İktibas

İsrail Türkiye’ye karşı savaş hazırlığı yaparken

İsrail Diaspora Bakanı Amichai Chikli geçtiğimiz günlerde “Türkiye ile savaşa hazır olmalıyız. Denizde Türk ordusuyla bir temas (çatışma) olabilir. Bu imkânsız bir senaryo değil. Yarın bile olabilir.” açıklamasında bulundu. Chikli daha önce de Türkiye ile savaşabileceklerini söylemişti...

Abone Ol

İsrailli eski Tuğgeneral Amir Avivi de sonraki büyük savaşın Türkiye ile denizde olacağını söylemişti. İsrail’in Türkiye’ye genel bakışına bakarsak Türkiye ile savaşı kaçınılmaz gördüklerini anlayabiliriz.

İsrailliler öyle bir hâletiruhiye içindeler ki artık bunu ima etme gereği bile duymayıp direkt savaşmaktan bahsediyorlar. Hatırlanırsa önce düşman ilan ettiler. Sonra neden Türkiye’nin düşman olduğuna dair argümanlar geliştirdiler ve geliştirmeye devam ediyorlar. An itibarıyla Türkiye’nin bölgede yayılmacı bir politika izlediğini, Kıbrıs’ı işgal ettiğini ve Hamas için yeni merkez olduğunu öne sürüyorlar. Arada bir de Türkiye’nin İsrail’i yok etmek istediğini öne sürdüler. Bilhassa İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin bir günlüğüne de olsa Kudüs valisi olmayı hayal ettiğini söylemesini çok dillendirdiler.

Tüm bu söylemler, düşmanlaştırdıkları Türkiye’ye saldırırlarsa meşruiyet kazanmak ve ABD'yi ikna etmek için yapılıyor. Diyorlar ki: “Gazze’de soykırım yaptığımı söylüyorsun ama sen önce kendi Ermeni soykırımına (!) bak. Bana işgalcisin diyorsun ama Kıbrıs’ı işgal eden sensin.” Bu iddialarını çürütecek karşı iddialar çok. Örneğin “Ermeni soykırımını Paşinyan bile kabul etmezken senin ne dediğinin hükmü yok!” denilebilir. “Kıbrıs’ta Türkler zulümden kurtulsun diye müdahale edildi. Sonraki yıllarda masadan kaçan Rumlardı.” denilerek Kıbrıs tezleri de çürütülebilir. Hatta “Türkiye Kıbrıs’tan çıkarsa sen de Filistin’den çıkar mısın?” diye bir soru ile köşeye de sıkıştırılabilir. Öte yandan Bakan Çiftçi’nin hayallerine gösterdikleri tepkiye tepki olarak “Sen millet olarak 3000 yıllık hayal kurabiliyorsun da senin olmayan Kudüs için bir Türk bakan hayal kuramaz mı?” denilebilir.

Ancak denilirse kulaklarını tıkayacaklardır çünkü muhatapları Türkler değil; amaçları, Türklerle sorunu olan Yunan, Rum, Ermeni gibi milletleri provoke etmektir. Bu yüzden yukarıda zikredilen iddiaları Yunan gazetelerinde yazıyorlar ve hatta Yunanca paylaşımlar yapıyorlar. Görünen o ki Ermeni tezi ellerinde patladı çünkü Ermeniler amacın Ermenileri desteklemek değil, Türkiye’ye zarar vermek olduğunu açıkça söylediler.

Tekraren; tüm bu Türkiye karşıtlığı, savaşa zemin hazırlamak için yapılıyor. Onlar güçlü bir Türkiye istemiyorlar. İran bir şekilde pasifize edildi diye düşünüyorlar. En azından İran ile yaptıkları savaşı ABD’ye büyük bir ustalıkla devredip sonraki hedef olan Türkiye’ye yöneldiler. Yönelmeyi savaşmak olarak da anlayabiliriz.

İsraillilerde şöyle bir mantalite var: “Türkiye gittikçe güçleniyor. Kara ordusu daha iyi. Donanması da daha iyi. Elde bir tek hava üstünlüğü kalıyor. O zaman havada da bizim seviyemize erişmeden, düşmanı güçlenmeden yenmemiz lazım. Düşman yok olamazsa bile askeriyesini felç edelim ki bir daha karşımıza çıkmaya cesaret edemesin. Böylelikle bölgede hem rakip kalmaz hem de tüm bölgeye hükmederiz.”

Söz konusu mantalite, İsrail medyasındaki yorumlardan ortaya çıkan sonuçtur. Bunun bir kelimeler savaşı olduğunu iddia eden de olabilir. Hatta Türkiye ve İsrail danışıklı dövüşüyor gibi akla zarar fikirleri olan da olabilir. Fakat İsrail’i yakından takip eden biri olarak savaşın eşiğinde olduğumuzu söyleyebilirim.

Bazı uzmanlar “Söylem, zihinde geçenlerin dışa yansımasıdır.” derler. Bazıları da söylemin olmayan bir düşmanlığı körüklediğini söyler. Türkiye-İsrail düşmanlığında söylem, İsrail’in Türkiye ile savaşma isteğinin bariz yansımasıdır. Tersi durum yani içi boş tehditler savrulduğu iddiası doğru değildir.

Dolayısıyla Türkiye-İsrail bağlamında nereden bakarsanız bakın bir savaş hâli var. Doğrusu Türkiye’nin İsrail ile savaşmak gibi bir niyeti yok. Sadece İsrail’e olan nefretini dile getiriyor ama İsrail için durum farklı. Onlardaki kibir, nefreti ve eleştirel söylemi de savaş sebebi olarak görebiliyor. Türkiye’nin sıradan bir güç olmadığı göz önünde bulundurulursa, Türkiye’nin söylemini daha ciddiye aldıkları tasavvur edilebilir. Özetle, İsrail’in kibri ve öz güveni, kendisini eleştiren güçlü Türkiye’ye tahammül edemiyor. Düşman güçlü olunca korku da devreye giriyor ve düşmanı yok etme güdüsü harekete geçiyor. Bu yüzden içlerinden geçeni tutamayıp “Savaşabiliriz!” diyorlar.

Şayet “Savaşabiliriz!” diyen İsrail ise ciddiye almak gerekir. İsrail savaşmak istiyorsa savaşacaktır. Barışçıl bir duruş, savaşı engellemeyecek olup tam tersi korkaklık olarak algılanacak ve İsrail’e daha çok cesaret verecektir. Bu yüzden savaş pozisyonu almak tek çaredir.

İsrailli bakanın dediği gibi denizde bir çatışma olabilir. Belki bir Türk gemisini vururlar. Belki bir uçağı düşürmeye çalışırlar. Veyahut bir sözü bahane edip “Kill first” (Önce sen öldür) doktrinini uygulamaya koyup topyekûn saldırıya geçerler. Tüm bunlar abartı olarak gelmemeli. İran da öyle zannetti ve dinî lider Hamaney dâhil çok sayıda tepe yöneticisini kaybetti.

Türkiye tetikte olmalı. Denizde çatışma olabilir diyorlarsa denizde hazır olmalı. Kıbrıs’ta veya Suriye’de tehdit ediyorlarsa oralarda hazır olmalı. Savunma sanayi şirketinizde yangın çıkıp aynı gün o şirkete ait bir helikopter düşüyorsa bir komplo olacağı akla gelmeli. Ayrıca ülke içinde kim ne yaptı ne yapıyor bakmak gerek. Ülkeye giren her ürünün ne kadar temiz olduğu incelenmeli. Amerikan vatandaşı gibi gelen birinin İsrail ajanı olup olmadığı tetkik edilmeli. Bunun gibi nice alınması gereken tedbirler alınmalı.

Özellikle istihbarata dikkat etmeli. Artık belli ki düşmanın en büyük gücü aslında istihbaratıdır. İstihbarat sayesinde felç edici bir darbe vuruyor ve gerisini kolayca hallediyor. Hatta gerisi için kendisi de uğraşmayıp başkasına havale ediyor. Türkiye büyük bir ülke olduğu için içerideki ajan ve muhbirlerin saklanması ve eylem yapması kolaydır. Bu yüzden onları yakalamak için ek çaba harcamalı.

Sonuç olarak Türkiye’nin adı konmamış, panikletmeyecek bir savaş pozisyonu alması hayatidir.

İbrahim Karataş/Fokusplus

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }