İşte Bahçeli'nin açıklamalarından satır başları:

Avukat Gülden Sönmez: Gazze'nin çığlıklarını duyuyoruz, seçim propagandanızı değil! Avukat Gülden Sönmez: Gazze'nin çığlıklarını duyuyoruz, seçim propagandanızı değil!

"BUGÜN SİVRİLEN EN BÜYÜK TEHDİT CEHALETTİR"

Öğrenmeye kapalı olmak cehalete kucak açmakla eşanlamlıdır. Bugünkü insanlık çağında sivrilen en vahim tehdit cehaletin yaygınlaşan cesamet ve cüretidir.

Dilden dile dolaşan, fakat manası üzerine sanıyorum pek fazla kafa yorulmayan veya yorulsa bile gereği yapılmayan bir özdeyişi bu vesileyle paylaşmak istiyorum: Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen aptaldır, ona dikkat edelim. Bilmeyen ve bilmediğini bilen basittir, ona öğretelim. Bilen ve bildiğini bilmeyen uyuyordur, onu uyandıralım. Bilen ve bildiğini bilen bilgedir, onu takip edelim.

Fiil ve fikriyatı denetim altında tutan sıkı bir Allah korkusundan uzak olanlar için elbette her şey mubah, her yol da meşrudur.

Bu kategoride yer alanlarda, Merhum Hocamız Prof.Dr.Erol Güngör’ün ifade ettiği “ahlaki şuur” hiç yoktur. Descartes’in dediği gibi, var olmanın ön şartı, var olmanın şuuruna ermektir. Nitekim var olmak düşünmektir, düşünmeyenin mevcudiyeti yoktur.

"MİLLİ DEĞERLERİMİZİ İSTİSMAR EDENLER BU VATANI SEVMEYENLERDİR"

Milli ve manevi değerlerimizin istismar edilmesini tahrik ve provoke edenler, ne bu vatana, ne bu millete, ne de yüzyıllık Cumhuriyet müktesebatına sevgi ve saygı duymayan laçka tipler, layüsel asalaklardır.

Türk milletinin var oluşuna, bu ebedi ve ezeli oluşun dayandığı aşkın fikre hürmet beslemeyenlerin tekerimize çomak sokmak, kervanımızı yağmalamak için sürekli pusu attıklarını biliyor, görüyor ve takip ediyoruz.

Bunlar, cehaletin ve cibilliyetsiz mizacın pençesinde kıvranan şuursuzlardır.

Ellerinden gelse milletimizi, gökyüzünden, güneş ışığından, hatta ve hatta karanlıktan bile mahrum etmeyi isteyen hainler, iç ve dış husumet cephesinde birleşen, namusuyla çıkarlarını bir tutan işbirlikçiler vardır ve hüviyetleri bellidir.

Yeni yılın ilk günü Galata Köprüsü’nde düzenlenen “Şehitlerimize rahmet, Filistin’e destek, İsrail’e lanet” yürüyüşünde, Kelime-i Tevhid sancağını taşıyan masum bir insanımıza hilafet bayrağı açtığı iddiasıyla saldıran meczubun eylemi zamanlama itibariyle tesadüf değildir.

Adeta 6 Nisan 1909 akşamı Galata Köprüsü’nde vurulan Hasan Fehmi’nin veya 9 Haziran 1910’da Eminönü’nde kurşunlanan Ahmet Samim vakalarının tekrarı yaşatılmak istenmiştir.

Be hey cahiller güruhu, bey hey kendini bilmezler grubu, be hey siyasi işportacılar kafilesi hilafet bayrağı diye bir şey var mıdır? Böyle bir bayrağa tarihin hangi döneminde şahit olunmuştur?

Şayet rahatsızlık, şayet hazımsızlık Kelime-i Tevhid’den ise tarafımızı ve kararımızı açık açık seslendiriyor ve tarihe not düşüyorum: Lâilâheillâllah! Muhammeden Resulüllah!