İktibas

Kültürde iktidar değilseniz, siyasette de iktidar olamazsınız!

Abone Ol

Türkiye, kendini, kendi ruh köklerini inkâr eden ve o yüzden de gelinen nokta itibariyle kültürel olarak, zihnî olarak intihara sürüklenen bir ülke. Belki de tek ülkesi şu çivisi çıkmış dünyanın.

Şu kesin: Türkiye'de “sosyal” değil, “siyasal”, iktidardır. Toplum, toplumun duyarlıkları, iradesi değil, araçlar dolayısıyla araçları amaç haline getiren çıkarlar / çıkarcılıklar, iktidar.

Bu durum sadece Ak Parti ile ilgili değildir. Kısmen Tanzimat’la yaşanmaya başlamış Cumhuriyet’le birlikte, topluma tepeden kimlik, zihin ve kültür dayatılmaya kalkışılınca kök salmış, kural hâline gelmiş ve bütün bunların sonucunda, çıkar, çıkarcılık, fırsatperestlik, konformistlik, kral olmuştur.

Siyaset araçtır, hakikat amaçtır. Siyasal’ın iktidarı, aracın hükümranlığı, aracın amaçların önüne geçmesi ve yutması ile sonuçlanır. Bu, modernitenin insanlığı sürüklediği çıkmaz sokaktır aslında.

Siyasal’ın iktidarda olduğu bir yerde, fikir iktidar olamaz.

Siyaset geçici olanla ilgilidir, kültür kalıcı olanla. Siyaset, esas itibariyle, günü kurtarmaya yarar, Kültür geleceği kurmaya. O yüzden Kültürde iktidar değilseniz, siyasette iktidar da olamazsınız, muktedir de!

Otorite’nin kaynağı, siyaset değildir; fikirdir, dolayısıyla hakikattir, hakikat fikridir. Siyaseti otorite kaynağı olarak görenler, iddialarını yitirmekten ve toplumu kaygan zeminlerde patinaj yapmaya mahkûm etmekten kurtulamazlar.

Fikrin iktidarı; fikrin, hayata yön, şekil ve ruh verebilmesiyle, iddiaların yitirilmemesiyle, amaçların araçlar tarafından yutulmasına izin verilmemesiyle, insanların, özellikle de öncü kuşakların hakikat medeniyeti fikrini fikir ve oluş çilesiyle adım adım hayata geçirmeleri ve hayatın her alanına gergef gibi işlemeleriyle mümkün olabilir.

Araçların hükümranlığı, amaç hâline getirilmesi, insanların amaçlarını, iddialarını yitirmeleri anlamında siyasal’ın iktidarı, fikrin iktidarının önünde takoz gibi durur, hakikat, iktidar olsanız bile kıyıya vurur, tarih durur.

Tarihi yeniden başlatmanın yolu, fikrin, hakikat fikrinin izini sürmek, hakikatin, hakikatten süt emen hakikatli insanların ülkede adaleti, hakkaniyeti, kardeşliği yeniden tesis edecek bilme coşkusu (ilim), bulma şevki (irfan) ve hakikat aşkıyla (hikmet) yanan, yanıp tutuşan öncü kuşakların fikirde, sanatta, edebiyatta, kültürde, siyasette, dil kuracak, başkalarının yaptığı tarihin önünde sürüklenme zilletinden kurtularak tarihi önüne katarak sürükleme izzetine kavuşacak bir medeniyet tasavvuru yolculuğuna çakmalarından geçiyor...

O zaman geleceğimizi inşa edecek Sinan’ları; fikrin hayatımıza ruh üflemesini sağlayacak Gazâlî’leri, İmam Rabbânî’leri; hayatımızı aşkın bir coşkuyla yaşatmamızı sağlayacak Fuzûlî’leri, Şeyh Galip’leri, Sinan’ları yeniden yetiştirip, yine insanlığın önünü biz açabiliriz bir kez daha Allah’ın yardımıyla.

ÖNCÜ KUŞAKLAR OLMADAN ASLA!

Türkiye, tepeden, jakoben yöntemlerle modernleştirici / sekülerleştirici bir toplum, kültür ve zihin mühendisliği projesi uygulanan ama yukarıda isimlerini zikrettiğim türde entelijansiyası olmayan bir ülke. Entelijansiyası yani öncü kuşakları. Ülkenin önünü açacak, çağını da, çağrısını da iyi kavrayacak, kendi çağrısının çağını kurması için uzun, yorucu ama gönendirici, diriltici hakikat medeniyeti yolculuğuna soyunacak fikir, sanat ve ahlâk öncüleri.

Entelijansiya, sevimsiz bir kelime ama eliti de, entelektüeli de, aydını da, akademisyeni de içine alan kapsamlı bir kelime.

Entelijansiya derken öncülerini, öncü kuşaklarını kastediyorum bir toplumun. Âlim, ârif ve hakîm şahsiyetleri bizim entelijansiyamız. Bizim öncü kuşaklarımız bunlar!

Kültür, zihin ve toplum mühendisliği uygulanan bir ülke, görünüşte bağımsız olabilir ama gerçekte zihnen, kültürel olarak ve sosyal olarak köleleştirilmiş, zihnî felçleşme yaşayan bir ülkedir artık!

Bu ülkenin önünü açacak örnek, ayrıksı, ufku ve zihni sınır tanımayan, sıradışı olan ama sınırdışı olmayan bir insan tipi yok. Özgün, özgüveni gelişkin, iddia, ruh ve ahlâk sahibi ama başkalarına saygı duyan, başkalarının birikimlerinden yararlanmaktan gocunmayacak kadar tevazusu yüksek öncü kuşak prototipi olmayan bir ülke, ön alamaz, öncülük yapamaz dünyaya. Bırakınız ön almayı, öncülük yapmayı, mevcut hâliyle de olsa varlığını bile sürdüremez!

Benim öncü kuşak modelim entelektüel, akademisyen değil, yukarıda da zikrettiğim üzere, âlim, ârif ve hakîm şahsiyetleridir. Bu kavramlar medeniyetimizin kurucu kavramları (ilim / bilme, irfan / bulma, hikmet / olma) ama bugün bize hiç bir şey söylemiyor; içi boş, karşılığı olmayan, ölü kavramlar.

Ama hem çağı iyi tanır hem de bizim ruhköklerimize derinlemesine zihnî sondaj yaparsak, bu kavramların nasıl da insanlığın önünü açacak bütün insan’ın, tam insan’ın, kendini aşan kâmil insan’ın köksalması ve hayat bulması için hem kurucu, hem konumlandırıcı hem de koruyucu kavramlar ve yol haritaları olduğunu göreceğiz.

İnsanlığın önünü açacak örnek, herkesin içinde yaşayan ama herkes gibi yaşamayan, bu dünyada yaşayan ama bu dünyayı yaşamayan, çağrısının çağını kurması için fikir ve oluş çilesi çekerek olgunlaşan, hakikat aşkıyla yanan, hakikat ateşinde pişen asil insan tipine ihtiyacı var dünyanın.

Bizim aramızda yaşayan ama aslâ bizim gibi yaşamayan bu insan tipine, modeline, şahsiyetine ihtiyacı var. Bu insan tipinin öncülüğüne, fedakârlığına, vefakârlığına ve cefakârlığına...

Unutmayalım: Yol sefasını sürenlerle değil, cefasını çekenlerle yürünür...

Bu insan tipini, insanlığın yeniden önünü açacak öncü şahsiyetleri biz yetiştireceğiz ve biz armağan edeceğiz insanlığa yeniden.

Özetle... Türkiye'nin fikir ve oluş çilesi çeken köklü bir önderlik profiline, üzerinde derinlemesine kafa patlatılmış esaslı bir medeniyet fikrinin gergef gibi örüldüğü yürünecek yol haritasına ihtiyacı var.

Öncü kuşak, iddia ve yol haritası...

Yusuf Kaplan, Yeni Şafak

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }