İktibas

Şahsiyetsiz yetişen toplumun portresi

Prof. Dr. Sami Şener, Mirat Haber’deki yazısında ilmin ahlaktan kopmasıyla toplumların nasıl savrulduğunu ele alıyor. Akıl merkezli hümanist anlayışın insanı tanrılaştırdığını vurgulayan Şener, çözümün insanı yeniden fıtratına ve değer merkezli bir hayata döndürmekten geçtiğine dikkat çekiyor.

Abone Ol

Toplum, önemli hedef ve niteliklerini muhafaza etmek için bir araya gelmiş ve sistemli bir hayat tarzına kendini adapte etmiştir. Toplumlaşma safhası, toplulukların birçok tecrübe ve gelişme süreçlerinin bir sonucudur ve insanlığın ileri bir safhasıdır.

İlmin yanında ahlakın kıymeti

Toplum, kendi kendini ayakta tutmak için öncelik insan eğitimine önem vermek durumundadır. İlmi ve fikri çalışmalar, bunun için yapılmaktadır. Fakat, bütün ilmi ve fikri çalışmaların niteliği ve ölçüsü, toplumun ahlak sistemi tarafından düzenlenir ve kontrol edilir. Çünkü, gerek bilgi ve gerekse fikir, insanları eğitebildiği gibi, farklı ve yanlış istikametlere de götürebilir. Yani salt ilim, her zaman doğruyu ve iyiyi getirmez; bazan, yanlışları da topluma kabul ettirebilir.

Batı’da Rönesanstan sonra aklı ve dolayısıyla ilmi ön plana alış, Batı toplumlarının sadece iktisadi ve teknik konularda başarılı olmalarına imkan verirken, sosyal ve ahlaki alanlarda ciddi problemler ile karşı karşıya gelmelerini engelleyemedi. Bu yüzde ahlakı, “inançların bir uygulaması” olarak görmek, yanlış olmayacaktır.

Bugün toplumların durumuna baktığımızda, hayatlarını sadece iktisadi ve cinsi “ihtiyaçlar” çerçevesinde oluşturmuş, hayata yönelik fikri, ahlaki ve sosyal değerlerden uzaklaşmak suretiyle, toplumu birçok risk ve tehlikeler ile karşı karşıya getirmiştir. Aslında ülkemizde de durum, pek farklı değildir.

Toplum, hayvanlar gibi “yönlendirme” ile değil, yönetilme ile belli hedeflere ulaşabilen bir yapıdadır. Yönlendirme, bilgi ve iradesi olmayanlara yönelik bir usuldür. İrade ve insiyatif sahibi varlıklar, bilgilendirilir ve kendi istekleri ile doğru kararlar vererek, hayatlarını düzene sokarlar.

Akıl vasıtasıyla insanın tanrılaştırılması

Ama, uzun yıllardır, bu yol takip edilmemekte ve insanlar, önlerine konulan düşünce ve sistemler ile, yönlendirilmektedirler!.. Özellikle, insanın insanlığını sağlamak için öne sürülen Hümanizm, insan gerçeğini kavrayamamanın getirdiği tek yönlü bakış ile, onu akıl merkezli bir dünya içine sıkıştırmıştır. Halbuki akıl, ihtimalleri hesap ederken, insan için neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilebilecek bir özelliğe sahip değildir. Bir diğer ifade ile, karar verilen bir görüşün, işe yarar olup olmadığını belirleyecek bir “ölçü faktörü” olan akıl, her şeyi belirleyen bir statüye getirirken, insanı da yeryüzünün yeni tanrısı seviyesine yükseltmiştir.

Bu yeni insani Tanrı, aslında insanın kendini üstün ve hatasız görmesinin bir sonucu olarak gündeme gelmiştir. Bu durum, bir yerde; dünyaya ve topluma hakim olma arzusunun meşrulaştırması amacına yönelik olmuş ve insanı, yüklenemeyeceği bir yükün altına sokmuştur. Aslında, insanı değer merkezli bir varlık olarak değil, bir eşya ve bir meta haline getirmiştir.

İnsanın yönlendirilmesinin ilk özelliği, ona psikolojik bir üstünlük sağlamakla başlamıştır. İnsan, Allah'ın bir kulu olmaktan çıkarılmış, her şeyi belirleyen bir kişiliğe büründürülmüştür. Bunun sonucunda insan, diğer insanların kaderini de etkileyebilecek bir otorite sahibi olduğuna inanmıştır.

Bu insan, kendine kanun koyma, insanları yönlendirme, siyasi sistemleri belirleme gibi büyük görevleri yerine getirmeye başlamış ve üstü kapalı bir “insanlık dini” kurulmuştur.

Fıtrata ters gitmenin vereceği çöküş

Şimdi dünya ölçeğinde, siyasi, iktisadi ve sosyal sistemlere baktığımızda, büyük bir haksızlık, zulüm ve aldatmanın hakim olduğunu görebiliyoruz. Her ne kadar, uzmanlar; bu konuların çözümü için bazı yol ve teknikler ortaya koymaya çalışıyorlarsa da, insanın bu “tanrısal hali”, her şeyin bir menfaat ve hakimiyet unsuru haline getirilmesine engel olamamaktadır. Çünkü insan, inanç, kültür ve değerler ile “eğitilebilen” bir varlıktır ve yeni insanlık sistemi, insanın bu özelliğini yok ederek, onu altından kalkamayacağı yük ve sorumluluklar altına sokarak, hem kendini ve hem de toplumların geleceğini tehlikeye atmıştır.

Şimdi bütün mesele, insanı yeniden fıtratına uygun haline döndürmek ve dünyada da yaradılış gayesine uygun bir yapı kazandırmaya çalışmaktır. Sosyal ilimlerin, önünde duran en önemli konu budur.

Prof. Dr. Sami Şener, Mirat

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }