İşgalci Siyonistlerin katliamlarını meşrulaştıran ve seküler kamuoyuna şirin görünmeyi tek gayesi haline getiren anlayışın yansımaları hafızalardaki tazeliğini koruyor. 2023 yılında Oğuzhan Uğur’un programında konuşan İlber Ortaylı’nın "Eskiden Filistinli demek arazi satıp yaşayan insan demekti..." şeklindeki sığ ifadeleri, Kemalist bağnazlığın hakikatin önüne nasıl geçtiğini açıkça gözler önüne sermişti.
Yahudilerin İngiliz desteğiyle, katliam, entrika ve gasp yöntemleriyle Filistin topraklarına yerleştiği tarihi bir gerçekken; faturayı mazlum Filistin halkına kesmek, nesnel bir tarihçilik değil, resmi ideolojinin amansız bir propagandasıdır. Lozan’da ve müteakip süreçte verilen tavizler karşısında sessizliğe bürünenlerin, mevzu Filistin olduğunda acımasızca "hainlik" suçlamasına sarılması tarihi bir çelişkidir.
Masa başında oturup Kemalist kitleyi şakşaklamak uğruna tarihi tahrif eden söylemlerin karşısında, canı ve malı pahasına toprağını terk etmeyen gerçek Filistin halkı duruyor.
Bunun en somut örneği, TRT Haber ekranlarına yansıyan 76 yaşındaki Kudüslü Müfid Paşa’nın yaşadıklarıdır. Mescid-i Aksa’ya komşu olan evi işgalci İsrailliler tarafından gasbedilen ve içerisinde ayin düzenlenen Müfid Paşa, evine olan sarsılmaz bağlılığını şu sözlerle dile getirmişti:
"Beni hançerleseler, bu evi kaybetmekten daha az acı verir. Benim yaşadığım bu daire sadece 58 metrekare ama benim için değeri çok büyük. Çünkü Mescid-i Aksa'ya komşuyum. İki dakikada Mescid-i Aksa'ya gidebiliyorum."
En ufak bir toplumsal veya ekonomik çalkantıda Avrupa’ya, ABD’ye kaçmanın yollarını arayan; kendi kültürüne, değerlerine ve medeniyetine yabancılaşmış hatta düşmanlaşmış çevrelerin, evini ve toprağını canından aziz bilen bu insanlara aşağılayıcı bir dille saldırması tam bir trajikomedidir.
Filistin meselesinde bu kadar hevesle ahkâm kesenler, madem tarih konuşmaya bu kadar meraklılar, evvela Birinci Dünya Savaşı’nda Filistin cephesinde yaşanan büyük hezimeti ve o cephede ordunun dağılmasına yol açan komutanın sorumluluğunu konuşmalıdır. Kendi yakın tarihindeki çekilme ve mağlubiyetlerin üzerini örtenlerin, bugün topraklarını canı pahasına savunan Filistin halkına "hain" yaftası vurmaya kalkışması büyük bir utançtır.
Netice itibarıyla, stüdyo ortamlarında şekillenen ve dönemin konjonktürel rüzgârına göre yön değiştiren analizler, sahada yaşanan yalın gerçekliği örtmeye yetmiyor. Ekranlarda üretilen iddialar çürümeye mahkûm olurken; Müfid Paşa ve onun şahsında tecessüm eden Filistin halkının fiili duruşu, o toprakların gerçek sahibi ve muhafızının kim olduğunu gösteren en somut vesika olarak kalmaya devam ediyor.
Baran Dergisi