İktibas

Yaşamakla tasarlamak arasında

Her şeyi kendi seçimlerimizle belirlediğimiz meselesini yeterince doğru değerlendiremiyoruz sanki; kendi kararlarımız dediğimiz şeyler zihinlerimizde uyanan düşüncelerden kaynağını alıyor. Bu düşünceleri ortaya çıkardığına inandığımız çevresel şartları biz oluşturmuyoruz. Bulunduğumuz her yere hayatın gidişatı bizi getiriyor.

Abone Ol

Hiçbirimizin ne olmak istediğimize dair bir zihinsel ve kalbî mesaisi yok artık; çünkü neredeyse doğar doğmaz birileri bizim yerimize bu kararı veriyor.

Çocuklarımızdan neredeyse daha doğmadan önce onlar için belirlediğimiz bir hikâyenin içini doldurmalarını bekliyoruz. İnsanın kendine ‘tanrısallık’ inşa etme hırsına kapıldığı bir çağın en tahripkâr, en ürkütücü, en boş vehimlerinden biri de bu!

Görünen o ki, gerçekten bir yere varmak istiyorsak, önce önümüze konmuş bütün hazır yol haritalarını yırtıp atmamız gerekiyor.

Her şeyi kendi seçimlerimizle belirlediğimiz meselesini yeterince doğru değerlendiremiyoruz sanki; kendi kararlarımız dediğimiz şeyler zihinlerimizde uyanan düşüncelerden kaynağını alıyor. Bu düşünceleri ortaya çıkardığına inandığımız çevresel şartları biz oluşturmuyoruz. Bulunduğumuz her yere hayatın gidişatı bizi getiriyor. Biz aslında seçimlerimizi soruların ve cevap şıklarının oluşumunda hiçbir dahlimizin olmadığı bir imtihanda o belirli şıklar arasından yapıyoruz.

“Şüphesiz bu hayatımız, içimizde kendini belli etmeden, ağır ağır ilerler; anlamı ve görünümü bizim için değişmiş olan, bize yeni kapılar açan gerçekleri keşfetme hazırlığına, aslında çok önceden, ama farkına varmadan başlarız; bizim gözümüzde geçerlilik kazandıkları tarih ve saat ise görünür oldukları dakikadır” diye yazmış Marcel Proust, Kayıp Zamanın İzinde’ kitabında.

Her şey ancak zamanı geldiğinde oluyor ve biz o sırada zamanı hiç gelmeyecek şeylerin peşinde koşmakta olduğumuzdan hayatın bu ince ayarlarını hiç farkedemiyoruz.

Olacak olan olur… Varlığa hakikat nazarıyla bakanlar için tek bir fiille hayatın bütün hikayesini ifade etmek mümkün.

“Gelecek hakkında kaygılanan tek canlı insan!” dedi profesör. “Ama hocam, sincaplar da yuvalarında kış için meşe palamudu biriktiriyor” dedi arka sıralardan bir öğrenci.

Carl Gustav Jung, ‘Anılar, Düşler, Düşünceler’ kitabında hayatımıza dair çok üstünde durmadığımız bir gerçeği aşikâr kılıyor: “Biz insanlar, her ne kadar özel yaşamlarımız varsa da, büyük bir oranda, yaşadığı yıllar yüzyıllarla sayılan ortak bir ruhun temsilcileri, kurbanları ve geliştiricileriyiz. Çoğu zaman, dünya sahnesinde sesi çıkmadan rol alanlardan biri olduğumuzun farkına bile varmadan, bir ömür boyu, kendi kafamıza göre yaşadığımızı varsayabiliriz.”

Tasarlamakla yaşamak arasındaki bir arafta hayat sürüyoruz. Geleceğe ilişkin tasarımlarımız bizi şimdiki zamanın açığa çıkardıklarını göremez hale getiriyor. Hep uzağa bakmaktan yakını farkedemez, idrak edemez hale geliyoruz.

“Yarın ne yapacaksın?” diye sordu kahvaltı masasındakilerden biri. “Bilmem, hiç yarında yaşamadım daha önce!” dedi diğeri.

Yarınlar, hayallerimizi, beklentilerimizi, arzularımızı ve ötelediklerimizi içine koyduğumuz depolardır. İçlerine hiç giremeyiz. Çünkü bugün bittiğinde yarın başlamaz, yine bir bugün başlar!

“Tatile kaç gün kaldı?” diye sordu annesi. “Beş bugün kaldı!” dedi annesinin oğlu.

Yapmayı düşündüğümüz şeyler genellikle yapabileceğimiz şeylerden vakit çalıyor.

Derin bir nefes aldı ve “Bütün nefesler, esasta tek bir nefes!” dedi meczup.

Yeni Şafak, Gökhan Özcan

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }