Fikir

Amerika hep şişirilmiş bir balondu!

Hollywood masallarıyla parlatılan ve "insan hakları" kılıfıyla sömürüsünü örten Batı, tarihiyle ve bugünüyle devasa bir balondan ibaret. ABD seyahatinden dönen iki Türk gencinin paylaştığı sokak dehşeti, bu büyük çürümüşlüğün ve sahte rüyanın güncel örneklerinden sadece biri. Akademi, medya ve popüler kültürün gizlemeye çalıştığı barbarlık, vahşilik, kan ve sömürge hakikatle yüzleşiyor.

Abone Ol

Yıllarca Hollywood filmleri, Amerikan dizileri, akademi ve medya organları üzerinden tüm dünyaya yutturulan "Amerikan Rüyası" ve "Muhteşem Batı Medeniyeti" illüzyonu, bizzat gidenlerin şahitlikleriyle çatırdamaya devam ediyor. Son olarak ABD gezisinden dönen iki Türk gencinin sosyal medyada paylaştığı samimi ve sert tespitler, Doğu-Batı kıyaslamasını ve yıllardır içimizdeki Batı hayranı kitlenin beslediği efsaneleri yeniden tartışmaya açtı.

Loading...

Hollywood İllüzyonu

ABD seyahatinden dönen iki gencin aktardığı izlenimler, medyanın çizdiği pırıltılı tablonun ardındaki sefalet ve emniyetsizliği gözler önüne seriyor. Yıllardır sinema ve dizilerle pazarlanan New York, Los Angeles ve Miami gibi metropollerin gerçek yüzünü gören gençler, Amerikan efsanesinin nasıl büyük bir balon olduğunu şu sözlerle dile getirdi:

“Hayalinizdeki New York nasıldır bilemem ama eğer İstanbul’da ya da güzel bir Avrupa şehrinde yaşadıysanız bence Amerika şişirilmiş bir balondur. Biz neden 10 yıllık vize verildiğini anladık; bir kere kullanıyorsun ve bir daha gelmezsin diye! New York’tan 'Umarım bir daha buraya gelmek zorunda kalmam' diyerek ayrıldım.”

Metropollerdeki tırmanan suç oranlarına, karanlık çökünce sokağa hakim olan güvensizlik ortamına ve tehlikeli evsiz popülasyonuna dikkat çeken konuşmacılar, Hollywood’un bilinçaltımıza kazıdığı karakterlere atıfta bulunarak illüzyonun çöküşünü özetledi:

“Los Angeles, Miami... Hiçbirini görmek istemiyorum. Ben bu kadar tehlikeli bir yer görmedim hayatımda. Evsizler çok fazla ve inanılmaz saldırganlar. Hava kararınca şehirde deli sayısı artıyor, milletin yürüyüşü değişiyor. Ben Carrie Bradshaw’a, Serena van der Woodsen’a, Spider-Man’e çok üzüldüm... Yazık, yazık hayatlar yaşamışsınız. Bitmiş hayatlar! Bu New York’ta hayat mı geçer? Amerika vizesi çıkmayan varsa hiç üzülmesin.”

Barbarlığın Üzerini Örten Hollywood ve Akademi Propagandası

Peki, nasıl oluyor da sokaklarında suçun, uyuşturucunun ve güvensizliğin kol gezdiği bir ülke, tüm dünyaya "medeniyetin ve refahın merkezi" olarak sunulabiliyor?

Cevap, Batı’nın yüzyıllardır inşa ettiği devasa propaganda makinesinde gizli. Sinema sektörü (Hollywood), popüler kültür ikonları, edebiyat ve üniversiteler/akademi; Batı'nın tarih boyunca işlediği barbarlıkları, sömürgeciliği, ırkçılığı ve soykırımları örtbas etmek için birer "meşrulaştırma ve uyuşturma aracı" olarak kullanıldı. Yerli halkların katledilmesi, Kızılderili soykırımı, köle ticareti, Asya ve Afrika'nın iliklerine kadar emilmesi gibi tarihsel vahşetler; parıltılı film senaryoları, çizgi roman kahramanları ve "evrensel insan hakları" kılıflarıyla ambalajlanarak hafızalardan silinmeye çalışıldı.

İçerideki Ev Zencileri

Gidenlerin kendi gözleriyle gördüğü bu yalın gerçeğe rağmen, ülkemizdeki yerli Batı hayranları ve Doğu düşmanları bu tabloyu kabullenmekte zorlanıyor. Malcolm X'in kavramsallaştırdığı "ev zencisi" psikolojisiyle hareket eden bu kitle; Batı’nın kokuşmuşluğunu, çürümüşlüğünü ve çifte standardını bile aklamaya hazır bir zihinsel teslimiyet içinde.

Kendi coğrafyasına, tarihine ve Doğu'nun insani değerlerine yabancılaşan bu çevreler; televizyon ekranlarında ve akademik kürsülerde aralıksız bir Batı güzellemesi yapıyor. Gençlere sürekli "Türkiye’den kaçın" mesajı empoze edilirken, Batı’ya gidip oradaki çöküşü ifşa edenler adeta "aforoz" edilme tehdidiyle karşı karşıya kalıyor. Ancak hakikat, pembe gözlüklerle gizlenemeyecek kadar açık.

Sömürünün Meşruiyet Aracı: Batı’nın Sahte "İnsan Hakları" Söylemi

Batı'nın sadece bugünkü toplumsal ve fiziki tablosu değil, tarihsel mirası da büyük bir balondan ibarettir.

Batı merkezli "insan hakları", "demokrasi" ve "özgürlük" söylemleri, son yetmiş yılda küresel düzeyde evrensel bir ahlak referansı gibi sunulsa da uygulamada yalnızca işgal, müdahale ve sömürünün meşrulaştırma aracına dönüştürülmüştür.

  • Irak ve Afganistan İşgalleri: "Demokrasi getirme", "özgürleştirme" ve "kitle imha silahlarını yok etme" yalanlarıyla gerçekleştirilen askeri müdahalelerde yüz binlerce sivil katledilmiş; ülkelerin altüst edilen enerji kaynakları ve zenginlikleri Batılı küresel şirketlerin kontrolüne açılmıştır.

  • Venezuela ve Yaptırım Siyaseti: "Uyuşturucuyla mücadele" ve "insani kriz" kılıfıyla uygulanan ekonomik ambargoların ve müdahalelerin asıl hedefinin, ülkenin devasa petrol rezervlerini ele geçirmek olduğu açıkça ortadadır.

  • Tarihsel Sömürgecilik ve İllüzyon: Köle ticareti, soykırımlar ve sömürge talanı üzerine kurulan Batı refahı; bugün "insan hakları" maskesiyle örtülmeye çalışılsa da kendi içinde dahi sürdürülemez bir toplumsal kriz, güvensizlik ve ahlaki çöküş üretmektedir.

Baran Dergisi

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }