İnsan, "görünmek" için yaşayan bir canlıya indirgendiğinde, "olmak" davasını kaybeder. Bugün sosyal medya mecraları, insanın kalbî bir derinlikle kemale ermesini değil, bir vitrin süsü gibi sergilenmesini emrediyor.
Ersin Çelik'in Yeni Şafak'taki yazısında örnek verdiği gibi bir annenin bebeğini içerik malzemesi olarak kullanmasının yanı sıra "hastalık ve musibet" bile birer içerik malzemesi. Yoğun bakım kapısında, can çekişen yakınının başucunda "dua bekliyoruz" makyajıyla selfie çeken, o en mahrem acıyı bile "beğeni" sayacına endeksleyen bir ruh hali türedi. Acı, hissedilen bir şey olmaktan çıkıp, "izlettirilen" bir meta haline geldi. Bu, idrakin iğdiş edilmesi, insani melekelerin dijital bir protezle yer değiştirmesidir.
"Keşfet" çukuru
Dijital dünyada algoritma, kullanıcıyı "en uç", "en aykırı" ve "en mahrem" olanla besleyerek, normalin sınırlarını her gün biraz daha yıkıyor.
Mesela bir sofranın bereketinden ziyade, o sofranın "görselliği" üzerinden kurulan hakimiyet yarışı... "Mükemmel hayat" yalanı altında ezilen kitleler, kendi gerçekliklerinden nefret eder hale getiriliyor. Bir annenin evladını "keşfete" bırakması ile bir gencin tehlikeli bir uçurumun kenarında sırf "reels" çekmek için hayatını riske atması arasında mahiyet farkı yoktur. İkisi de "etkileşim terörü"nün kurbanıdır. Biri evladını, diğeri canını, ama her ikisi de haysiyetini o çukura fırlatmaktadır.
Değerlerle alay etmenin mizah adı altında sıradanlaştırılması
Bugün keşfet sekmesinde; namaz, dua, aile mahremiyeti ve hiyerarşi gibi değerler, küstahça laçkalaştırılarak, "komik video" başlığı altında un ufak ediliyor.
Misal, yaşlı anne-babasına şaka yapan, onları korkutan veya küçük düşüren videoların "trend" olması... Hürmet ve edep kültürünün ve adab-i muaşeretin, "eğlence" adı altında tasfiye edilmesidir bu. Kendi babasını bir komedi figüranı haline getiren evlat ile bebeğini dijital vitrine koyan anne, aynı zihniyetin, yani "her şeyi metalaştıran" hedonist ruhun farklı şubeleridir.
Dijital esaret
Dijital dünya bir "araç" olmaktan çıkıp, insanın fıtratına hükmeden bir "yasa" haline gelmişse, orada büyük bir ahlak ve şahsiyet yangını var demektir. "Keşfet" sekmesi artık insanın "kendinden kaçış" tüneli olmuştur.
Burada yapılan şey basit bir paylaşımın ötesinde "hayatı kaybetmektir." İnsan, anı yaşamak ve o anın mesuliyetini yüklenmek yerine, anı "kaydedip" pazarlamayı seçtiği an, o andaki hakikati öldürür.
Devletin getireceği yasaklar sadece bir settir; asıl yangın, ruhlardaki "onaylanma açlığı"dır. Bir toplum, bebeğini kameranın önüne bırakıp kaçan anneyi alkışlıyorsa, o toplumun "istikbal" diye bir derdi kalmamıştır. Dava, insanı o dijital çukurdan çekip çıkarmak, ona tekrar "eşref-i mahlukat" olduğunu hatırlatmaktır. Aksi halde, keşfetin o sınırsız kaydırma hareketinde, sadece ekranlar değil, bir neslin bütün haysiyeti aşağı kayıp gidecektir.
Baran Dergisi