İngiliz akademisyen Tim Wilson, Türkiye’nin son dönemde askeri sanayide ve dış politikada attığı adımları mercek altına alarak Batı başkentlerinde yankı uyandıran çarpıcı tespitleri kayda geçirdi. Wilson, Türkiye’nin artık yalnızca klasik bir NATO üyesi veya Batı’nın sınır bekçisi olarak tanımlanamayacağını, ulaştığı yüksek teknoloji üretim gücü ve kurduğu müstakil paktlarla İslâm coğrafyasında kendi bağımsız kutbunu inşa ettiğini belirtti.

Türkiye’nin insansız hava araçları, milli muharip uçak KAAN, KIZILELMA, elektronik harp sistemleri ve füze teknolojileriyle fiili bir sanayi devrimi gerçekleştirdiğini vurgulayan İngiliz uzman, Ankara’nın bu askeri kabiliyeti çok kutuplu dünya denkleminde yeni bir jeopolitik hamleye dönüştürdüğünü kaydetti.

Üçlü güç formülü: Teknoloji, nükleer güç ve sermaye

Wilson, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında temelleri atılan Mekke Savunma Paktı’nı "üçlü güç formülü" olarak nitelendirdi. Bu formülün tesadüfi bir işbirliği olmadığını, birbirini eksiksiz tamamlayan devasa bir mukavemet hattı meydana getirdiğini ifade eden Wilson, denklemdeki ayaklara dikkat çekti: Suudi Arabistan’ın mali kaynakları, Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı ve Türkiye’nin harp tecrübesiyle tahkim edilmiş yüksek askeri teknolojisi...

Bu üç unsurun aynı savunma şemsiyesi altında bir araya gelmesinin Batı merkezli güvenlik mimarisini kökünden sarstığını dile getiren İngiliz akademisyen, ittifakın bölge dışı emperyalist müdahalelere karşı aşılması güç bir emniyet kalkanı oluşturduğunun altını çizdi.

'Naza' belgeselini izleyenlerden İsrail'e tepki
'Naza' belgeselini izleyenlerden İsrail'e tepki
İçeriği Görüntüle

Sahadaki irade: Mekke İttifakı Batı’yı tedirgin ediyor

Riyad’da icra edilen Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi toplantılarına da değinen Wilson, ittifakın kağıt üzerinde kalan bir niyet beyanı olmadığını, doğrudan doğruya müşterek savunma taahhütleri ve kuvvet intikali gibi somut adımlarla hayata geçirildiğini hatırlattı.