Afganistan sahasını ve genel olarak Güney Asya'daki uluslararası ilişkileri inceleyenler, bölgenin en karmaşık ve anlaşılması güç aktörlerinden birinin Pakistan ordusu ve istihbarat teşkilatı olduğunu fark edecektir.

Dünyanın geri kalanında alıştığımızın aksine Pakistan ordusu ulus devletin içerisinden çıkan, ulusun ve devletin çıkarlarını yerine getirmeyi amaçlayan bir devlet yapısı şeklinde oluşmamıştır.

Pakistan ordusu sömürgeci dönemi yansıtan bir zihniyetle şekillenmiştir ve kendi halkına da bu şekilde, tıpkı sömürgeci bir güçmüş gibi muamele etmektedir. Bu nedenle başta Pakistan halkı ve bölgedeki diğer zayıf halklar (Afganlar ve Beluçlar gibi) ile Pakistan ordusu arasında, sömürülen ile sömürgeci arasındaki ilişkilere benzer bir ilişki görmek mümkündür.

Daha detaylı ele alalım ve sömürge çağının devlet-ordu yapılarını hayal edelim. Bu dönemde İngiltere ve Fransa gibi sömürgeci devletler, Afrika ve Asya'daki topraklarda çeşitli sömürge idareleri kurmuşlardır. Tıpkı İngilizlerin "Doğu Hindistan Şirketi" (East India Company) gibi. Bu idareler devlet gibi teşkilatlanmış, kamu sistemleri ve ordular teşkil etmişlerdir. Daha çok Batılı sömürgecilerin yönetici olduğu bu sistemlerde zamanla sömürülen halk içinden kimseler de istihdam edilmiştir. Örneğin İngiliz sömürge idaresinin ordusundaki insan kaynağının büyük kısmı Hint kökenliydi.

Bu sömürge idareleri ve ordularının, sömürdükleri toprakla ve halkla olan ilişkisi oldukça belirgindir: Halk ile herhangi bir duygusal bağları, ortak bir çıkarları, ortak bir gelecek ülküleri bulunmamaktadır. Bu ordu ve yönetim o toprakta iktisadi ve siyasi rant elde etmek, kişisel haz ve çıkarların peşinden koşmak için bulunur. Bu bakımdan sömürge orduları/idareleri birçok vahşeti kendileri için normalleştirmiştir: Halk ayaklanmalarını toplu katliamlarla bastırmak, kendi çıkarlarını tehdit eden olaylara karşı aşırı şiddet kullanmak, sivil halka karşı toplu cezalandırma uygulamalarına başvurmak, halkı fakirleştirirken kendisini zenginleştirmek. Hint Altıkıtası'ndaki sömürge tarihini okuyanlar bu gibi uygulamalara çokça rastlayabilir.

İngiltere Hint Altkıtası'ndan çekilirken, birkaç yüzyıllık İngiliz sömürge idaresi, geride bir devlet ve ordu kültürü bırakmıştır ki Pakistan ile Hindistan bu kültür üzerine bina edilmiştir. Bu açıdan söz konusu iki devletin ilk sivil ve askeri idarecilerinin İngilizlerden oluşması şaşırtıcı değildir. Pakistan ve Hindistan esasında bölgedeki İngiliz sömürge kültürünün devamı olarak kurulmuş ve halklarına da tıpkı sömürge idarecileri gibi muamele etmişlerdir. Pakistan ordusunun ilk iki genel komutanının, Pakistan ordusu özel kuvvetlerinin kurucusunun ve Pakistan'daki harp akademisinin kurucusunun doğrudan İngiliz subayları olması durumu özetlemektedir.

Keza Pakistan ordusunun günümüzde halen, Pakistan coğrafyasından askerlerin Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı'ya karşı İngilizlerle beraber savaşmış olmaları övünç duyması, Pakistan'da halen bu konuda "kahramanlık" hikayeleri anlatılması, durumun bir özeti niteliğindedir

Avustralya'da bıçaklı saldırı: Altı kişi öldü Avustralya'da bıçaklı saldırı: Altı kişi öldü

İlerleyen yıllarda Pakistan ordusunun/istihbaratının içerisine girdiği eylemlerdeki pervasızlığı, kendi halkına yönelik acımasızlığı ve katliamları da bu sömürge zihniyetinin bir yansıması niteliğindedir.

Bunun en son örneği 18 Mart gecesi Pakistan ordusunun Afganistan içerisinde düzenlediği saldırıdır.

Saldırıda Pakistan ordusunun hedef aldığı sivil yerleşimlerde aralarında kadın ve çocukların da olduğu 8 sivil can vermiştir. Hedef alınan siviller, Pakistan ordusunun geçmişteki saldırıları sebebiyle mülteci durumuna düşen ve Afganistan'a kaçan sivillerdir.

Bunun gibi birçok saldırı bir çırpıda sayılabilir:

- 18 Ocak 2024'te İran doğusunda 9 Beluç sivilin bombardımanda öldürülmesi.

- 16 Nisan 2022'de Afganistan doğusunda 47 Afgan sivilin bombardımanda öldürülmesi.

- 2014 yılında Veziristan'da başlatılan Zarb-i Azb Operasyonu'nda tespit edilemeyen sayıda sivilin öldürülmesi, yüz binlercesinin yerlerinden edilmesi.

- 2001-2021 arasındaki Afganistan işgalinde ABD ve NATO'ya verilen tam destek. Askeri üslerin ve yolların ABD'ye açılması. Binlerce kişinin ABD ve diğer istihbarat teşkilatlarına satılması.

- Yine aynı dönemde ABD'ye drone saldırıları için izin verilmesi. Bu saldırılarda Afganistan'da ve Pakistan'da yüzlerce sivilin öldürülmesi.

- Temmuz 2007'deki Lal Mescid katliamı.

Bunlar ilk başta akla gelenler. Kısa bir araştırmayla bu listeyi madde madde uzatmak mümkündür.

Yazıyı, Pakistan'ın en büyük sosyal platformlarından biri olan siasat.pk'da anonim bir kullanıcının yayınladığı kısa değerlendirmenin tercümesiyle noktalayalım:

"'Pakistan Ordusu' Yanılsaması: Bir Sömürge Mirası

Giriş

Pakistan ordusunun devletin ve halkın çıkarlarına hizmet eden gerçek bir ulusal kurum olduğu düşüncesi bir aldatmacadan başka bir şey değildir. Tarihi boyunca ordunun eylemleri, Pakistan'ın refahına yönelik bir bağlılıktan ziyade kendine hizmet eden bir gündemi olduğunu ortaya koymuştur. Bu durum, ordunun İngiliz yönetimi altında sömürgeci bir güç olduğu kökenlerine kadar takip edilebilir. Ordunun amacı sömürgeleştirme ve bastırma için bir araç olarak hizmet etmektir. Pakistan'ın doğuşundan sonra bile ordu sömürgeci zihniyetini sürdürmeye devam etmiş, ulusun ve halkın savunucusu rolünü benimsemek yerine egemenlik ve baskı mirasını sürdürmüştür.

Bir Sömürge Eseri

İngiliz Hint ordusu, Hint halkının çıkarlarına gerçekten hizmet etme niyeti olmaksızın, yalnızca sömürgeleştirme ve bastırma amacıyla kurulmuştur. Ordu, sivilleri 'öteki' olarak görmek üzere eğitilmiş ve masumiyetleri kanıtlanana kadar onlara aşağılık muamelesi yapmıştır. Ordunun birincil amacı Hindistan'dan kaynak çıkarmaktır, Hint halkının refahı ya da savunması değildir.

Kaynak Çıkarma Zihniyeti

Hindistan'daki İngiliz ordusu, alt kıtanın refahından ziyade, sömürgeci gücün çıkarlarını gösteren bir kaynak çıkarma zihniyeti kapsamında faaliyet göstermiştir. Bu zihniyet, ordunun Pakistan ordusuna dönüşmesinden sonra da devam etmiş ve Pakistan halkının gerçek ihtiyaç ve isteklerinin göz ardı edilmesine yol açmıştır.

Irkçı Kültür

İngiliz Hint ordusunda, belirli kast ve ırklara hiyerarşik pozisyonların verildiği ırkçı bir kültür hüküm sürüyordu. Beyaz subaylar üstün olarak görülüyordu, ardından da Hintlilerden oluşan seçkin bir sınıfa rütbe veriliyordu. Bu Hintli subaylar, üstünlüklerini kanıtlama arayışı içinde bir aşağılık/üstünlük kompleksi geliştirmiştir. Bu sömürge mirası ordu içindeki bölünmeleri devam ettirdi ve ordunun ulusal bir güce dönüşmesini engellemiştir.

1857 İsyanı

1857'deki isyan sırasında, bugün Pakistan'ın bir parçası olan bölgeler de dahil olmak üzere Hint alt kıtasından gelen birlikler isyana karşı İngilizlerin yanında savaşmıştır. Bu birlikler ayaklanmanın bastırılmasında önemli bir rol oynamış ve ordunun sömürgecilikle olan ilişkisini daha da güçlendirmiştir.

Dönüşüm Eksikliği

İngiliz Hint ordusu sözde 'Pakistan Ordusu'na dönüştüğünde, onu gerçek bir ulusal güce dönüştürmek için samimi bir çaba gösterilmemiştir. Ordu, yeni bağımsızlığını kazanmış Pakistan'ın ihtiyaç ve isteklerine uyum sağlamayı reddederek sömürgeci geçmişine bağlı kalmıştır.

Emirleri Yerine Getirmede Başarısızlık

Ordunun Pakistan'ın çıkarları doğrultusunda hareket etmediğine dair kanıtlar General Daouglas David Gracey'nin Genelkurmay Başkanlığı döneminde görülebilir. General Gracey, Pakistan birliklerini Keşmir cephesine göndermeyi reddederek Genel Vali Muhammed Ali Cinnah'ın emirlerine karşı gelmiştir. Ulusun liderliğine yönelik bu bariz saygısızlık, ordunun çarpık önceliklerini ve devlete olan bağlılık eksikliğini göstermektedir.

Sömürgeci Zihniyet

Sömürgeci bir ortamdan doğan Pakistan ordusu, Pakistan'ın savunucusu rolünü hiçbir zaman tam anlamıyla benimsememiştir. Sömürgeci bir güç olarak sahip olduğu güç ve prestiji muhafaza etmiş ve sömürge sonrası bir ulusun taleplerine uyum sağlayamamıştır.

İlk Sıkıyönetim Yasası

Pakistan'da ilk sıkıyönetimin uygulanması, ordunun kaderini ülkenin anayasal ve sosyal gerçekliğine hizmet eden bir güç olmaktan ziyade sömürgeci bir baskı unsuru olarak belirlemiştir. Bu olay, ordunun demokratik kurumlara herhangi bir zemin bırakmaya karşı direncini sağlamlaştırmış ve sömürgeci geleneklerini sürdürmüştür.

Siyasetteki Rolü

Pakistan Ordusu, doğrudan askeri müdahaleler yoluyla ve dolaylı olarak Servisler Arası İstihbarat (ISI) gibi örgütler aracılığıyla siyasette sürekli olarak önemli bir etkiye sahip olmuştur. Bu müdahaleci eylemler, demokratik süreci ve ülkenin ilerlemesini baltalayan, sömürgeci güçleri anımsatan bir kontrol ve tahakküm zihniyetini yansıtmaktadır.

Paramiliter Güçler ve İnsan Hakları Kaygıları

Pakistan Ordusu'nun Frontier Corps ve Rangers gibi paramiliter güçleri, sivil halkla ilişkilerinde insan haklarını göz ardı ederek sık sık sert taktikler uygulamıştır. Bu eylemler, halkın refahı ve hakları yerine kontrol altında tutmayı önceleyen sömürgeci bir zihniyeti yansıtmaktadır.

Sonuç

Gerçek anlamda 'Pakistan Ordusu'nun ulusal bir kurum olduğu fikri bir efsaneden ibarettir. Kökleri sömürgeci kökenlerine dayanan ordu, sürekli olarak kendi çıkarlarını ön planda tutmuş ve egemenlik ve baskı mirasını sürdürmüştür. Bu zihniyet, ordunun siyasetteki etkili rolü ve sivil halka yönelik muamelesi ile birleştiğinde, Pakistan devletine ve halkına hizmet etmeye yönelik gerçek bir bağlılıktan ziyade sömürgeci zihniyetin devamını yansıtmaktadır."

Halid Abdurrahman, Mepa News