Uluslararası karşılaştırma tablonun vahametini daha da netleştiriyor. Türkiye'de 18-24 yaş grubundaki neredeyse her üç gençten biri boşta iken AB ortalamasında bu oran sekizde birdir. Türkiye, Avrupa ortalamasının üç katı bir orana sahip.
İktisatçı İnan Mutlu'nun Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerini derleyerek ortaya koyduğu verilere göre Türkiye, 15-29 yaş arası ev genci nüfusunun en yüksek olduğu ülke oldu. Türkiye, ülkesinde gençlerin uyuşturucu batağında olduğu Kolombiya ve Kosta Rika gibi ülkeleri bile geride bıraktı.
Sistemin ürettiği çıkmazlar
Gençlerin yüzde 22,5'i ekonomik nedenler, yüzde 17,2'si eğitim programının beklentisini karşılamaması, yüzde 14,1'i ailevi nedenlerden dolayı eğitimini yarıda bıraktığını beyan ediyor. Yani genç okuyor ama okuduğunun hayatta karşılığını göremediği için bırakıyor.
Meslek lisesi çıkmazı: Her beş meslek lisesi ve teknik lise öğrencisinden yalnızca biri yükseköğretim kurumuna yerleşebiliyor. Geriye kalanların büyük çoğunluğu ne üniversitede ne de nitelikli bir işe giriyor.
Erken okul terki: 14 yaşındaki çocukların yüzde 3,6'sı okula kayıtlı değil. 17 yaşındaki çocuklarda bu oran yüzde 15,5'e yükseliyor. Yani sorun üniversite çağında başlamıyor; çok daha erken, lise çağında sistemden kopuşla başlıyor.
Staj ve çalışma deneyimi eksikliği: Eğitimleri sırasında staj veya çıraklık gibi çalışma deneyimi olanların istihdam oranı yüzde 68,6 olurken, çalışma deneyimi olmayanlarda bu oran yüzde 55,8 oldu. Yani iş deneyimi olmayanlar işe giremediği için iş deneyimi kazanamıyor; kısır bir döngü içinde hapsoluyorlar.
Tablonun yalnızca insani değil, ekonomik bir boyutu da var
6,5 milyon genç, üretim dışında demektir. Bu insanların her biri teorik olarak çalışabilir, üretebilir, bir meslek sahibi olabilir, ülke ekonomisine katma değer katabilir. Oysa çalışmıyor ve üretmiyor.
Bir hesaplama yapalım: Ortalama asgari ücret civarında dahi çalışsalar, 6,5 milyon kişinin yıllık potansiyel üretim katkısı yüz milyarlarca lira eder. Bu paranın tamamı her yıl buharlaşıyor. Buharlaştığı gibi, gençlerin içindeki ateş de hiçbir şey yapmadığı için sönüyor. Üstelik bu gençlerin bir bölümü zararlı alışkanlıklara yönelebiliyor: Kumar, uyuşturucu, ekran bağımlılığı. Bunların içtimai maliyeti ise hesaplanamaz boyutlara ulaşıyor.
Atalette olan ziyanda, emek ise ibadettir!
Genç nüfus azalırken ev gençlerinin sayısı artıyor. Son iki yılda genç nüfus 347 bin kişi azalırken ne eğitimde ne istihdamda olanların sayısı artmaya devam etti.
Türkiye hem nüfus krizini tartışıyor hem de elindeki gençliği atıl bırakıyor. Hem beyin göçünden şikayet ediyor hem de buradaki beyinlere sahip çıkamıyor. Hem geleceğe yatırım yapıyoruz diyor hem de 6,5 milyon genci sistemin dışında tutmaya devam ediyor.
Ölçümüz belli, “iki günü birbirine eşit olan aldanmıştır.” 6,5 milyon genç her gün kendini aldatıyor; sistem ise bu arızasını görmeden ayakta kalmaya çalışıyor. Ama sonuç değişmiyor: Günler birbirine eşit geçiyor, ömür ziyan oluyor. Bu insanları kazanmak, başta yetkili merciler olmak üzere herkesin görevi. Herkes bu garabetten az veya çok sorumludur.
Araştırma: Barandergisi.net