Bu şiir, Üstad’ın en verimli döneminde, 1949 yılında yazılmıştır. 44 yaşına gelmiş ve o yaşın ıstıraplarıyla yoğrulmuş bir hamleci ruhun isyanı gibidir Sakarya Türküsü. Attila İlhan’ın tabiriyle ‘faşist bir yönetimin’(2), çöküş dönemine sürüklendiğinin ayak seslerini verir bu şiir.  Matbuatta dinin ve dini terimlerin yasaklandığı, Kuran öğretimine izin verilmediği, birçok caminin kapatıldığı, dinin ortak dili olan ezanın Türkçeleştirildiği, ‘Din’e ‘zehir’ diyebilen’ iki Başbakanın (3) kontrolünde karanlık dönemin son yıllarında bu ses ortaya çıkıyor. Şair, kehanetini bir hedef olarak ortaya koyuyor ve “Sırtına Sakarya’nın Türk Tarihi vurulur” diyor, burada bize göre aslında “Sakarya”, kelimesi “Türkiye”yi çağrıştırmaktadır. Tarihimiz haşmeti, günün telaşı içerisinde yok edilemeyecektir. Günü gelecek o tarihin imtiyaz alanları yeniden ülkenin ufuklarına dönecektir!

Şairler, sosyal hafızanın dili olmaya adandıkları zaman, eserlerini yaşadıkları ortamın ruhunda etkisi olan sarsıntılarıyla dile getirirler. Çanakkale Savaşları olmasaydı; Akif “Çanakkale Şehitlerine’yi, Kurtuluş Savaşları olmasaydı; “İstiklal Marşı”nı yazabilir miydi? Bu bakımdan Sakarya Türküsü, Çanakkale’nin ruhundan beslenen bir iç isyanın sesidir. Bu defa düşman karşımızda değil, onun ideallerine hizmete sürükleyen bir çözülüşü temsil edenler içimizdedir. Ve daha tehlikeli bir tablo karşısındadır. Tek Parti döneminin ceberut baskısı öyle bir noktaya gelmiştir ki; “Çile”nin girişinde Kendisinden söz ederken, ‘Anlaşılmadan benimsenmekle tanımadan dışlanmak’ (4) arasında sıkışmış bir sesin sahibi olduğunu söyler. Bunu derken, tesadüflerin ve gelişigüzel iradenin kontrolüyle şiire yönelmediğinin de altını çizer: ve “Şairi, cemat, nebat ve hayvandaki vasıflar gibi, kendi ilim ve iradesi dışındaki içgüdülerle, dış tesirlerin şuursuz âleti farzetmek büyük hatâ” (5) der. Bu ifadesiyle bir gayeye adanmış olmanın sorumluluğunu dile getirir.

Şiirin o muhteşem coşkusunu korumak için dokusuna değmeden meseleye bakmak istiyorum. Duygularında bu şiirdeki aşkın heyecanını taşıyan insana her satırında söylenen çok önemli ifadeler vardır. Çünkü bu şiir, kendinde diriliş hamlesi arayanların yol haritasıdır.

Bakın bu ifadeler, kürsüde can almış bir heyecanın ruhumuza mızrak gibi saplanan sözlerini nasıl taşır: Bir olaydır, anlatmayı isterim; Yüksek Öğrenimimizde okul arkadaşım Rahmetli Necmettin Gevri arkadaşımız bu şiirle hemhal olmuş bir yiğit ses ustasıydı. Her toplantıda, kürsüye çıkar adeta her mısrasında o satırları yaşayarak okumak suretiyle kimine gözyaşı döktürür, kimini alkış heyecanına sürüklerdi. Bu coşku onda yaşanmış hale dönüşmüştü; 11 Şubat 2005 günü Kahramanmaraş’ın Düşman İşgalinden Kurtuluşunun yıldönümü törenlerinde, Belediye Başkan Yardımcısı olarak kürsüye gelir. Salon tıklım tıklım doludur. Heyecan had safhadadır ve ulvi bir coşku vardır. Necmettin Gevri, ‘Sakarya Türküsü’nü okumaya başlar.  Şiirin heyecanı onu öylesine etkiler ki, aniden kalp krizi geçirir ve kürsüde yığılıp kalır. “Öz yurdunda garip, öz vatanında parya” durumuna düşürülen bir milletin dirilişine yürüyüşün tepkisiydi bu. Ve bu tepkiye canıyla bedel ödüyordu. (6)

Kahramanmaraş’ı bilir misiniz? Meydanında ‘Sütçü İmam’ anıtı vardır. Bu anıtta, bir kadınızın başörtüsüne Fransız askerinin uzanan eline karşı bizim Mehmetçiğin dipçiğiyle karşı duruşu anlatılır. Gevri’nin hayatını kaybettiği o yıllarda, nasip oldu, ben de gidip o salonda bir konuşma yaptım ve bu şiiri okuyarak, ‘O düşmanı kovduk, ama içimizdekilere güç yetiremiyoruz, şimdi kızlarımızın başını bizimkiler açıyor.’ O yıllarda maalesef ‘Masum Anadolu’nun saf çocuğuyduk’. Bugün öyle değil, bize bu başarı kapısını açan Üstadın “Çile”ye sabrı olmuştur.

Üstad, Sakarya’nın "Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine" derken, bu kurşundan yükü kaldırma yükümlülüğünü de bizlere vermiş olmaktadır. Buradaki ‘kurşun’ ifadesini metal olarak değil, stratejik olarak düşünürseniz, zorlamanın nerelerden geldiğini kavramak daha kolay olur.

Bu şiirin coşkusu, daha bilemediğimiz nice duygusal buhranımıza tercüman olmuştur kimbilir? Türk toplumu, kanıyla canıyla bir savaş kazanmış, parçalanmış çorabı, yırtılmış çarığı, yamalı pantolonu, yırtık gömleğiyle aç susuz cepheden cepheye sürülmüş ve bir vatan armağan etmiş milletine.

Böyle bir duyarlılığı taşıyan şair, zengin olma derdine düşer mi, bu mümkün mü?  Bizi cephede tutan bu heyecandı. Bakınız, bir Amerikalı subayın itirafına:

Müslümanlarla savaşmaktan askerlerimiz çekiniyor. Çünkü bizimkiler savaşta ölürlerse her şeyin bittiğini, yok olduklarını düşünüyorlar. Müslümanlar ise, ölümden korkmadan şehitlik mertebesine ulaşma arzusuyla karşımıza dikiliyor ve kazanıyorlar.”(7)

Üstadın bu duruşu, Müslüman askerlerimizin idealizmine bağlıdır sanırım. Onun o karanlık dönemde, bu tür şiirleri yazması, ölüme bedel dışlanmışlığı, hatta rejimin sadece dışlamakla sınırlı kalmayıp mahkûm etmesini göze almasındandır. Onu kahramanlığa taşıyan da bu irade gücüdür, başka neyle ifade edilebilir ki? Bu şiirde, bir dönemin kahrıyla birlikte geleceğin aydınlık ufku vardır: Artık “Yüzüstü çok sürünen Sakarya ayağa kalkacaktır.

Sözü Necip Fazıl’ın kimlik ve kişiliğinin derin uhreviyetini yansıtan şu mısralarla bitirmek istiyorum:

“İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.

Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;

Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.”

Toplumun dramını anlatan bu mısralar, inanan her insan için bir sorumluluk yükü getirir diye düşünüyorum. Kirletilmek istenen insanımızı geleceğine götürecek güvenli yol, bütünüyle “Sakarya Türküsü”nde anlatılmaktadır. Çünkü bu, aynı zamanda “Tükiye’nin Diriliş Türküsüdür!” Bu sorumluluğun farkında olup onun gereğini yerine getirmek isteyenlere ne mutlu!

Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Sakarya Türküsü

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;

Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;

Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;

Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;

Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,

Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.

Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,

Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.

Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?

Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!

Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.

Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;

Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;

Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;

Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;

Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?

Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;

Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,

Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;

Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;

Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!

Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

Sakarya; sâf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,

Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;

Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;

Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;

Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

___________________________

1-Necip Fazıl; Çile, Büyük Doğu Yayınları s. 398

2-bk. Attila İlhan; Faşizmin Ayak Sesleri,T.İş Bankası Yayınları İstanbul 2005

3-TBMM Meclis Tutanakları, 24.12.1946; Eşref Edip, Kara Kitap s. 50-51

4-Necip Fazıl; Çile (Takdim Yazısı)

5-Necip Fazıl; Çile s. 471.

6-www.haber7.com

7-Sharriffa Carlo Alandalusıa; İslami Çürütmeye Çalışırken, Ona Teslim Oldu, Youtube.com

Aylık Baran Dergisi 26. Sayı, Nisan 2024