Bursa'da toplu taşıma aracında, çıplaklığını "özgürlük" sanan bir kadın ile bir vatandaş arasında tartışma çıktı. Yarı çıplak kıyafetle metroya binen kadın, kendisine baktığını iddia ettikleri insanları "sapıklıkla" suçlayarak bağırıp çağırdı.
Kemalist rejim, reklamlarda, televizyonlarda, sinemalarda ve daha birçok alanda yaptığı propagandalarla sokakları bir "et pazarı"na dönüştürdü. Hem vücudunu teşhir ediyorlar, hem de bu rezalete bakana "bana bakma" diyerek saldırıyorlar. Bu tam bir cinnet hali. Kendi değerlerinden kopmuş, çıplaklığı "medeniyet" sanan bir güruh, sokakları tam bir et pazarı haline çevirdi.
Bu zihniyetin kaynağı, Avrupa’nın çöpünü "modernlik" diye yutturan laik sistemin ta kendisidir. Sosyal medyada "Avrupa’da sokakta bikiniyle geziyorum, çok rahat" diyerek paylaşım yapan bir Beyaz Türk, Avrupa'nın ahlaki çukurunu bile geride bıraktı. Kemalist rejimin beslemesi bu teşhirci güruh, "özgürlük" ve "çağdaşlık" mavallarını soyunmak olarak görüyor. Avrupalı bile kendi kültürel yozlaşmasından kaçarken, bizim topraklarımızdaki Beyaz Türkler, bu iğrenç görüntüleri baş tacı ediyor.
TEŞHİRCİLİKTE BATI'YI SOLLAYANLAR SOKAKTA BİKİNİLİ GEZMEKLE ÖVÜNÜYOR!!!
— Baran Dergisi (@barandergisix) June 28, 2026
📌Soyunmayı "çağdaşlık", çıplaklığı "özgürlük" sanan bir kadın Avrupa'da rahat rahat sokakta bikini ile gezebilmesiyle övündü.
📌Kemalist rejimin beslemesi Beyaz Türkler, artık sekülerlerin ve Batılıların… pic.twitter.com/r7LFR1S1OL
Sokak artık bir kamusal alan değil, bedenin mal gibi sergilendiği bir pazar yeri. Bu yozlaşmadan artık seküler kesim dahi rahatsız. Onlar da görüyor; sokağa adım attığında karşılaştığı bu manzara, medeniyet değil, düpedüz bir ahlaki iflas.
Bu teşhirciliğe, bu leşliğe karşı denetim bir tercih değil, toplumun sağlığı için zaruridir. Sokakları et pazarına çevirenler, kendi insanlıklarını da pazara çıkarmışlardır. Batı’nın leşliğini bile sollayan bu zihniyetin dayattığı bu çürüme, bu ülkenin ruhuna ait değildir.
Bu toplumsal çürümeye karşı "denetim" düzenlenmesi bir mecburiyettir. Sokakların, otobüslerin, metroların, vs. "et pazarı"na dönüştürülmesine kimsenin hakkı yok. Toplumun sağlığı, aile yapısının korunması, neslin ifsadının önüne geçilmesi için bu teşhirciliğe karşı kesin ve net bir denetim mekanizması şarttır.
Devlet, sokağı başıboş bırakarak bu ahlaki çöküşe zemin hazırlamayı terk etmeli, toplumsal dokuyu korumak adına gerekli düzenlemeleri yapmalıdır. Kimse "özgürlük" kılıfıyla, toplumun ar ve haya duygularını ayaklar altına alamaz. Sokağı, bu teşhirci güruhun insafına terk etmek, geleceğimizi de o pazarda satmak demektir. Bu gidişata dur demek, sadece bir ahlak meselesi değil, varlık meselesidir.
Baran Dergisi