Halifeliğin kaldırılmasıyla birlikte Şer'iye ve Evkaf Vekâleti (Diyanet ve Vakıflar Bakanlığı) kaldırılmış, yerine Vakıflar Genel Müdürlüğü kurulmuş. Bunun üzerine vakıf malları tasfiye edilmeye başlandı. Bunun için ilk adım olarak cami, medrese, tekke gibi dini kurumlardan kurtulmak(!) gerekiyordu. Ve bu tasfiye cumhuriyetin ilk yıllarından 1970'lerin sonuna kadar devam etmiştir.

15 Kasım 1935'te "Cami ve Mescitlerin Tasnifine ve Tasnif Harici Kalacak Cami ve Mescit Hademesine Verilecek Muhassasat (Maaş, Ödenek) Hakkında Kanun" çıkarıldı. 2845 numaralı bu kanunda "Tasnif harici tutulan cami ve mescitler usul ve mevzuata göre kendilerinden başkaca istifade edilmek üzere kapatılır." hükmü yer almaktaydı.

29 Haziran 1927 tarihli Akşam gazetesinde şöyle bir haber yer almıştır:

"İstanbul'da işe yaramayan ve cemaatsizlik yüzünden boş kalan bazı camilerin kapatılarak bütçeye gelir sağlanması uygun görülmüştür. Diyanet İşleri Başkanlığı'nca İstanbul Müftülüğü'ne gönderilen tebligatta bu hususta incelemeler yapılarak camilerin tasnifi emredilmiştir. İstanbul'da yüzlerce cami ve mescit bulunmaktadır. Bazen bir mahalleye 5-6 cami isabet etmekte ve bu camilerin yanında da birçok mescide rastlanmaktadır. Birçok caminin böyle cemaatsiz açılıp kapandıkları öğrenilmiştir. Bundan dolayı Diyanet İşleri Başkanlığı özellikle bütçeye gelir sağlanması maksadıyla bu tür camilerin kapatılmasını emretmiştir."

Bu yazı üzerine 1927'den itibaren 23 yıl boyunca yüzlerce cami ibadete kapatılmıştır. II. Dünya Savaşı bahane edilerek camilere el konmuş ve askeriyenin emrine verilmiştir. Bazı camiler buğday deposu olarak, bazıları asker alma dairesi, bir kısmı ise askeriyenin atları için ahır olarak kullanılmıştır.

4 Mart 1949 tarihli Bakanlar Kurulu kararında Bolu'daki Karakadı Camii'nin bakım ve onarım giderleri devlet bütçesinden karşılanmak şartıyla kitaplık olarak kullanılmak üzere Millî Eğitim Bakanlığı'na devri kararlaştırılmıştır. Bursa'da Kara Şeyh Camii ibadete kapatılarak çocuk kütüphanesi yapılmıştır.

Afyon’da Atatürk'ün sağlığında Paşa Camii olarak anılan Umur Bey Camii yıkılarak yerine tenasül uzuvları da belli olan bir heykel dikilmiştir.

1942'de Kayseri'de silâhaltına alınan askerler Çukur Cami'nde toplanarak orada bir müddet yatırılıp İstanbul'a sevk edilmişler, İstanbul'da da o dönemde askeri kışla olarak kullanılan Sultanahmet Camii'nde barındırılmışlardır.

İstanbul Aksaray Küçük Langa'da yaptırılan Bostan Camii 1937 tarihinde hiçbir sebep yokken yıktırılmıştır.

Sultan İkinci Mustafa zamanında yaptırılmış olan Eminönü, Balıkpazarı Tekkesi Mescidi, 1936 yılında yıktırılmıştır.

O yıllarda camilerin at ahırı, ambar, depo yapıldığı ve askeriyenin işgali altında olduğu bütün askeri ve diğer kaynaklarda mevcuttur.

İnönü devrinde Diyarbakır'da bir Ulucami, Ramazan'dan önce ambar yapılarak ibadete kapatılmıştır. Nerede namaz kılalım, diye soranlara da evlerinde kılsınlar, denmiştir.

1935'te Muş'ta Murat Paşa Camii dinamitle havaya uçurulmuştur. Sıddık Çeşmidil adlı vatandaş 12 Mart 1976 tarihli Sebil dergisinde yayınlanan bir hatırasında "Dellal yarım saat sonra caminin yıkılacağını haber verdi. Dinamitlenen minarenin, ekseni etrafında son zikrini yaparcasına daireler çizerek cami harabesinin üzerine uzanışını elemle, biraz da utanarak seyrediyorduk." diye anlatmıştır.

Adıyaman'da Kapatılan ve Satılan Camiler

Şu anda Adıyaman Alaybey (Musalla) Camii adıyla ibadete açık olan cami benim çocukluğumda kapalı ceza ve tevkif evi olarak kullanılıyordu. Hatta ilkokula gittiğim yıllarda her gün önünden geçerek okula gider gelirdim. Boş vakitlerimde de harçlığımı çıkarmak için gardiyanlardan izin alarak mahkûmlara gazoz satardım.

T.C. Başbakanlık Kararlar Dairesi Müdürlüğü Karar sayısı: 3 / 9154

O yıllarda satılan camiden Adıyaman Alaybey (Musalla) Camii'nin Bakanlar Kurulu 02.07.1938 tarihli satış kararı:

Kararname: Adıyaman'daki Musalla vakfından harap caminin satılması; Vakıflar Umum Müdürlüğünün 30/6/938 tarih ve 15663/12 sayılı tezkeresiyle yapılan teklifi üzerine Vakıflar kanununun 10. maddesine tevfikan İcra Vekilleri Heyetince 2/7/938 tarihinde onanmıştır. 2/7/938 Reisicumhur K. Atatürk

Kararda imzası olanlar: Reisicumhur K. Atatürk, Başvekil Celal Bayar, Adliye Vekili Şükrü Saracoğlu, Müdafaa-i Milliye Vekili Kazım Özalp, Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras, Maliye Vekili Fuat Ağralı, Maarif Vekili Saffet Arıkan, Nafia Vekili Ali Çetinkaya, İktisat Vekili Şakir Kesebir, Sıhhiye ve Muaveneti İçtimaiye Vekili Hüsnü Alataş, Gümrük ve İnhisarlar Vekili Ali Rana Tarhan, Ziraat Vekili Faik Kurdoğlu.

Büyüklerimiz Adıyaman Eskisaray Camii’nin de kadınlar hapishanesi olarak kullanıldığını ve ibadete kapatıldığını, Adıyaman Ulu Camiinin de tahıl ambarı olarak kullanıldığını söylerlerdi.

Adıyaman'da H. Süleyman Camii (Yeşil Cami) 1950'li yıllara kadar jandarma karakolu olarak kullanılmıştır. Hacı Abdulgani Camii (Çarşı Camii) de satılığa çıkarılmış, Adıyaman eşrafından dört kişi bu camiyi ortaklaşarak satın alarak tekrar ibadete açmıştır.

Benim doğduğum köy olan Adıyaman'ın Artan (Pınaryayla) köyünün camisi de tahıl ambarı, üstadımız Mehmet Said Hoca da cami imamı olması münasebetiyle ambar memuru yapılmıştı. Çevre köylerde insanların karasabanla sürüp elleriyle ekip orakla biçtikleri ve dövenle dövüp malayla ayırdıkları tahıllarına devlet ücretsiz olarak el koyuyordu. Herkes hasat ettiği ekini getirip camiye döküyor, karşılığında da bir teslim makbuzu alıp gidiyordu. Bu durum memleketin her tarafında böyleydi.

Tahıl Ambarı Yapılan Camiler

Cami düşmanlığı Cumhuriyetin erken döneminde başlamıştır. 15 Kasım 1935 tarih ve 2845 numaralı kanunla ödenek dışında tutulan cami ve mescitlerin kapatılacağı veya başka bir şekilde istifade edileceği belirtilir.

Çorum, Amasya, Tokat, Kütahya, Kırşehir, Adana, Eskişehir'deki birçok cami ya kapatılır ya da başka bir amaçla kullanılır.

Tokat'ta Kâbe Mescidi uzun bir süre tuz deposu olarak kullanılır. 10 yıl sonra vatandaşlar tarafından satın alınır ve tekrar ibadete açılır.

İnönü döneminde başka amaçlarla kullanılan ve yıkılan cami sayısı 900 civarındadır. Bunların bir kısmı depo, samanlık, ahır, işyeri, han, CHP ocağı ve meyhane olarak kullanılmıştır.

Kırşehir Çarşı Camii önce yıkılmak istenmiş, Kırşehir halkının tepkisi üzerine yıkılmadan dört yıl ibadete kapalı tutulmuştur. Bir süre de tahıl ambarı olarak kullanılmıştır.

Bunlar güya, Türkiye savaşa girerse, diye tedbir olarak yapılıyordu. Fakat Türkiye, İkinci Cihan Harbi’ne girmedi. O sırada Türkiye'de olduğu gibi Yunanistan'da da büyük bir kıtlık baş göstermişti.

İsmet Paşa Yunanistan’a elli bin ton buğday taahhüt etmişti. Halktan toplanan bu tahılları insani yardım olarak gemilerle Yunanistan’a gönderiyordu. Hatta bu gemilerden birinin de Marmara Denizi’nde yükü ve mürettebatıyla beraber battığı tarihi kaynaklarda yer almıştır. Ancak o günlerde Türkiye'de de kıtlık yaşanıyordu. Tarımda çalışabilecek nüfusun büyük bölümü savaşın başlarında askere alınmış, yiyecek stokları, savaş ihtimaline karşı, orduyu beslemek üzere ayrılmış ve seferberlik ilan edilmişti. 17 Aralık 1941’de Türkiye genelinde, ekmeğin karne ile dağıtılmasına karar verildi. Karne ile ekmek dağıtımına ocak ayında başlanırken; aile reislerinden alınan beyannamelere göre herkese, adına düzenlenmiş bir ekmek karnesi verilmişti. Kurtuluş vapuru adlı bu gemi son yükünü taşırken 20 Şubat 1942’de saat 9.15’de Marmara Adası’nın kuzey kayalıklarında yaklaşık 2 bin ton gıda ile sulara gömülmüştü. Halktan karşılıksız olarak zorla toplanan bu buğdaylar denizlere gömülürken halk kıtlık içinde kıvranıyordu. Köylerden toplanan tahıllar yine üretici tarafından hayvanlarla şehirlere getirilerek mal müdürlüklerine teslim ediliyordu. Üstadımız Artanlı Mehmet Said Hoca da topladığı tahılı hayvanlarla Adıyaman’a getirip makbuz mukabilinde maliyeye teslim etmişti. Birkaç ay sonra köye gelen jandarma, hocamızın topladığı buğdayı teslim etmediğini, bu nedenle şehre gelerek ifade vermesi gerektiğini ve kendisine zimmet çıktığını söyler. Hocamız da teslim makbuzlarını alarak mal müdürlüğüne gitmiş ve tahılları teslim ettiğini bellemişti. Hatta mal müdürü kendisine, "Vallahi sen bu evrakla bizi hapse attırabilirsin." demiş ve evraklarda yanlışlık olduğunu söyleyerek durumu düzeltmişti.

Çorum’da Abdibey Camii de CHP döneminde kapatılan camilerdendir. Bir süre kapalı tutulduktan sonra tahıl ambarı olarak kullanılmıştır.

Çorum’da Depremin Yıkamadığı Cami Yıkılmak İstenmiş

Çorum’da Anadolu Selçuklu sultanı Aladdin Keykubat tarafından yaptırılan Alaaddin Camii yıkılmak istenmiş fakat vatandaşların karşı çıkması üzerine yıkılmaktan kurtularak kapalı tutulmuştur.

1509’da depremde Çorum Ulu Camii yıkılmıştı. Ondan daha eski olan Alaaddin Camii yıkılmamıştı. Ancak CHP’li idareciler camiyi yıkmak istemişlerdi.

Bursa'da Sarı Camii, cemaati olmadığı gerekçesiyle 1939'da jandarma nezaretinde yıktırılmıştır. Bu caminin yerinde şu anda çeşitli dükkânlar vardır.

CHP İl Binası Yapılan Camiler

İstanbul'da Mihri Şah Sultan tarafından yaptırılan Anadolu Hisarı'ndaki Göksu Mescidi 1941'de CHP ocağı yapılmış ve caminin giriş kısmına CHP'nin altı oku asılmıştır. İstanbul Göksu'da bulunan Göksu Camii satıldıktan sonra Cumhuriyet Halk Partisi Göksu teşkilatının binası yapılmış, kapısına partinin altı oklu afişi asılmıştır.

ABD ve Trump son virajda
ABD ve Trump son virajda
İçeriği Görüntüle

Adana'daki Alidede Camii de 7 yıl CHP'nin il başkanlığı binası olarak kullanılmıştır.

Adana'da bulunan Siyavuş Paşa Camii önce yıkılmak istenmiş fakat daha sonra vazgeçilerek han olarak kullanılmasına karar verilmiş.

Gaziantep'te Mehmet Paşa, Konya'da Alaattin camileri de belirli bir süre ahır olarak kullanılmışlardır.

Ben 1966-1969 yıllarında Gaziantep Öğretmen okulunda öğrenci iken bu cami müze olarak kullanılmakta idi. Müze olarak kullanılan bu camiyi gezdiğimizi bu günkü gibi hatırlıyorum.

Divriği'deki Cedit Mustafa Camii de CHP döneminde hapishaneye dönüştürülen camilerdendir. Minberin önüne de mahkûmlar için tuvalet yapılmıştır.

Meyhane ve Pavyon Yapılan Camiler

İstanbul'da Kâtip Mustafa Camii kadro dışı bırakıldığı için 1931'den itibaren kapalı tutulmuş, 1941'de satılmıştır. Daha sonra da yıkılmış ve bir bina yapılmış, binanın giriş katı meyhane olarak kullanılmıştır.

Sirkeci'deki Merzifonlu Kara Mustafa Camii de CHP döneminde kapatılmıştır. Bu cami Anadolu Saz Evi adındaki bir şirkete kiraya verilmiş, bu şirket tarafından da uzun süre saz evi ve pavyon olarak kullanılmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 15 Teşrinisani 1935'te çıkardığı 2845 numaralı Camiler Hakkında Kanunla bazı camilerin açık tutulup, diğerlerinin kapatılmasına karar verilmiştir. Kanunun birinci maddesi şöyledir:

Madde 1- Evkaf Umum Müdürlüğü'nce, cami ve mescidler hakiki ihtiyaca göre tadilen ve zaman ve mekân itibariyle birleştirilmesi kabil olan vazifeler birleştirilmek ve hizmetlerin icaplarına göre lazım gelen nakiller yapılmak suretiyle hademe kadroları tesbit olunur.

Tasnif harici tutulacak cami ve mescidler usul ve mevzuata göre kendilerinden başkaca istifade edilmek üzere kapatılır.

Kapatılan cami ve mescid hademesinin vazife ve tahsisatları yeni bir vazifeye tayinlerine kadar nısıf ve bunlardan yaşı elliyi ve yanı zamanda hizmet müddeti yirmi yılı doldurmuş olanların vazife ve tahsisatları tam olarak verilir.

Kanunun çıktığı tarihte Anadolu ve Trakya'da, birbirine yakın binlerce cami ve mescit vardır. Sanat kıymetlerine bakılmaksızın bu cami ve mescitler haraç mezat satılırlar. Bu kanunla Sadece İstanbul Suriçi'nde üç yüze yakın cami ve mescit yok edilmiştir.

Kanun gereği birbirine beş yüz metre mesafede olan iki cami ya da mescitten birinin yıkılması gerekmektedir.

Bu dönemde Vakıf malları "hayrat" ya da "akar" olduğuna bakılmaksızın satılmışlardır. Halbuki dükkân, bağ, bahçe, zeytinlik gibi gelir getiren yerlerin gelirleriyle vakıflar ayakta durmuştur.

1926 ile 1972 yılları arasında üç bin civarında cami, mescit ve cami ya da mescit arsası satılmıştır.

Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Başbakanlığa yazdığı 28.1.1937 tarih ve 201537/10 sayılı yazısında, ülke genelinde mevcut camilerin %50 oranında ibadetlere kapatıldığı belirtilmiştir.

Bu yıllarda resmi kayıtlara göre 494 cami arsası, 722 mescit arsası, 598 cami ve 995 mescit satılmıştır. Satışın en az olduğu şehir bir mescit ile Yozgat, en çok olduğu şehir ise 386 eserle İstanbul'dur.

Yine resmi rakamlara göre kadro haricine çıkartılan 914 camiden 81'i satılmıştır. İstanbul'dan sonra en çok Bursa (209 adet) ve Aydın (208 adet) da cami ve mescitler kapatılarak satış işlemi gerçekleşmiştir.

Bu satışlarının %84'ü İsmet İnönü'nün cumhurbaşkanı olduğu 1938-1950 yılları arasında gerçekleşmiştir. %16'sı da 1950-1972 yılları arasında satılmıştır.

İstanbul'da bulunan Balaban Mescidi yıkılarak yerine gazino yapılmıştır. İstanbul Çamlıca yakınındaki Şeyh Selami Ali Efendi Camii'nin arsası da yazlık sinema yapılmıştır. İstanbul Dolmabahçe Camii, 1960 darbesinden sonra askerler tarafından Yassıada İrtibat Bürosu yapılıncaya kadar da müze olarak kalmıştır. İstanbul'un fethinden önce yapılan Rumelihisarı içindeki cami de yüzyıllar boyunca bir mahalle camisidir. Rumelihisarı'nın restorasyonu sırasında harap halde olan bu caminin temeli ve minaresi kalmıştı. Vakıflar Genel Müdürlüğü bu camiyi de satmıştır. Yıllarca Rumelihisarı'nda verilen konserler hep bu mescit temeli üzerinde yapılmıştır.

Konya'da Selçuklu eseri İplikçi Camii ibadete kapatıldıktan sonra müze yapılmıştır. Sivas'ta Oğlançavuş Camii, Şeyh Çoban Camii; Bursa'da Elmalık Mescidi, Tavukpazarı Mescidi, Nilüfer Hatun Mescidi, Hoca İlyas Mescidi, Zağferanlık Mescidi, Sürmeli Mescidi, Hoca Yunus Mescidi, Hoca Menteş Mescidi, Hoca Turgut Mescidi, Simitçi Mescidi, Aşık Yunus Mescidi, Karamanlı Mescidi, Mizanoğlu Mescidi, Oruç Bey Mescidi, Yiğit Cedid Camii gibi cami ve mescitler talan edilen, yıkılan veya satılanlardan sadece bir kısmıdır.

Yine aynı tarihlerde Urfa'da 45 camiden 38'i satılmıştır. İzmir Tire'de 44, Edirne'de 100'ün üzerinde cami ve mescit, Antalya Elmalı'da 4 cami ve 8 mescit, Gaziantep'te Kara Yusuf Mescidi, Fırfır Mescidi, Kazancı Mescidi, Çırçır Mescidi, Harap Mescit, Ahi Baba Camii, Tabakhane Mescidi başta olmak üzere 35 cami ve 42 mescit satılmıştır.

Mardin'de, Erzurum'da, Adana'da, Edirne'de ve memleketin daha nice yerlerinde birçok cami ve mescit satılmış, yıkılmış veya han, depo vb. amaçlarla kullanılmıştır.

Bu topraklar tarih boyunca pek çok istilaya da uğramış ancak hiçbir istilada bu dönemdeki kadar tahribata yol açmamıştır.

O dönemin ve günümüzün önemli gazetecilerinden merhum Mehmet Şevket Eygi, Bedir yayınlarından çıkan "Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı" adıyla bu yıkımları kitaplaştırmıştır. Kitabın arka kapak yazısı şöyledir:

"Yakın tarihimizde, Selçuklular, Beylikler ve Osmanlılar devrine ait; on bin kadar cami, mescit, tekke, medrese, imaret, türbe ve sıbyan mektebi gibi, hepsi tek tek çok önemli birer kültür mirası olan milli varlıklarımız yok edilmiştir.

O eserlerin binden fazlasına dair bilgiler ve belgeler var... Bu vatan topraklarımın bize ait olduğunu gösteren o hüccetler, o tapu senetleri acaba niçin yok edildiler? Niçin binlerce cami kapatıldı, satıldı veya kiraya verilerek, gayesi dışında, yanlış hatta çirkin işlerde kullanıldı? Depo, sevkiyat merkezi, düğün salonu, CHP ocağı, spor kulübü lokali, saz evi, ahır, hatta meyhane haline getirildi? Bu eserler, titizlikle bakılmaları, korunmaları ve restore edilmeleri gerekirken, niçin kıyıma tabi tutuldular? Bu kıyım 1950-60 arasında da devam ederek, yol açma bahanesiyle nice tarihi caminin temellerine kadar yıkılmasına sebep olur?

Konya'da Depo ve Müze Yapılan Camiler:

Sultan Alaaddin Camii: Önce depo, sonra da ahır olarak kullanılmıştır. İplikçi Camii: Müze, Kışla Camii: Depo, Battallar Camii: Depo, Paşa Camii: Depo, Cıvıllıoğlu Camii: Depo, Kapu Camii: Depo, Sultan Selim Camii: Depo, Sahibata Camii: Depo, Sadreddin Konevi Camii: Depo, İnce Minareli Camii: Depo ve Müze, Havacı Camii: Depo, Karadayı Camii: Depo.

Antakya'da Satışa Çıkarılan Camiler

23 Temmuz 1940 tarihli Antakya Yenigün gazetesine bir ilan verilmiş ve ilanda Antakya'da satışa çıkarılan camilerin listesi ve fiyatları şu şekilde verilmiştir:

Kurmalı Mescit 120 lira, Kantara Camii 50 lira, Şeyh Mehmet Camii 50 lira, Tüveyr Oğlu Mescidi 100 lira, Şeyh Kubbe Tekkesi 50 lira, Sofular Camii 50 lira, Halil Ağa Mescidi 20 lira, Sadık Efendi Mescidi 100 lira, Şeyh Ali Camii 60 lira, Halebî Osmaniye Camii 400 lira.

Meyhaneye Çevrilen Cami

1590 yılında Kâtip Mustafa Çelebi tarafından yaptırılan ve Beyoğlu Kâtip Mustafa Çelebi Mahallesi Çukur Çeşme sokağındaki vakıf malı olan Kâtip Mustafa Çelebi Camii, Vakıf malları, ancak vakfedildikleri amaç doğrultusunda kullanılabilir, şeklindeki kanun maddesine rağmen, tek parti döneminde (1931) kasıtlı olarak ödenek verilmediği için kadro dışı bırakılmış ve 10 yıl sonra 4 bin 10 liraya Şükrü Bıkmaz adlı şahsa satılmıştır. Caminin yerine meyhane ve gece kulübü inşa edilmiştir. Bu bina hala meyhane ve gece kulübü olarak faaliyettedir. Adı da İstiklal Meyhanesi'dir. Yüzyıllarca cami olarak kullanılan bu mekânda şu anda dansöz oynatılmakta ve içki içilmektedir.

Taksim İstiklal Caddesi’nde bulunan ve 350 yıl içerisinde ibadet edilen bu cami İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı olduğu dönemde, 11 Ağustos 1941 yılında dört bin lira karşılığında Şükrü Bıkmaz adlı şahsa satılmıştı. Vakıflar Genel Müdürlüğünde satışla ilgili belgeler gazetelere de yansımıştı. Bu yıllarda cami binası yıktırılmış, yerine üç katlı betonarme bina yapılmış. Bu bina 2005 yılında İstiklâl Meyhanesi'ne dönüştürülmüş. 15 Ocak 1985 tarihinde, caminin bulunduğu bina pavyon olarak işletilmiş. Pavyona çevrilen Kâtip Mustafa Çelebi Camii, 2005 yılında da İstiklâl Meyhanesi'ne dönüştürülmüştür.

Ayrıca Devlet Arşivlerinde yaptığım araştırma sonucunda yurt genelinde bilhassa 1929-1937 tarihleri arasında satılan yüzlerce cami ve mescit ve bunlara ait arsanın satıldığı yayınlanmıştır. Bu arşivlere e-devlet üzerinden herkesin ulaşması mümkündür.

Satıldığı belirtilen camilerden bazıları:

Denizli: 4.12.1929, Karaman Camii, Küçük Karaman Camii ve iki adet mescit, Edremit: 19.02.1930 Bir Cami ve arsası, Gümüşhane: 26.04.1930 Şekerci Pilav Camii, Hacı Paşa Mescidi, Çorum: 18.11.1934 Çanakçı Mescidi, 24.10.1934 Alaybey Mescidi, Hacı Hasan Mescidi, 27.11.1929 Piri Baba Camii, Divrik: 25.03.1931 Kara Mehmet Ağa Camii, Bayburt: 12.11.1933 Hakkı Efendi MescidiÇankırı: 27.02.1934 Orta Bucağı Kır Camii, Ankara: 07.02.1935 Tülüce Mescidi, Elâzığ: 27.07.1935 Harput Ahmet Bey Kale Meydanı Camii, Mehmet Ağa Mescidi, Bursa: 14.08.1935 M. Kemalpaşa Balibey Mescidi, Malatya: 08.08.1935 Arapkir Çoban Süleyman Çavuş Mescidi, Bursa: 19.08.1935 Bursa Alaca Mescidi, Çanakkale: 25.03.1936 Bazı(?) Cami ve Mescitlerin satılması. Maraş: 25.03.1936 Bazı(?) Cami ve Mescitlerin satılması, İstanbul: 01.04.1936 Babıali'deki İbrahim Paşa Camii ve arsası, Karagümrük Apardı Muslihiddin Tekkesi ve mescidi, 29.09.1936 Yavaşça Şahin Camii ve Tekke arsası, 10.03.1937 Galata Yeni Cami arsası, 02.04.1937 Tophane Gülşeni Tekkesi, 02.03.1936 Bazı cami ve mescitlerle bunlara ait arsaların satılması, 11.06.1936 Bazı cami ve mescitlerle bunlara ait arsaların satılması, 14.08.1936 Bazı cami, mescit binaları ve arsalarının satılması, 04.09.1936 Bazı Cami, Mescit ve arsalarının satılması, Zile: 29.09.1936 yedi adet cami, Niksar: 29.09.1936 beş adet cami, Bergama: 29.09.1936 dört mescit, 15.10.1936 Bazı cami ve mescitlerle bunlara ait arsaların satılması, Havza ve Akhisar: 02.02.1937 Bu ilçelerdeki camilerin satılması, Ordu: 2.04.1937 Fatsa Medrese Camii, 24.04.1637 yirmi parça cami ve mescidin satılması, Adıyaman: 02.07.01938 Musalla Camii, Kütahya: 19.07.1939 Zeyran Camii ve bitişiğindeki arsa.

Yıkılmaktan kurtulan camilerden biri de 1864'te yapılan Kırşehir Çarşı Camii’dir. Yıllarca ibadete kapatılan cami, birçok cami gibi tahıl ambarı olarak kullanılmıştır. Çarşı esnafından 5 kişi 50'şer lira vererek camiyi satın almış, D.P.'nin iktidara geldiği yıllarda yeniden ibadete açılmıştır. Daha sonra CHP'li Kırşehir Belediyesi eski başkanlarından Kemal Hotamaroğlu tarafından yeniden yıkılmak istenince, vârislerden Hasan Yüceer camiyi 'kırlangıç tavan' olmasından dolayı âsâr-ı atika raporu çıkararak yıkıktan kurtarmıştır.

Kırşehir Kale Camii de tahıl ambarı olarak kullanılan camilerdendir. O yıllarda Kırşehir'de yaklaşık 20 cami ile birlikte 1 bedesten ve 1 medrese yıkılmıştır.

Anadolu Selçuklu hükümdarı Alaattin Bey adına 1236'da yaptırılan Eskişehir'deki Alaattin Camii'nin de kapısına kilit vurulmuş, 20 yıl boyunca depo, cezaevi, marangozhane, sevkiyat yeri olarak kullanılmıştır. Daha sonra da askerler tarafından barınak olarak kullanılmıştır.

Adana Siyavuşpaşa Camii de CHP tarafından önce ibadete kapatılmış sonra satılmıştır. Bu cami halen han olarak kullanılmaktadır. Yine Adana Yeşil Mescit, yıllarca ahır olarak kullanılmış, 1952 yılında yeniden ibadete açılmıştır.

1945 yılında Maraş Türkoğlu'ndaki Ulucami kapatılmış, caminin açık kalan kapısından içeri giren hayvanlar burasını ahır haline getirmişlerdir.

Antalya'da Selçuklu eseri olan Yivli Minare Camii ve Osmancık ilçesindeki Akşemseddin Camileri de ahır olarak kullanılmıştır.

Bingöl'ün tek camisi olan İsfehan Bey Camii buğday deposu ve hayvan tavlası haline getirilmiştir.

İzmir Seferihisar'da bulunan Hereke köyündeki II. Bayezid zamanından kalma bir tarihî cami tahrip edilmiş ve ahır haline getirilmiştir. Medrese ve kütüphanesi de yıkılarak taşları ve diğer malzemeleri inşaatlarda kullanılmıştır.

İstanbul'un Silivrikapı semtinde Sitti Hatun Camii Vakıflar İdaresince kiraya vermiş, kiralayan kişi de camiyi ahır olarak kullanmıştır.

Diyarbakır İbn-i Sina Camii satılarak çeltik fabrikasına dönüştürülmüştür.

Ayasofya Camii

Fatih Sultan Mehmet, 1453 yılında İstanbul'u fethetmiş, Bizans'ın en büyük mabedini camiye dönüştürmüştü. Sonradan caminin güçlendirilmesi için de 4 adet minare eklenmişti. Ayasofya sadece bir cami değil, aynı zamanda bir külliye idi. Etrafında padişah türbeleri, zengin kütüphaneler ve birçok sosyal tesis vardı. Osmanlılar fethin nişanesi olarak Ayasofya Camii’ne Fatih Sultan Mehmed Han'dan itibaren büyük özen göstermiş, camiyi eskisinden çok daha sağlam bir yapıya kavuşturmuştur. Bilhassa Mimar Sinan'ın Ayasofya'ya yaptığı eklemeler ve düzenlemeler, bu insanlık mirasının bugün hâlâ ayakta kalmasında çok büyük rol oynamıştır.

Dünya kamuoyuna yaranmak için 1935'te ABD'den gelen Bizans araştırmaları uzmanı arkeologların çalışmaları sonucu Ayasofya, ibadete kapatılmıştı. Yıllar süren çalışmadan sonra Ayasofya “Müzeye” dönüştürülmüştü. Kumkapı'da bulunan Küçük Ayasofya Camii de müze yapılmak istenmiş hatta bir gece yarısı minaresi de yıkılmıştır.

Ayasofya ibadete kapatılırken on binlerce Osmanlıca kitap yağmalanmış veya yok edilmiştir. Fatih Sultan Mehmet Ayasofya için 360 civarında dükkânı bulunan çarşının gelirini, çok sayıda köy arazisinin gelirini Ayasofya vakfına bağışlamıştı. Fetihle birlikte camiye dönüştürülen ve 481 yıl cami olarak hizmet veren Ayasofya, 1930'lu yıllarda restorasyon çalışmalarının başlamasıyla halka kapatılmıştır. Ardından, 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye dönüştürülmüştür.

Danıştay, 10 Temmuz 2020 tarihinde söz konusu Bakanlar Kurulu kararını iptal etmiştir. Hemen ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzası ile yayımlanan 2729 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Ayasofya yeniden ibadete açılmıştır.

Kemalist Devrimlerin Analizi - Ebubekir Aytekin, Kayıhan Yayınları, s. 249-26