükranla analım.

Akıncı ismi, Osmanlı’da sınır ve serhat bölgelerde düşmana karşı koyan bir teşkilat idi. O gün devleti için dışarıya doğru bir akın iken, bugün devletine doğru ve içeride bir akın olmak durumundadır. Günümüzde ise âletler farklı olup akıncı, kılıçla kalemi birleştirir gibi fikirle eylemi birleştirmek zorundadır. Yukarıda Mirzabeyoğlu’ndan gösterdiğimizi üzere çağımızda ideoloji yani dünya görüşü, ihtilâl-inkılâbın amacı olduğu gibi aracıdır da.

Günümüzde saldırılar cephe olarak arttı. Rahmetli Mirzabeyoğlu’nun ortaya koyduğu orijinal cephe esprisi, akıncı ruhunu devam ettirmeye dairdi. Kimi sanatı, kimi kalemi, kimi de başka âletlerle mücadeleye katkı sağlasın ve geniş bir cephede düşman kuşatılmış olsun amacı ile bu yöntem geliştirilmiştir. Her kişi ve kuruluşun ise kendi usulünce, mizaç ve yeteneğine göre faaliyet göstermesi en tabii olandır. Ancak ideolojiye nisbet hiçbir zaman kaybedilmemelidir

İslâm'a ve millete yapılan ihanetlere karşı iman öfkesi ve dava emaneti şuuruyla Büyük Doğu'nun taşıyıcı "niçin" kanatları olan ve ufkunu da "kâinatı Tevhid Akidesi merkezinde nisbetlendirebilme"[10] şeklinde geniş ve derin tutan Salih Mirzabeyoğlu, 1975'teki mücadelesinin amacını da bu minvalde şöyle ifade etmiştir: "1975'ten başlayarak toplumun genel fikir çerçevesini BÜYÜK DOĞU'yu oturtmak mücadelemizin sebebi anlaşılıyor: İslâm İnkılabı burada..."[11]

Şeriatten kıl taviz vermeden onu eşya ve hadiselere hâkim kılmanın dünya görüşü ve bunun aksiyonu demek olan Büyük Doğu-İbda hareketinin aynı zamanda bir iman, aşk ve vecd hareketi olduğunu belirtelim. Yani bu mücadele, her şeyden önce insanın hakikati ve ahlâk davası olup hâkimiyet millet, ulus veya oligarşinin değil, “Hâkimiyet Hakk'ındır!" düsturuna inananlarca bayraklaşmıştır. Türkiye'de küfür-iman (Batıcı-İslâmcı) kavgasının ise içtimaî, siyasî, iktisadî vs. her alanda sürdüğünü ve nihaî hesaplaşmanın Anadolu merkezli İslâm âleminin kurtuluşu olacağını belirtelim.

Bugün dünyada ve bölgemizde yaşanan gelişmelerden de görüyoruz ki, ülkemizle birlikte tüm İslâm âleminin kurtuluşu BÜYÜK DOĞU'nun işaret ettiği ufuk ve hedefte odaklanmaktır. Objektif şartların tahlili, Necip Fazıl'ın bedahet hissi ve ferasetle yıllar önce, özellikle de İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ'nde altını çizdiği temel meselelerdeki haklılığını ve geçerliliğini ortaya koymaktadır.

Hülâsa, Büyük Doğu İdeolojisini özümsedikten sonra onun şemsiyesi altında faaliyet alanlarımızda otorite olmalıyız. Öyle ki ihtisaslaştığımız kendi alanlarımızda usul, esas ve kurallar belirten yıldızlar olmalıyız. Fikri eşya ve hadiselere tatbik için “sisteme bağlı siyaset” ilkesince davranmalıyız. Her daim kendi nef muhasebemizi yaparak her mevzuu için şahsiyet tüten tezahürlere imza atmalıyız. Bağlı olunan fikir mihrakından bir an bile gözünü ayırmaksızın, branşımızda derinleşirken, aynı zamanda faaliyetlerimizle heyecanımızı diri tutmalı, hep kendimizi yenileyerek hedefimizi gözetmeliyiz. Söylemde/lafızda gönüldaşlık değil, duyarak, düşünerek, yaşayarak…

93 Harbi Kahramanı Nene Hatun 93 Harbi Kahramanı Nene Hatun

Hepinizi gönüldaşlık duygusuyla selâmlarım…


[1] Necip Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul, 2007, s. 12.

[2] Necip Fazıl Kısakürek, Rapor 4, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul, 1979, s. 15.

[3] Salih Mirzabeyoğlu, İslâma Muhatap Anlayış, İbda Yayınları, İstanbul, 2021, s. 64.

[4] Salih Mirzabeyoğlu, İbda Diyalektiği, İbda Yayınları, İstanbul, 2018, s. 17.

[5] Salih Mirzabeyoğlu, İdeolocya ve İhtilâl, İbda Yayınları, İstanbul, 2017, s. 104 ve 180.

[6] Salih Mirzabeyoğlu, İdeolocya ve İhtilâl, s. 149.

[7] Salih Mirzabeyoğlu, İdeolocya ve İhtilâl, s. 180.

[8] Salih Mirzabeyoğlu, İdeolocya ve İhtilâl, s. 27.

[9] Salih Mirzabeyoğlu, İdeolocya ve İhtilâl, s. 27.

[10] Salih Mirzabeyoğlu, Necip Fazıl’la Başbaşa, İbda Yayınları, 2019, s. 320.

[11] Salih Mirzabeyoğlu, Hikemiyat, İbda Yayınları, 2016, s. 284.

Aylık Baran Dergisi 26. Sayı, Nisan 2024