Büyük Doğu-İbda

Üstad Necip Fazıl’ın eserlerinden seçki

Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in ruh dünyasını ve fikir çilesini yansıtan en temel eserlerini sizler için bir araya getirdik. Üstad’ın kaleminden çıkan bu kıymetli mirasın fikir ve gönül dünyamızdaki büyük önemine binaen, bu özel seçkiyi siz değerli okurlarımız için hazırladık.

Abone Ol

CİNNET MUSTATİLİ

Bir ansiklopediye geçmiş ifadeyle, “hapisleri üniversite yıllarından çok olan” Necip Fazıl, 1943'den başlayarak 1947-1950-1951-1952-1957-1959 ve 1960 senelerinde cezaevine girdi. Son mahkûmiyet kararı ise vefatı sebebiyle infaz edilemedi. 1955'de “Yılanlı Kuyudan” ismiyle yayınlanmış olan eser, hapishane günlerinin, “büyük sanatkâr”a has, derin ve duyarlı bir iç hayat üzerindeki müthiş tesirini yansıtan bir ıstırap ve gözyaşı günlüğüdür.

BİR ADAM YARATMAK

Geçirdiği büyük ruh çilesinin sahne destanı... İstanbul Şehir Tiyatrosunun 1937-38 sezonunda Muhsin Ertuğrul tarafından sahnelenip temsil edilen eser, ilk temsil gecesinden itibaren çok büyük yankı uyandırmış ve 1977 yılında sinemaya da aktarılmıştır.

KAFA KAĞIDI

Hayat hikâyesini bazı eserlerinde gereğince yazmış olduğunu, ancak asıl ruh hayatını, ruhunun kafa kâğıdını resimlendirmek istediğini dile getirirken, bu eseriyle geçmiş, özellikle çocukluk günlerinin perdesini bir daha aralar. Kafa Kâğıdı, olayların dış tezahür çizgilerinden ziyade, onları doğuran ruhî oluşları tesbite yönelik bir otobiyografidir. Yarım kalmışlığı ile ayrı bir «hususiyet» kazanan eser, Ocak 1984'de Milliyet gazetesinde tefrika edilmiş ve daha sonra kitaplaşmıştır.

O VE BEN

Hayatını, Abdülhakîm Arvasî Hazretleri'ni ‘Tanıyıncaya Kadar’ ve ‘Tanıdıktan Sonra’ diye iki ana bölüme ayıran Necip Fazıl, Efendisine doğru kendisini cezbeden hadiseleri de mânâlandırdığı otobiyografik eseri ‘O Ve Ben’i 1975'de şöyle takdim etmiştir: «Bu eser, dünyaya gelişimden bugüne kadar en hususî renkleri, çizgileri ve sesleriyle hayatımın hikâyesi ve asıl O'nu tanıdıktan sonra mânasını anlamaya başladığım vücut hikmetinin bende tecelli eden yakıcı ifadesidir. Bu bakımdan, kendilerini görünceye kadar malik olabildiğim bir buçuk esere nisbetle bugün 60 cildi aşan ve hepsini birden o nura borçlu bildiğim eserler arasında, şimdikini, baş köşeye oturtulması lâzım ve en mahrem iç ve dış iklimlere doğru bir belirtiş olarak takdim ederim.»

YUNUS EMRE

Mezarlığı olmayan köyü bulmak için yola çıkan ve ilk bilgi olarak, ölümsüzlüğe giden yolun insanın kendi içinden geçtiğini öğrenen Derviş Yunus'un hikayesi...

PARA

Piyesin baş aktörü, «hayata hâkim küçük tedbirlerin, miskin hesapların adamı bir Banka Patronudur. Para kazanmak uğruna her şeyi meşru görür, ama asla, ahlâksızlığının üstünü örterek namuslu görünmek gibi riyakâr bir tavır içine girmez. Hasılı, ahlâksızlığında samimi bir adamdır. Ayrıca, aile fertlerinden başlayarak, yanında çalıştırdığı ve toplumun çeşitli kademelerinde ilişkide bulunduğu namuslu ve dürüst görünen insanların çoğunluğunun samimi olmadığının da farkındadır. Piyes'te gelişen hadiselerin merkezinde para, öyle bir ölçüdür ki, insanların bütün içyüzünü olduğu gibi ortaya çıkarmaktadır...

SAHTE KAHRAMANLAR

Sahte Kahramanlar, İslâm ve Öbürleri... Necip Fazıl Kısakürek'in iki ayrı konferansı...

Her konferans, farklı tarih ve şehirlerde çeşitli defalar binlerce dinleyiciye hitaben verilmiş olup büyük ilgi doğurmuştur. 1949'da Büyük Doğu Cemiyetinin kuruluşundan itibaren Anadolu'yu bir uçtan öbür uca sarsan Necip Fazıl için, mevzu ne olursa olsun verdiği her konferans, «Tanzimattan beri gelen sahte inkılapların çürüttüğü ruh kökümüzü kurtarma, kâinat çapında hesaba vurma, Türkün ruh ve madde dünyasını Batının da hayran olacağı ve içinde her derde deva bulacağı bir ideolocya planında kurma ideali»ne bağlıdır.

TANRI KULUNDAN DİNLEDİKLERİM

Eserin içeriğini oluşturan yazılar, 1943 ve 1945 Büyük Doğu dergilerinde «Tanrı Kulundan Dinlediklerim» başlığı altında kaleme alınmıştır. Başlıktaki nisbetlendirmenin de ifadelendirdiği gibi eser, Necip Fazıl’ın Efendisinden aldığı feyzin bereketiyle, tarih, fikir, sanat, şiir, roman, hikâye, tiyatro; hâsılı el attığı her mevzuda, «O kapıya bağlı kıymetlendirme ölçülerini» billurlaştırdığı bir eserdir.

MOSKOF

Toplumlar ve milletler arasındaki zıtlığa, buzdağı ve yanardağ derecesinde en keskin örnek olarak, Moskofla Türkün gösterilebileceğini söyleyen Necip Fazıl, bu eserinde tarihî bir perspektif içinde Türk- Rus münasebetlerinin tahlilini yapar. Bu tahlilin içinde «Moskof» sözcüğünün ifade ettiği mânâ kadar Altun Ordu'dan başlayarak Cumhuriyet devrine kadarki Türk tarihinin kritik dönemlerinin teşhis ve mânalandırılması da vardır. Üç ana bölüm halindeki eserin, kitap boyunca ispatına girişilen temel tezi ise, 1917 ihtilalinden sonra bütün dünyanın başına belâ kesilen Rusya'nın dünya sahnesine çıkmasında iki Müslüman ve asılları Türk başbuğun, 14. Asır sonlarında Timurlenk'in ve 18. Asır başlarında Baltacı Mehmet Paşa'nın sorumlu olduğudur.

TOHUM

Muhsin Ertuğrul, bir yemekte; «Niçin bir piyes yazmıyorsun?» sualiyle, tiyatroyu, «hayatın (kantite) gibi değersiz ve geçici yüzünü değil, (kalite) gibi derin ve sonsuz şahsiyetini zapteden ve onu molozlarından ayıklayarak tasfiye eden, tıpkısını, fakat başka türlüsünü gösteren mistik bir ayna olarak gören Necip Fazıl'ın yıllardır içinde gömülü bir hasrete dokunur. O anda, Şehir tiyatrosuna bir eser teslim etmek için sadece 20 günlük bir süre kalmıştır. Hemen kararını verir ve 7 gün içinde «Tohum»u bitirir. 1935 senesinde Muhsin Ertuğrul tarafından sahnelenen «Tohum» piyesinde olay, Anadolu'nun işgal edilmiş bir köşesinde, Maraş'ta cereyan eder. Vatan sadece bir toprak parçasından ibaret değildir. Dolayısıyla vatanı müdafaanın gizlediği bir aksiyon; aksiyonun gizlediği bir fikir; ve fikrin gizlediği mahrem bir benlik olmak gerekir. Tohum, milli mücadeleyi, Anadolu halkının öz benliğinde mevcut ruhun bir fışkırışı olarak gösterir.

REİS BEY

1948'den 1960 yılına kadar geçen sürede tiyatro eseri kaleme almayan Necip Fazıl, 1960 ihtilaliyle girdiği hapiste, üç piyes yazmıştır: Ahşap Konak, Kumandan ve Reis Bey. Piyesin ana karakteri Reis Bey, bir ağır ceza reisidir. Ömrü otel odalarında geçmiş, yapyalnız ve tuhaf bir adam. Taş kalpli bir kanun tatbikçisi... Onun nazarında merhamet, idamlık bir suçtur ve «cemiyette bir ferdi korumak için bin kişiye idam gömleği giydirmekten kaçınmamalıdır.» Günün birinde, annesini öldürdüğü iddiasıyla huzuruna çıkarılan bir gencin idamına karar verir. Artık olaylar çok farklı gelişecek ve Reis Bey'in buz gibi iç dünyası müthiş bir sarsıntıyla yerle bir olacaktır.

BATI TEFEKKÜRÜ VE İSLÂM TASAVVUFU

Bu eser, 1962 yılının Ramazan ayında üç gece teravihten sahur vaktine kadar konferans şeklinde verildikten 20 sene kadar sonra bizzat Necip Fazıl tarafından kitaplaştırılmış ve İdeolocya Örgüsü'ne bağlı olarak en başa alınması gereken verimlerinden biri olarak gösterilmiştir. İki ana bölümden oluşan kitapta, «Batı Tefekkürü«başlığı altında İlkçağ felsefecilerinden başlayarak günümüze kadar ulaşan Batı düşünce çizgisi kısa ve kalın hatlarıyla ele alınmış ve hükme bağlanmıştır. İkinci bölümde ise İslam tasavvufu, en ince ve mahrem çizgileriyle anlatılmıştır. Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu yayınlandığı 1982 senesinde Türkiye Yazarlar Birliği'nin fikir ödülünü kazanmıştır.

PEYGAMBER HALKASI

Sahabiyi, «Ümmetin temel yapısı; kalbini, duygu ve düşüncesini peşin olarak O'na bağlayan ve sonra bu bağlanış etrafındaki hakikat dairesi üstünde dilediği gibi akıl atını koşturan ve artık hiçbir akıl sıkıntısı çekmeyen büyük insan örneği olarak tarif eden Necip Fazıl, bu eserinde, «Sahabi keyfiyetinden bir pırıltı verebilmek gayesini» gütmüş ve alınlarında Sahabîlik nurunu taşıyan ebediyyet kahramanlarından bir kısmını örnekleştirmiştir.

HESAPLAŞMA

Hesaplaşma, Tarihte Yobaz ve Yobazlık, Türkiye ve Komünizm... Necip Fazıl, mücadele tarihinin bilançosunu kalabalıklar önünde «Hesaplaşma» konferansı ile çıkarırken, «Tarihte Yobaz ve Yobazlık» isimli konferansında, en ulvî hakikatleri kendi basit anlayışı içinde hapseden, donduran ve «ahmakça inanışla aptalca reddediş» arasında gezen Yobazın ruhi portresini çizer, vasıfları üzerinde durur ve tarihi örneklerini verir. «Türkiye ve Komünizm» ise, bir antitez olarak gördüğü Marksizmin fikri tahlili yanında, komünizmin Türkiye macerasına dikkatleri çeker.

ESSELÂM

«Bu eser, bir mevlid mi?.. Hayır! Sadece O’na olan eritici aşkımın ve gevşemez bağlılığımın vecd destanı.» «Kıyamete kadar gelecek mukaddesatçı Türk gençliğine ithaf» edilmiş olan ve sonuna «Vasiyet» bölümü de eklenmiş bulunan, Peygamberler Peygamberinin mukaddes hayatının 63 Levhada manzum olarak anlatıldığı eser, 1960-61 hapsinde yazılmaya başlanmış, son şekline ise 1972 Ramazanında kavuşmuştur.

DÜNYA BİR İNKILÂP BEKLİYOR

Dünya Bir İnkılap Bekliyor, Yolumuz Halimiz Çaremiz, Ruh Muvazenesi, Her Cephesiyle Komünizm... «Evet, İslâm, 16. Asır sonlarına doğru temsil kadrosunda zaafa uğramıştır. Ama daha sözünü söylemiş değil. Son sözünü temsil kadrosunda ve yeni telakkiler önünde henüz söylememiştir. Bu son sözü söyletecek nesli yoğurmaya çalışıyoruz.» Her konferans, bu çabanın eseri halinde, konu başlığının işaret ettiği meselelerde sosyal bir şuur zemini oluşturma teşebbüsüdür.

TARİH BOYUNCA BÜYÜK MAZLUMLAR

Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar, her dinde, her inanışta ve her milletten mazlumun, zulmediciye nisbetle ele alındığı bir eserdir. Büyük Yunan Filozofu Sokrates’ten başlayarak, İsa dininin mazlumları, İslâm’ın ilk kurbanları, Peygamber torunu iki şehit Hazreti Hasan ve Hüseyin, Haccac’ın zulümleri, İmam-ı Azam ve diğer mezhep imamları, Mansur, Jan Dark, Cem Sultan, San Bartelomi Kurbanları, Genç Osman, Jan Kalas, Büyük Fransız İhtilali kurbanları, Dreyfus ve İttihat Terakki cinayetlerine kadar tarih boyunca zulme uğramış birçok şahsiyet bir araya getirilir. Eser, tarihî zulüm ve mazlumluk davasına bir giriş mahiyetinde sunulur.

TÜRKİYENİN MANZARASI

İlk defa 1973’te, Cumhuriyetin 50. Yılı münasebetiyle yayınlanan kitap, müthiş bir bakış açısı genişliği ve vizyon derinliğiyle adeta günümüz için yazılmıştır. 1839 Tanzimat hareketiyle başlayan Türkü ruh kökünden koparma hamleleri ve Batılılaşma gayretlerinin ekonomik, sosyal, siyasî, ilmî, ahlâkî ve dinî yönlerden ülkeyi ne hale getirdiğinin kuşbakışı resmi ve acı tahlili...

NUR HARMANI

Binlerce Hadîs içinden bir demet halinde, Peygamberler Peygamberinin topyekûn eşya ve hâdiseleri aydınlatan mübarek sözleri... «Hakikat» ve «Ahlâk» ana başlıkları altında 254’er Hadîs’in derlendiği kitabın son bölümünde «Manzum 101 Hadîs» yer almaktadır.

İMAN VE İSLÂM ATLASI

İman ve İslâm Atlası, alışılmış din kitaplarının dışında bir anlayışla, şekille ruhu ve amelle hikmeti birbirine emdirmek gayesi etrafında, en emin ilmihâlle en şaşmaz tefekkürü birleştirme iddiasındaki bir eserdir. 1960-61 hapsinde yazılmaya başlanmış, uzun yıllar bir rüşeym halinde taşındıktan sonra 1981’de yeniden ele alınarak kalıba dökülmüştür. Müellif, bütün sanat, fikir, vecd ve imân melekelerini birleştirerek eseri yepyeni bir hâdise olarak ortaya koyma gayesini dile getirir. Eser, doğrudan doğruya kaynağa yönelme, tarife yerine gayeyi özüyle ruhlara sindirme, reçete yerine mânâda ilacın kendisini tattırma çabasıyla şekillenir. İskelet üzerine vücudu yerleştirmek ve peteği en halis balla doldurmak benzetmeleriyle ifade edilen bu cehd, müellifin bütün eserlerini tamamlayıcı bir mahiyet taşır ve neticesini yeni iman ve İslâm nesline bırakır.

VELİLER ORDUSUNDAN 333

Evliyâ menkıbeleri... Ebu Hâşim Sofi’den başlayarak, herhangi bir silsile ve tarih endişesine kapılmadan, kol kol, karmakarışık ve umumî şekilde yüzbinlerce namsız ve nişansız velî arasından 333’ünün; «aklın patladığı ve hesabın kül olduğu sınırdan ilerideki âlemde meclis kuranlar»ın hikayesi... Kitabın son bölümünde, «Kadın Erenler»den bir kısmı şu ölçü altında levhalaştırılmakta: «Kadın, velîlik şartlarına büründüğü zaman, fazl bakımından erkeği geçer.» 1945 Büyük Doğu dergilerinde tefrika edilen ve «Halkadan Pırıltılar» ismi altında defalarca basılan, fakat bir türlü layıkiyle bütünleştirilemeyen eser, nihayet 1976 yılında bizzat kendisi tarafından son şekline kavuşturulmuştur.

İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ

«Bu eser, benim bütün varlığım, vücut hikmetim, her şeyim... Ben, arının peteğini hendeseleştirmeye memur bulunması gibi, bu eseri örgüleştirmek için yaratıldım. Şiirlerim de, piyeslerim de, hikâyelerim de, ilim ve fikir yazılarım da sadece bu eserin belirttiği bina etrafında bir takım «müştemilât»dan başka bir şey değil... Güzelim Türkçenin «katık» tâbiri ne kadar yerinde. Gerçek gıda «nân-ı aziz» dediğimiz ekmektedir ve gerisi, ona katılmaktan kinaye «katık»tan ibaret... İçinde yüzde elliden fazla (hidro-karbone) cevher bulunduran ekmek, pastaların üstündeki her türlü krema ve (fantezi) oyunlarına sırt çevirmiş, kuru ve yavan, fakat besleyici ve kurtarıcı fikre ne güzel remz!.. İşte, ezel kadar eski ve ebed kadar yeni, topyekûn insanlık çapındaki dâvanın bu eserini tamamlarken, onu, gıdasını Büyük Doğu ekmeğine borçlu bildiğim Anadolu gençliğine ithaf ederim.»

ÇÖLE İNEN NUR

Çöle İnen Nur, Üstad’ın hayatına yön veren ve kendisine biricik yolu gösteren Esseyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri’nin ruhaniyetine ithaf ettiği bir eserdir. Allah Resulü’nün mübarek hayatını konu alan eser, ilk olarak 1950’de kaleme alınmış, farklı başlıklarla çeşitli dönemlerde tefrika edilmiş, yarım kalan teşebbüslerin ardından 1969’da nihai şekline kavuşmuştur. Eser, siyer kitaplarının alışılmış anlatımından farklı olarak, en emin kaynaklardan devşirilmiş olmakla birlikte, aklî ispat ve teftiş gayesi gütmeyen; iman sahiplerine hitap eden, mutlak doğru üzerine hissî ve teessürî bir çatı kuran bir deneme mahiyetindedir. Bu yönüyle bir ilim çalışmasından ziyade, inanmış ve teslim olmuş bir sanat tavrıyla kaleme alınmış eser olarak takdim edilir.

SON DEVRİN DİN MAZLUMLARI

«Bu eser, 'Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar'dan sonra beklenmesi ve ona eklenmesi gereken bir bahsi çerçeveliyor. İmân ve ideal uğrunda umumi mazlumluk davasının çok yakından, öz hayatımızdan, yakın tarihimizden ele alınması ve hususi planda gösterilmesi... Bu yakın tarih ve hususi plân, İttihad ve Terakki ile başlayan, Cumhuriyetle yerleştiğini gördüğümüz İslâm nefretinin zeminini çizer ve o zemin üzerinde en kuduz zulüm kılıcıyla düşürülen mazlum başların hikâyelerini anlatır.»

ULU HAKAN

Ulu Hakan, Necip Fazıl’ın toplum dâvasında Türk tarihi ve sahte inkılâplar bilmecesinin anahtar şahsiyeti olarak gördüğü Abdülhamid Han’ın hayatını, bir tez ve dava çerçevesi içinde ele aldığı bir eserdir. Üstad, bu çalışmada Abdülhamid’i kuru bir biyografi konusu olmaktan çıkararak, tarihî bir hesaplaşmanın merkezine yerleştirir. Eserde, Abdülhamid hakkında kursaktan doğma uydurmalar yerine, onun şahsiyeti etrafında bir sentez kurma gayesi öne çıkarılır. Necip Fazıl, Abdülhamid’in tarihî büyüklüğüne dikkat çekerken, onun hakkında üretilen ve uzun yıllar devam eden sahte tarih anlayışına karşı açık bir reddiye ortaya koyar.

BAŞBUĞ VELÎLERDEN 33

Velîler Ordusu kitabında hayatı anlatılan 333 Velînin içine, «Bir» sayısını Allah Resulüne verdikten sonra mukaddes emaneti O'ndan alıp günümüze kadar getiren, O'nunla beraber 33 büyük velî, esere bilhassa alınmamıştı. İşte, Necip Fazıl'ın kaleminden oraya alınmayan ve hususî bir kolu, «Silsile-i Zeheb-Altun Halka»yı oluşturan 33 mâna kahramanının kelâma bürünebildiği kadarıyla mukaddes hayatları...

İMAN VE AKSİYON

İman ve Aksiyon, Özlediğimiz Nesil... Necip Fazıl Kısakürek’in iki ayrı konferansı... Her konferans, farklı tarih ve şehirlerde çeşitli defalar binlerce dinleyiciye hitaben verilmiş olup büyük ilgi doğurmuştur. 1949’da Büyük Doğu Cemiyetinin kuruluşundan itibaren Anadolu’yu bir uçtan öbür uca sarsan Necip Fazıl için, mevzuu ne olursa olsun verdiği her konferans, «Tanzimattan beri gelen sahte inkılapların çürüttüğü ruh kökümüzü kurtarma, kainât çapında hesaba vurma, Türkün ruh ve madde dünyasını Batının da hayran olacağı ve içinde her derde deva bulacağı bir ideolocya planında kurma ideali»ne bağlıdır.

DOĞRU YOLUN SAPIK KOLLARI

Doğru Yolun Sapık Kolları, Allah Resulü’nün ümmetinin fırkalara ayrılacağına dair haberinden hareketle, Hazreti Osman devrinden itibaren ortaya çıkan sapık itikad ve davranışları ele alır. Eserde, bütün ihtilâfların kuru akıl ve şeytanî hayalde birleştiği vurgulanırken, sahabînin temsil ettiği vecd ve teslimiyetin zamanla zayıflamasıyla ayrılıkların ve itikadî sapmaların doğduğu ifade edilir. Kitapta, «Sünnet ve Cemaat Ehli» dışında kalan batıl kollar, ilk örneklerinden itibaren tarihî bir geliş içinde incelenir ve günümüze bağlanır. Gaye, İslâm’ı olduğu gibi bulmak, dinin ulvî ve mücerred hakikatini ortaya çıkarmak; onu uydurmalara ve şahsî vehimlere feda etmemektir.

TASAVVUF BAHÇELERİ

«İrşad edicim, Kurtarıcım ve Efendim Abdülhakîm Arvasî Hazretleri’ne ait, dışından öğretici mahiyette bu son asrın en büyük din eserini, en titiz sadakat, en derin dikkat ve en keskin haşyetle sadeleştirirken, kendimden ekleyeceğim biricik ölçü, Büyük Veli’nin muazzez ruhaniyetine sığınmak ve affını dilemektir.» Kitapta, tarifinden başlayarak, tasavvufun gayesi, konusu ve terimleri; Nakşî yolunun hususiyetleri ve ayrıca sufî, mutasavvıf, melamî ve fakir gibi tabirler izah edilmektedir.

SİYAH PELERİNLİ ADAM

Siyah Pelerinli Adam, Kumandan... Necip Fazıl, oynanmasından ziyade okunması için kaleme aldığı bu eserini, «tek perdede bir hikâye» şeklinde takdim eder. Eser ilk defa 1943 Büyük Doğu’larında tefrika edilmiştir.

AHŞAP KONAK

Necip Fazıl’ın 1960 İhtilalinden sonra girdiği hapishanede yazdığı ikinci piyes olan Ahşap Konak, giderek yozlaşan ve ahlâkî değerlerinden uzaklaşan bir toplumu, çekirdeğinden gösteren bir temsildir. Ahşap Konak, üç neslin bir arada fakat ayrı katlarda ve aralarındaki korkunç anlayış ve yaşayış uçurumu içinde yaşadığı bir mekânı temsil ederken, zaman boyutunda, 1950 sonrası Türk cemiyetinin tezatlar içindeki içler acısı halini sembolize etmektedir.

YENİÇERİ

Yeniçeri'yi dünyanın ilk teşkilatlı ve meslekî ordusu olarak gören ve gösteren Necip Fazıl'a göre, Yeniçeri, kuruluşundan sonraki ilk iki asır içinde ideal askerdir ve devletinin gayesine ve ahlâkına bağlıdır. Tanzimata kadar sürecek olan sonraki üç asır içindeyse bizzat devlet suikastçısı bir âsidir. Yeniçerinin bu çöküşü, ruhî ve sosyal bir müessire, iman vecd ve aşkının gönüllerden uçup gitmesine bağlıdır ve Yeniçeri, bu korkunç ve hazin tecelliyi göstermekte sadece bir vesiledir. Bu eser, müellifinin bizzat belirttiği gibi, tarihî rezalet ve fecaatlerin bir hikâyesi olarak kaleme alınmış olmaktan ziyade, Yeniçerinin işe nereden başlayıp, işi nerede bitirdiğini göstermek ve bunun ruhî ve sosyal müessirlerini çerçevelemek gayesiyle yazılmıştır.

GÖNÜL NİMETLERİ

İmam Kastalanî’nin, Allah Resulü’nün hayatını anlatan «El-Mevahibü’l Ledüniyye» eserini, Gönül Nimetleri ismiyle, şair Bâki çevirisinden kendi üslubuna dökerek günümüz diline aktaran Necip Fazıl, kitaba yazdığı takdimde, dikkatleri şu noktaya çekmektedir: «Okuyucuların Kâinatın Efendisine ait bu eseri, benzerleri arasında en eminlerden biri tanımalarını diler ve bu mukaddes mevzu karşısında haşyetle susmaktan ve eseri tatmaya çalışmak tavsiyesinden başka söz olmadığını bildiririz...»

VATAN DOSTU SULTAN VAHİDÜDDİN

Eser, ismi vatan hainliğine çıkarılan Sultan Vahidüddin’i savunmak ve Milli Kurtuluş Hareketi’nin ilk defa onun tarafından düşünüldüğünü ve Mustafa Kemal’in bu maksatla Anadoluya gönderildiğini tespit gayesiyle yazılmıştır. “Sultan Vahidüddin” kitabı, günlük bir gazetede (1968-1968) tefrika edildikten sonra 1968, 1975 ve 1976 tarihlerinde yayınlanmış ve bu üç basımın 1. ve 3’üncüsü hakkında, Mustafa Kemal’e hakaret içerdiği iddiasıyla dava açılmıştır. Eserin ilk basımıyla ilgili açılan ceza davası, dosya Yargıtay incelemesindeyken çıkan basın affı sebebiyle muameleden kaldırılmış; 3. basım sebebiyle açılan ceza davası ise, kitapta öne sürülen fikirler, Nutuk isimli esere aykırı olduğu için, kitabın toplatılmasına ve Necip Fazıl’ın 1,5 yıl hapse mahkumiyetine karar verilmiştir. Kesinleşen mahkumiyet kararı, Necip Fazıl’ın 25 Mayıs 1983 tarihinde vefatı sebebiyle infaz edilememiştir.

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }