Trump’ın Amerika’yı mı, Siyonizmi mi temsil ettiği belli olmayan damadı Jared Kushner, arkalarda—tabiri hoş görün—sırık gibi dikiliyor; özel temsilcisi Steve Witkoff, sorumluluk almak istemeyen bir ifade ile kenarda duruyor; Başkan Yardımcı JD Vance, “Benim burada ne işim var?” der gibi bir bakış ile Pakistan başbakanı Şahbaz Şerif ile Katar dışişleri bakanı Muhammed El-Thani arasında şaşkın, adeta bir şeyler olmasını bekliyor!
İran tarafı, heyetinden video ve fotoğraf gelmeyen, mesela “Görüşmeleri terk ediyoruz!” dediklerinde sadece toplantı mahallini mi, yoksa İsviçre’yi mi terk ettiklerini anlamak için medyanın Tahran’a sorduğu bir kaos içinde. Ama sonunda, nasıl olduğu hala belli olmayan bir gelişme oluyor ve ABD başkanı anlaşmanın sağlandığını, Hürmüz’ün açıldığını bildiriyor.
Bu açıklama, uluslararası medya kadar, Bürgenstock’taki İran ve ABD heyetleri, iki ülke dışişleri ve savunma bakanlıkları için de haber değeri taşıyordu ki; İran sözcüsü, “Sadece 60 günlük süreç başladı!” diye düzeltme ihtiyacını hissetti. İsrail’in Hizbullah saldırılarına karşılık olduğu iddiasıyla ikisi çocuk altı sivili öldürdüğü saldırılar üzerine Cumartesi akşamı “kesilen” görüşmelerin, nasıl oldu da Pazar günü yeniden başlayıp iki buçuk saat içinde 60 günlük bir müzakere planı üzerinde anlaşma sağlandığı, umulur ki bu süreç içinde anlaşılır. Ancak şurası açık ki, her ne kadar Versay Sarayı’ndaki önceden planlanmamış “Mutabakat Zaptı” imza töreni, Amerikan ve Fransız dışişleri bakanları için sürpriz olsa da yemekte bulunan Amerikan JP Morgan Chase bankası başkanı Jamie Dimon, özel yatırım şirketi Blackstone’un başkanı Stephen Schwarzman ve diğer iş dünyası liderleri için merakla beklenen bir olaydı. Çünkü 7 gün önce, ABD Stratejik Petrol Rezervinin 1983’ten bu yana en düşük seviyeye düştüğüne ilişkin haberi sebebiyle “paniğe kapılanlar” arasında Amerikan bankalarının da adı vardı. Hatta Jamie Dimon, bizzat, “İran’daki savaş nedeniyle fiyatlarda önemli şoklar yaşanacağını, enflasyonun kalıcı hale gelmesine yol açabileceğini” ifade etmişti. Trump’ın, meşhur imzasını attıktan sonra Dimon’a baş parmağını kaldırarak, “İstediğin oldu!” işareti yaptığı dikkat çekmişti.
Özetle, o gece apar topar İsviçre’ye yollanan ABD başkan yardımcısının İran’la görüşmeleri başlatamaması gibi bir seçeneği yoktu. Trump yönetiminin içine sürüklendiği İran’a karşı İsrail savaşının yol açtığı hasarı en aza indirmek için, İran’la anlaşması şarttı.
Şimdiki durumda el üstünlüğünün İran’da olduğu bir gerçek. ABD medyasında Trump’ın İran savaşından çekileceğine ve İsrail’in de Lübnan’a saldırmamasını sağlayacağına inanmadığını ifade edenler çoktu. Bu yaygın kuşkuya rağmen, 60 günlük sürecin öyle ya da böyle başlamış olması, sadece 130 gün kalan Amerikan ara seçimlerinin Trump ve Cumhuriyetçiler için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. 60 günün sonunda, Trump’ın önünde, seçmenleri İsrail’i değil ABD’yi “büyütmek” için çalışacağına ikna edebilmek için iki ay kalmış olacak. Bu süre, Trump’ın Amerika’yı Yeniden Büyütelim (MAGA) sloganıyla, iki yıl önce peşine takmayı başardığı orta sınıfı yeniden ikna etmesine yeter mi?
Hele şimdi bir de tüm Amerika’yı değilse bile genç kuşağı etkisine almış olan İsrail’in Filistinli soykırımına ortak olmama akımı varken, Trump’ın da Cumhuriyetçilerin de işi zor. 2020 seçimlerini kaybeden ama yine de zafer ilan eden Trump’ın bu kez seçimleri megalo-manyak açıklamalarla savuşturamaz. Çünkü araseçime katılacak Cumhuriyetçilerin karşısındaki Demokratlar kamuoyu yoklamalarında daha şanslı görünüyor. Cumhuriyetçi milletvekilleri ve senatörler, Kongre’nin her iki kanadında da çoğunluğu kaybederse, kesin olmamakla birlikte, Trump da Beyaz Saray’a veda edebilir.
İran için bu anlaşma, sadece savaştan kurtulma ve üstüne bir de 300 milyar dolarlık Amerikan yardımı alması; Trump için ise bu anlaşma ile bir siyasal bir ölüm-kalım badiresinden atlatabilmek için İran’ın vize vermesi anlamına geliyor.
Hakkı Öcal, Milliyet