7 Ekim 2023 sabahı Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, Gazze Şeridi’nden İsrail’e karşı “Aksa Tufanı” adını verdiği geniş çaplı operasyonu başlattı. Kara, hava ve deniz unsurlarının kullanıldığı saldırıda Gazze çevresindeki askerî noktalar ve yerleşimler hedef alındı, İsrail’in yıllardır övündüğü sınır güvenliği ve istihbarat sistemi birkaç saat içinde aşıldı. Yaklaşık 1.200 İsrailli öldü, 251 esir Gazze’ye götürüldü. Operasyonun gerekçesi ise yıllardır devam eden işgal, Gazze ablukası, Mescid-i Aksa baskınları, Batı Şeria’daki yerleşim yerlerine yapılan gasp ve tacizler, Filistinlilerin sürekli öldürülmesi ve Arap ülkeleriyle İsrail arasındaki İbrahim Anlaşmaları çerçevesindeki normalleşme süreciydi.

7 Ekim Yıldönüm

7 Ekim’i yalnızca o sabah başlayan bir çatışma olarak okumak mümkün değildir. Gazze 2007’den beri ağır bir abluka altında tutuluyor, milyonlarca insanın giriş çıkışından ticaretine, sağlık hizmetlerinden eğitimine kadar hayatın hemen her alanı kısıtlanıyordu. Kudüs’ün ABD tarafından İsrail’in başkenti olarak tanınması, Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınların artması, Batı Şeria’da yeni Yahudi yerleşimlerinin kurulması ve bazı Müslüman ülkelerin Filistin meselesini geri plana iterek İsrail’le normalleşme yoluna girmesi de bu zemini ağırlaştırdı. Aksa Tufanı bu şartların içinde patlak verdi.

Ubeyde

İsrail’in cevabı ise ABD ve Avrupa’dan aldıkları silah ve teçhizatla Gazze’ye yönelik çok geniş çaplı bombardıman ve kara harekâtı oldu. Binlerce çocuk, kadın, ihtiyar katledildi, mahalleler harabeye döndü, sağlık ve eğitim altyapısı ağır hasar gördü, yüz binlerce insan defalarca yer değiştirmek zorunda kaldı. Böylece 7 Ekim’de İsrail’in güvenlik sisteminde açılan gedik, kısa sürede Gazze halkının üzerine çöken büyük bir yıkıma dönüştü.

İlk aylar: Gazze yıkılırken dünya ayağa kalktı

17 Ekim 2023’te Gazze’deki El-Ehli Baptist Hastanesi’nde meydana gelen ve yüzlerce kişinin katledildiği patlama dünya kamuoyunda büyük infial meydana getirdi. Türkiye’nin birçok şehrinde protestolar düzenlendi, Avrupa ve Amerika’da Filistin’e destek gösterileri büyüdü. Bolivya İsrail’le diplomatik ilişkilerini kesti. Ürdün, Şili, Kolombiya, Bahreyn, Honduras, Güney Afrika ve Çad gibi ülkeler büyükelçilerini geri çağırdı veya diplomatik seviyelerini düşürdü.

Gazze Saldırı 7 Ekim

29 Aralık 2023’te Güney Afrika, İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanı’nda Soykırım Sözleşmesi kapsamında dava açtı. Mahkeme 26 Ocak 2024’ten itibaren İsrail hakkında bir dizi ihtiyati tedbir kararı verdi. Davanın esası hakkındaki nihai hüküm henüz verilmedi ancak İsrail’in Gazze’deki uygulamalarının Soykırım Sözleşmesi kapsamında dünyanın en yüksek mahkemesinin önüne taşınması başlı başına tarihî bir kırılma oldu.

2024 baharında Filistin eylemleri ABD üniversitelerine yayıldı. Columbia başta olmak üzere çok sayıda kampüste öğrenciler İsrail’le akademik ve ekonomik ilişkilerin kesilmesini istedi. Avrupa’da da benzer eylemler görüldü. Boykot hareketleri genişledi, şirketlerin İsrail’le ilişkileri daha yakından takip edilmeye başladı. Gazze meselesi Müslüman toplumların meydanlarından çıkarak Batı’nın üniversitelerine, parlamentolarına, sanat ve kültür çevrelerine taşındı.

Türkiye’de de İsrail’le ticaret, boykot ve İsrail ordusunda görev alan çifte vatandaşlar gündeme taşındı. Şanlıurfa Kepez köyü imamı Hasan Saklanan 30 Nisan 2024’te Kudüs’te İsrail polisine bıçaklı eylem düzenledi ve vurularak şehit oldu. Türkiye Mayıs 2024’te İsrail’le doğrudan ticareti durdurdu. Aynı dönemde İsrail ordusunda görev yapan Türkiye vatandaşlarının yargılanması ve vatandaşlıktan çıkarılması yönünde çağrılar yapıldı.

Gazze Eylemdünya

Haniye ve Sinvar şehit edildi

Savaş sürerken Hamas’ın siyasî ve askerî kadrosu da sistematik biçimde hedef alındı. Hamas Siyasî Büro Başkanı İsmail Heniye 31 Temmuz 2024’te Tahran’da şehit edildi. Ardından Hamas’ın başına Yahya Sinvar geçti. Sinvar da Ekim 2024’te Gazze’nin güneyinde aslanlar gibi çarpışırken şehit edildi.

Aynı yıl İsrail’in saldırıları Gazze sınırlarını aşarak Lübnan ve Suriye’ye yayıldı. Lübnan’da Hizbullah mensuplarının kullandığı çağrı cihazları ve telsizlerin patlatılması, Beyrut’a yönelik saldırılar ve Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesi savaşın bölgesel boyutunu ağırlaştırdı. İran ile İsrail arasındaki doğrudan saldırılar, Yemen ve Kızıldeniz’de yaşanan hadiseler de 7 Ekim sonrasında ortaya çıkan yeni bölgesel denklemin Gazze’den ibaret olmadığını gösterdi.

Haniye-2

Hamas ağır liderlik kayıpları yaşasa da hareketin siyasî ve askerî varlığı tamamen ortadan kaldırılamadı. İsrail’in savaşın başında ilan ettiği temel hedeflerden biri Hamas’ın Gazze’deki askerî ve idari varlığını tasfiye etmekti. 2026’ya gelindiğinde Hamas hâlâ Filistin siyasetinde ve Gazze’nin geleceğine ilişkin tartışmalarda hesaba katılan bir aktör olarak varlığını sürdürüyor.

Sinvar

Ateşkes ve esir takasları

Savaşın en önemli dönüm noktalarından biri Ekim 2025’te yaşandı. ABD’nin aracılık ettiği süreç sonunda ateşkes yürürlüğe girdi. İsrail güçlerinin bazı bölgelerden çekilmesi, yardım girişinin artırılması ve kapsamlı esir-tutuklu takası anlaşmanın ana maddeleri arasında yer aldı.

13 Ekim 2025’e gelindiğinde Hamas’ın elindeki son 20 canlı Yahudi esir serbest bırakılırken İsrail de yaklaşık 2 bin Filistinliyi cezaevlerinden ve gözaltı merkezlerinden bıraktı. Böylece 7 Ekim’de başlayan esir meselesi Hamas’ın en önemli müzakere kozlarından birine dönüşmüş ve çok sayıda Filistinlinin serbest bırakıldığı takaslarla neticelenmişti.

Ancak ateşkes kalıcı barış meydana getirmedi. İsrail katliamlara devam etti ve Gazze'deki soykırımı çeşitli sebeplerle Batı Şeria'ya da taşıdı. Takasta verdikleri esirlerin daha fazlasını Filistinlileri tutuklayarak yaptı. İsrail hapishaneleri bugün 20 bine yakın Filistinli ile dolmuş vaziyette ve hepsi işkenceye maruz kalıyor. Bunun yanında Gazze’nin gelecekte kim tarafından yönetileceği, Hamas’ın silahlarının durumu, İsrail ordusunun çekilmesi ve yeniden imarın hangi siyasî çerçevede gerçekleştirileceği konularındaki anlaşmazlıklar devam etti. 2026’da da Gazze’de saldırılar, can kayıpları ve ağır insanî şartlar sürdü.

Esir Takası Hamas

Aktüel vaziyet ve bilanço

7 Ekim’in üçüncü sene-i devriyesine yaklaşılırken Gazze’deki tablo hâlâ ağır. Eylül 2026 itibarıyla Gazze Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre şehit edilen Filistinlilerin sayısı 74 bini, yaralı sayısı ise 175 bini aşmış durumda. Ekim 2025’te ilan edilen ateşkese rağmen saldırılarda 1.100’den fazla Filistinlinin daha şehit edildiği bildiriliyor. Resmî olmayan rakamlar ise 100 binden fazla olduğunu söylüyor.

BM İnsanî İşler Koordinasyon Ofisi’nin Eylül 2026 raporları, Gazze’de saldırıların ve askerî faaliyetlerin devam ettiğini, su ve kanalizasyon hizmetlerinde büyük sıkıntılar bulunduğunu, tıbbî malzeme ile barınma imkânlarının yetersiz kaldığını bildiriyor. Nüfusun yüzde 94’ü acil barınma ve temel ev eşyası desteğine ihtiyaç duyarken hanelerin yüzde 65’i çadırlarda veya derme çatma yapılarda yaşamaya çalışıyor.

Gazze Yıkım-1

Gazze’nin altyapısı, eğitim sistemi, sağlık hizmetleri ve ekonomik hayatı ağır tahribata uğradı. Yüz binlerce insan defalarca yerinden edildi.

Filistin yeniden dünyanın merkezinde

Aksa Tufanı’nın en önemli siyasî neticelerinden biri, yıllardır geri plana itilmeye çalışılan Filistin meselesinin yeniden dünya gündeminin merkezine yerleşmesi oldu. 7 Ekim’den önce bölge diplomasisi büyük ölçüde İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki normalleşme üzerinden ilerliyordu. Savaşla birlikte işgal, abluka, Batı Şeria’daki yerleşimler, Filistin devletinin geleceği ve İsrail’in uygulamaları yeniden uluslararası siyasetin ana başlıkları arasına girdi.

Filistin’i tanıyan devletlerin sayısı arttı. Eylül 2026 itibarıyla BM kaynakları 161 ülkenin Filistin Devleti’ni tanıdığını kaydediyor. UAD’deki dava sürerken Uluslararası Ceza Mahkemesi de 21 Kasım 2024’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve dönemin Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama emirleri çıkardı.

7 Ekim’den sonra diplomatik dengelerdeki değişim yalnız tanıma kararlarıyla sınırlı kalmadı. İsrail’le silah, ticaret ve akademik ilişkilerin sınırlandırılması dünyanın farklı ülkelerinde daha yüksek sesle tartışılmaya başladı. Gazze’ye destek gösterileri, aylarca devam eden ve farklı toplumsal kesimlere yayılan bir harekete dönüştü. Üniversite öğrencileri, sendikalar, sanatçılar, hukukçular ve tüketici grupları aynı meselenin farklı cephelerinde İsrail politikalarını tartışmaya açtı.

Tarihte bugün: Kemalist rejimin dil tasfiyesi
Tarihte bugün: Kemalist rejimin dil tasfiyesi
İçeriği Görüntüle

Bu durum 7 Ekim öncesindeki "normalleşme" siyasetini de sarstı. Filistin meselesini çözmeden İsrail’i bölgeye bütünüyle entegre etme arayışı Gazze savaşının ardından daha ağır bir siyasî maliyet üretmeye başladı. Filistin meselesinin bölgesel diplomasiden çıkarılabileceği hesabı yara alırken, Gazze yeniden Arap ve İslâm dünyasındaki kamuoyu baskısının merkezine oturdu.

7 Ekim'den bugüne Hamas ne kazandı?

Hamas’ın 7 Ekim’den sonra ne kazandığını konuşurken Gazze’nin ödediği ağır bedeli görmezden gelmek mümkün değil. Hareket lider kadrosunun önemli bölümünü kaybetti, Gazze büyük ölçüde yıkıldı, on binlerce Filistinli şehit edildi ve yüz binlercesi yaralandı. Buna rağmen İsrail’in ilan ettiği hedeflerle üç yıl sonunda ortaya çıkan tablo yan yana getirildiğinde Hamas açısından bazı stratejik neticeler görülüyor.

Birincisi, Hamas ortadan kaldırılamadı. Ağır askerî baskıya ve liderlik kayıplarına rağmen hareket Gazze’nin geleceğine ilişkin başlıklarda hâlâ hesaba katılması gereken bir aktör olarak duruyor. Ayrıca yüz binlerce Hamas doğurdu hem Filistin'de hem de dünyanın her yerinde.

İkincisi, esir takaslarıyla çok sayıda Filistinli İsrail cezaevlerinden çıktı. 7 Ekim’de alınan esirler savaş boyunca Hamas’ın en güçlü müzakere araçlarından birine dönüştü.

Esir Takas-1

Üçüncüsü, Filistin meselesi yeniden dünyanın merkezine taşındı. Üniversite eylemleri, kitle gösterileri, boykotlar, Filistin’i tanıyan devletlerin artması ve uluslararası mahkemelerde İsrail hakkında yürütülen süreçler bunun en açık göstergeleri oldu.

Dördüncüsü, İsrail’in yenilmezlik ve kusursuz güvenlik algısı 7 Ekim sabahında ağır darbe aldı. Yıllardır ileri teknoloji, istihbarat ve sınır güvenliğiyle örülen sistem birkaç saat içerisinde aşıldı. İsrail’de 7 Ekim’in nasıl gerçekleşebildiği tartışması üç yıl sonra dahi iç siyasetin temel başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.

Beşincisi, Batılı devletlerin İsrail meselesindeki tutumları kendi toplumlarında çok daha yoğun biçimde sorgulanmaya başladı. Başka savaşlarda uluslararası hukuk, sivillerin korunması ve insan haklarını öne çıkaran hükümetlerin Gazze’deki politikalarına karşı üniversitelerden sokaklara kadar geniş bir itiraz meydana geldi.

Altıncısı, İsrail’in uluslararası kamuoyundaki anlatısı önceki dönemlere göre çok daha zor bir zemine taşındı. Gazze’deki yıkım, çocuk ölümleri, açlık, yardım sıkıntısı ve kitlesel yerinden edilme görüntüleri İsrail’in askerî harekâtına karşı dünya çapındaki eleştirileri artırdı. İsrail’in geleneksel müttefiklerinde dahi hükümetlerle toplumun bazı kesimleri arasında belirgin ayrışmalar ortaya çıktı.

Yedincisi ve en önemlisi, sürekli antisemitizm silahına davranan, Holokost yalanlarıyla ülkeleri kendine mecbur eden Yahudi algısını yerle bir etti. Artık bu pis ırk, yine dünya üzerinde sevilmemeye, istenmemeye başladı.

Bütün bunlarla birlikte bu kazanımların hiçbiri Gazze’nin uğradığı yıkımı hafifletmiyor. Hamas’ın siyasî ve askerî varlığını koruması ile Gazze halkının ödediği bedel aynı şey değil. Üç yıllık bilanço, stratejik sonuçlarla insanî bedelin birlikte okunmasını mecbur kılıyor. Ayrıca meselenin Hamas'tan ibaret olmadığını da, diğer Arap ve İslâm ülkelerinin bu soykırım karşısındaki acziyeti de açığa çıkmış oldu.

Netanyahu konuştu, salon boşaldı

Üç yıllık sürecin en sembolik görüntülerinden biri 24 Eylül 2026’da BM Genel Kurulu’nda ortaya çıktı. Netanyahu kürsüye yöneldiğinde Türkiye, Filistin, Suudi Arabistan, Katar, İran, Irak, Mısır, Ürdün, Suriye, Cezayir, Lübnan, Malezya, Endonezya, İspanya ve Brezilya’nın da aralarında bulunduğu yaklaşık 70 ülkenin heyeti salonu terk etti veya konuşmaya katılmadı; Netanyahu protestocuları hedef alarak konuşmasını sürdürdü ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da sert sözlerle yüklendi. Buna karşılık ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, Macaristan, Ukrayna, Yunanistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’in yanı sıra Azerbaycan, Kazakistan, Kanada, Avustralya ve bazı Avrupa ülkelerinin temsilcileri salonda kaldı. Çin ise tek diplomatla temsil edildi. Erdoğan iki gün önce aynı kürsüden Gazze için “Karşımızda öldürmeye doyamayan soykırımcı bir zihniyet var” diyerek, “Gerekirse bedel öderiz ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz” ifadelerini kullanmış, henüz Filistin’i tanımayan devletlere de tanıma çağrısı yapmıştı. Netanyahu konuşurken BM binası dışında da İsrail’in Gazze politikalarına karşı protestolar sürerken, Genel Kurul’daki toplu çıkış 7 Ekim’den üç yıl sonra İsrail’in karşı karşıya kaldığı diplomatik tepkinin en görünür sahnelerinden biri oldu.

Netenyahu-4

Sonuç

7 Ekim, ortaya koyduğu ilk hedeflerin tamamına ulaşamamış, Gazze ise bu sürecin bedelini çok ağır biçimde ödemiş gibi görünebilir. Hamas lider kadrosundan çok sayıda ismi kaybetti, Gazze harabeye döndü ve Filistin halkının yaraları nesiller boyunca taşınacak kadar derinleşti. Fakat üç yılın sonunda 7 Ekim’in açtığı gedik de ortada duruyor.

Aksa Tufanı, İsrail’in dokunulmaz ve yenilmez olduğu iddiasını yeniden sarstı. Dünyanın en gelişmiş istihbarat ve güvenlik sistemlerinden birine sahip olduğu söylenen İsrail’in sınırlarının aşılabildiğini, güvenlik mimarisinin felce uğratılabildiğini ve yıllardır inşa ettiği caydırıcılık görüntüsünün kırılabildiğini gösterdi. 7 Ekim böylece İsrail’in mutlak güvenlik içerisinde varlığını sürdürebileceği kabulüne ağır bir darbe vurdu.

Ardından gelen savaş, Batılı hükümetlerin insan hakları, uluslararası hukuk ve sivillerin korunması konusundaki söylemleriyle Gazze karşısındaki politikaları arasındaki çelişkileri de dünyanın önüne serdi. Gazze adeta dünya için bir turnusol görevi gördü. Batı'nın evrensel değerler palavrasını da yerle yeksan etti. İsrail’e kayıtsız şartsız siyasî, askerî ve diplomatik destek veren ülkelerin tavırları kendi toplumlarında dahi yoğun biçimde sorgulandı. Üniversitelerden meydanlara, parlamentolardan uluslararası mahkemelere kadar yükselen itirazlar, İsrail’e verilen desteğin siyasi maliyetini görünür hâle getirdi.

Filistin Hamas-1

7 Ekim kısa vadede gayesine bütünüyle ermiş görünmeyebilir. Fakat İsrail’in yenilmezlik ve dokunulmazlık algısını parçaladı, onun güvenlik sisteminin aşılabilirliğini yeniden gösterdi, Filistin meselesini dünyanın merkezine taşıdı ve İsrail’i koruyan uluslararası düzenin zaaflarını ve çifte standartlarını açığa çıkardı. Müslümanların veya Müslüman olduğunu iddia edenlerin de acizliğini, miskinliğini, donukluğunu yüzlerine vurmuş oldu.

Netanyahu’nun üç yıl sonra BM kürsüsüne çıktığında delegelerin salonu terk etmesi de bu sürecin en güçlü sembollerinden biri oldu. Gazze hâlâ yaralı, savaşın bütün hesapları kapanmış değil. Fakat 7 Ekim’den önceki dünya ile bugünkü dünya da aynı değil. Filistin meselesi yeniden açıldı ve artık kapanmamak üzere süreç ilerliyor.