Son yıllarda kitap tüketiminde büyük bir artış yaşanıyor. Kişi başına düşen kitap sayısında eskiye oranla ciddi yükselişler var. Kitap endüstrisi, artan bu büyük kitap ihtiyacını karşılamak üzere çarklarını hızlandırmak zorunda. Bu sebeple kitap üretimini arttıracak bazı tedbirler alınıyor. Yazarlar sürümden kazanmaya teşvik ediliyor, kitap üretimini hızlandıracak pratikler geliştiriliyor, daha çok insanın yazar olması için kurslar açılıyor, daha çok insanın yazabilmesi için yeni ve çok daha pratik yazım teknikleri, şablonlar oluşturuluyor ve ücretsiz kullanıma açılıyor. İleriye dönük olarak ‘yazım otomasyonu’ alanında arge çalışmaları yapılıyor. Muhtemel ki yapay zekadan (biyolojik ve dijital) da yararlanılıyor. Okurlara ağırlık veren, okuma hızını düşüren, kitap tüketimini olumsuz etkileyen içerikler olabildiğince devre dışı bırakılıyor ya da marjinalize ediliyor. Yayınevleri yazarlardan nasıl kitaplar beklediklerine dair prototipler hazırlıyor. ‘Her yıl en az kaç kitap okunmalı?’ tarzında yarı güdümlü araştırmalar yaptırtılıp herkesin göreceği yerlerde yayınlatılıyor. Yeni okuma trendleri belirleniyor ve sürekli güncelleniyor. ‘Ölmeden Önce Mutlaka Okunması Gereken’ yüz ila bin kitap en stratejik hesaplarla listelenip etrafa yayılıyor. Yazarlar için giyim trendleri, aksesuar modası üretiliyor, artistik fotoğraf stüdyoları açılıyor. Evet, yeni ve hızlı geleceğe akacak bir kitap çağı başlıyor! Okur profilleri kitap üreticileri tarafından yeni kodlarla yeniden oluşturuluyor ve daha rantabl hale getiriliyor. Bu arada bütün bunların bir yan etkisi olarak metinlere, ifadelere, kelimelere, anlamlara ilgi azalıyor!

“Falancanın son kitabını okudun mu?” dedi fuar alanında dolaşanlardan biri. “Yok, daha sondan bir önceki kitabını bitiremedim” dedi tıknefes bir halde diğeri.

“Bir kimse ne kadar fazla okursa, okuduklarından kalan izler de kaçınılmaz olarak o kadar az olacaktır; zihin üzerine tekrar tekrar yazı yazılan bir tablete benzer. Derin derin düşünmeye zaman yoktur ve okunan şeyler ancak derin düşünmeyle hazmedilebilir, eğer bir kimse daha sonra üzerinde durup düşünmeksizin sürekli okursa okudukları kök salmaz, büyük bölümü itibariyle kaybolur. Gerçekten de bedensel gıdalarımızla zihinsel gıdalarımız arasında durum hemen hemen aynıdır: İnsanın yediklerinin beşte biri ancak hazmedilir, geri kalan buharlaşmayla, terlemeyle ve benzeri şekilde kaybolup gider” diyor Arthur Schopenhauer, ‘Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine’ kitabında.

Hintçe yazılmış bir kitaptı, İngilizceye çevirdiler. Sonra İngilizceden Fransızcaya, Fransızcadan Arapçaya, Arapçadan İspanyolcaya, İspanyolcadan Çinceye, Çinceden yeniden Hintçeye… Söylenecek tek şey kitabın çok yorulduğuydu!

‘Lansman’ diye bir kelime var. Şirinliğini yitirmemiş bir kitap olsaydım onu muhtemelen Gargamel zannederdim!

“Kanepelerimizden, sandviçlerimizden aldınız mı?” diye sordu ekstra kibar görevli. “Hayır ben sadece kitap almaya geldim!” dedi uyumsuz okur.

Cemil Meriç, yıllar önce yayınlanan ‘Bu Ülke’ kitabında bugünün yayın endüstrisi için en ideal olan müşteri profilini resmediyor: “Kitaplar çoğaldıkça okuma sevgisi azalıyor. Ama, yine de birçokları için okuma bir hastalık. Böyleleri incelemek, düşünmek, dinlemek, eğlenmek için okumaz; okumak için okur. Ne sanat heyecanı ararlar ne zekâlarını geliştirme emelindedirler. Çok okurlar, ellerine geçeni okurlar. Sabırsızdırlar, sırtlarından bir yük atmak isterler sanki. Okuduklarını reddetmek veya tartışmak ihtiyacını duymazlar. Kitap kapanır kapanmaz içindekiler unutulur. En büyük zevkleri kitap değiştirmektir. Her matbua’ya saldırırlar.”

“Bu kitabın etkisinden uzun süre kurtulamadım” dedi elindeki kitabı göstererek biri. “Kitapları daha kısa sürede okumalısın!” dedi kitapla hiç ilgilenmeden diğeri.

Geleceği borçlanmak
Geleceği borçlanmak
İçeriği Görüntüle

Tanıdığım birçok canı sıkılmış ayraç var, kitapların arasında bitse de gitsek diye söylenip duruyorlar!

Gökhan Özcan, Yeni Şafak