Yıllardır "insanlık hayrına" maskesiyle ulusları biyolojik birer esir kampına çeviren, ilaç baronlarının ve Bill Gates gibi karanlık simaların oyuncağı haline gelen Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), en büyük ortağı tarafından terk edildi. ABD’nin borçlarıyla beraber resmen ayrılmasıyla birlikte, Tek Dünya Devleti idealinin sağlık ayağı ağır bir darbe aldı. Bu gelişmenin ardından "Batı’nın kendi kurduğu bu putu parçalaması, küresel vesayetin sonu mu?" sorusu akıllara yerleşti.
DSÖ için çöküş mü geliyor?
Donald Trump yönetiminin bir yıl önce başlattığı süreç nihayete erdi ve ABD, DSÖ ile yollarını resmen ayırdı. Sağlık Bakanlığı koltuğuna "ilaç kartellerinin korkulu rüyası" Robert F. Kennedy Jr.’ın oturmasıyla başlayan bu "temizlik" operasyonu, aslında Cenevre merkezli köhne yapının infaz kararının çoktan verildiğini gösteriyordu.
DSÖ, bir sağlık örgütü olmasından ziyade; ülkelerin egemenlik haklarını "pandemi" bahanesiyle gasp etmeye kalkan, insanlığı laboratuvar faresi yerine koyan küreselci elitlerin operasyon karargâhıdır. ABD’nin bu karargâhtan çekilmesi, hem mali hem de siyasi bir çöküşü beraberinde getirecektir.
Washington'un küresel egemenlik rahatsızlığı
ABD’nin bu kararı, "karar verme yetkisini" küresel bürokrasiye kaptırmama kavgası olarak okunabilir. Trump ve ekibi, DSÖ’nün "Pandemi Anlaşması" adı altında devletlerin üstüne bir "Süper Hükümet" gibi çöreklenmesine "dur" dedi. Washington, kendi sınırları içinde uygulanacak sağlık politikalarının, Cenevre’deki bir avuç maaşlı memur ve onların arkasındaki Çin güdümlü lobi tarafından belirlenmesini bir "milli güvenlik tehdidi" ve "egemenlik gaspı" olarak tescilledi. Kısacası ABD, kendi kurduğu sistemin kendisini yutması riskinden rahatsız oldu.
Fıtrata savaş açan DSÖ
Meselenin teknik ve siyasi boyutunun ötesinde, toplumun ruh köküne yöneltilen saldırılar da DSÖ'ye karşı rahatsızlığın sacayağından denilebilir. ABD'deki muhafazakâr tabanın ve RFK Jr. gibi isimlerin de bayrak açtığı bu veçhe, DSÖ’nün gerçek yüzünü ortaya koyuyor:
-
Sapkınlık Finansörü DSÖ: "Sağlık" maskesi altında aile yapısını hedef alan, çocuk yaştaki dimağları "toplumsal cinsiyet" safsatasıyla zehirleyen ideolojik dayatmalar, "uluslararası standart" adı altında pompalanıyordu.
-
İlaç Kartellerinin Mutemetliği: Örgütün, insan sağlığını değil de Bill Gates ve ilaç baronlarının kâr marjını gözeten bir "pazarlama şubesi" gibi çalışması, halk nezdinde büyük bir infiale sebep olmuştu.
-
Biyolojik Vesayete Darbe: İnsan bedenini bir deney tahtasına, ulusları ise dev bir laboratuvara çevirmeye kalkan "biyopolitik" kuşatma, bu ayrılıkla birlikte en büyük lojistik desteğini kaybetti.
Küreselci-Ulusalcı Kavgası mı?
Bu ayrılık, Batı medeniyetinin kendi içindeki büyük yarılmanın tezahürlerindendir. Bir yanda Davos müdavimleri, Büyük Sıfırlama (Great Reset) meraklıları ve aşı baronları; diğer yanda ise bu küresel hegemonyanın kendi egemenliğini yuttuğunu gören ulusalcı kanat... Kendi kurdukları, yıllarca sömürge aracı olarak kullandıkları mekanizmalar artık bazı ortaklarına yük olmaya başlamıştır.
Türkiye çöken sağlık vesayetine ne zaman dur diyecek?
ABD gibi bu sistemin kurucu aklı bile, kendi egemenliğini korumak adına bu "sağlık diktatoryasından" kaçarken; Türkiye’deki karar vericilerin hâlâ DSÖ direktiflerini "bilimin mutlak emri" gibi görmesi büyük bir zafiyettir. Mesele sadece bir örgüt üyeliği değil, zihinlerin bu küresel işgalden kurtarılması meselesidir.
DSÖ artık topal bir örgüttür. Küresel elitlerin "tek tip insanlık" projesi, en güçlü kalesinden darbe almıştır. Ancak yeni ve daha sinsi "sağlık terörü" dalgalarının tetiklenme ihtimaline karşı da dikkatli olunmalıdır.
Baran Dergisi