Van merkezli 25 ilde eş zamanlı düzenlenen operasyonlarda, "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak", "yasa dışı bahis" ve "kara para aklama" suçlamalarıyla 138 kişi kıskıvrak yakalandı. Teknik ve fiziki takip sonucu çökertilen bu şebekenin, banka hesaplarında yaklaşık 5 milyar liralık devasa bir işlem hacmine ulaştığı tespit edildi. Adliyeye sevk edilenlerden 111’i tutuklanarak zindan boylarken, geriye kalan şüphelilerin yakalanması için çalışmalar hummalı bir şekilde sürüyor.

Alın terini kumar masalarında, sanal bahis batağında heba eden bu "vurgun şebekesi", İslam’ın kesin çizgilerle yasakladığı o illeti nasıl bir soygun düzenine dönüştürdüklerinin bir örneği oldu. Bahis ve şans oyunları, sadece bir "para kaybı" değil; aileyi yıkan, ruhu çürüten, insanı günahın dehlizlerine sürükleyen ve en nihayetinde hüsranla neticelenen bir felaket illetidir. 5 milyar liralık bu vurgun, "haksız kazanç" üzerine kurulu kumar düzeninin, toplumun damarlarını nasıl bir sülük gibi emdiğinin en somut ispatıdır.

Muhsin Yazıcıoğlu suikastı soruşturmasında 19 şüpheli tutuklandı
Muhsin Yazıcıoğlu suikastı soruşturmasında 19 şüpheli tutuklandı
İçeriği Görüntüle

Peki, bugün "yasa dışı" olduğu için yakalanan bu çetelerin, devletin "yasal statü" kazandırdığı bahis platformlarından farkı nedir? Devletin bizzat kendi eliyle kurumsallaştırdığı, reklamlarla teşvik ettiği "yasal bahis" bataklığı da aynı ahlaki çöküntüyü, aynı vurgun senaryolarını, aynı toplumsal felaketleri üretmiyor mu? Kumarın zatı itibarıyla "haram ve yıkıcı" olduğu gerçeği, başına "yasal" ibaresi konulunca değişmiyor. Devletin engelleyemediği, aksine vergi geliri uğruna meşruiyet kazandırdığı bu meret, yasal olunca felaketten çıkmıyor; sadece suçun faili ve yöntemi değişiyor.

Gelinen noktada, devletin bu illetin önüne geçmek için yapması gereken; "yasal-yasa dışı" ayrımı yapmaksızın bu zehrin kökünü kurutmaktır. İnsanı haksız kazanca, tembelliğe ve büyük bir hüsrana sürükleyen bu kumar düzeni, meşru gösterilerek temizlenemez. Toplumu uçuruma sürükleyen bu "haksız emek" düzenine karşı durulması gereken yer, yasal kılıflar değil, topyekûn bir yasaklama ve ahlaki seferberliktir. Bu haram düzenin yasal statüsü, sadece günahın üzerini örtmekten ve toplumun çürümesini resmileştirmekten başka bir işe yaramamaktadır. Adım atılması gereken yer, bahsin her türlüsünü hayatın dışına itecek iradedir.

Baran Dergisi