21. yüzyıl savaşlarında orduların gözü ve kulağı uzaya taşınıyor. Füze ve İHA’ların yönlendirilmesi, hedef tespiti, istihbarat ve askerî haberleşme büyük ölçüde uydu sistemlerine dayanıyor. Bu nedenle ABD, Çin ve diğer büyük güçler yörüngedeki askerî kapasitelerini hızla artırıyor.
ABD ile Çin arasındaki rekabet, uzayın artık doğrudan savaş alanına dönüştüğünü gösteriyor. Manevra yapabilen uydular, elektronik karıştırma sistemleri ve rakip uyduları takip edebilecek teknolojiler geliştiriliyor. Bir savaşta karşı tarafın uydu ağını devre dışı bırakmak, sahadaki ordunun gözünü kör etmek anlamına geliyor.
Avrupa da bu bağımlılığı azaltmak için kendi uydu ve fırlatma kapasitesine yatırım yapıyor. Almanya’nın son ticari uydu fırlatmaları ve AB’nin IRIS² uydu ağı, kıtanın ABD’ye bağımlı kalmadan güvenli haberleşme ve savunma altyapısı kurma arayışını gösteriyor.
Türkiye açısından da mesele doğrudan millî güvenlikle bağlantılı. Göktürk, İMECE ve yerli haberleşme uyduları önemli bir temel oluştururken, gelecekte bağımsız hareket edebilmenin şartı kendi uydusunu üretmek, fırlatmak ve yönetmekten geçiyor.
20. yüzyılda güç petrol, kara ordusu ve deniz yollarıyla ölçülüyordu. Yeni dönemde buna uydu, yapay zekâ, veri merkezi ve telekomünikasyon altyapısı eklendi. Uydusu olmayan devlet, savaş anında başkasının gözüne ve kulağına muhtaç kalacak.