Newsweek dergisi son sayısında, Gazze Şeridi'ne yönelik -ABD Başkanı'nın ifadesiyle aşırıya kaçan- İsrail saldırganlığına ve Başbakan Binyamin Netanyahu'nun Amerikan “emirlerine” itaat etmemesine rağmen, Washington'un Tel Aviv'i hala koşulsuz olarak desteklemesini “dikkat çekici” buldu.

Her ne kadar ABD ve İsrail'in, bazen tartışsalar da, ayrılmaz bir çift olduğu aşikar. Ancak gerek ana akım Amerikan basını gerekse siyasetçileri, Beyaz Saray'ın İsrail kayırmacılığını Tel Aviv'in bitmek tükenmek bilmeyen saldırganlığı karşısında son dönemde sıklıkla tartışmaya açıyor.

Fakat Washington, Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) soykırım suçunun ortağı ilan edilme “riskine” karşın ne İsrail'e askeri yardımları kesiyor ne de barışa giden girişimleri baltalamaktan geri kalıyor. Cezayir'in gündeme getirdiği Gazze Şeridi'nde ateşkesi öngören tasarının ABD vetosuyla reddedildiği son Birleşmiş Milletler (BM) Genel Konseyi’nde de görüldüğü üzere Washington, -suçu ne olursa olsun- Tel Aviv için tüm dünyayı karşısına almaya hazır.

300 MİLYAR DOLAR YARDIM

ABD merkezli düşünce kuruluşu Council on Foreign Relations'ın (CFR) ocak ayında yayımladığı rapora göre İsrail, bugüne kadar diğer tüm ülkeleri geride bırakarak, ABD'den tamı tamına “300 milyar dolar” askeri yardım aldı. Washington, Tel Aviv'e 2028 yılına kadar yılda yaklaşık 4 milyar dolar sağlamayı kabul etti (ek fonlar dahil değil).

Avustralya'da bıçaklı saldırı: Altı kişi öldü Avustralya'da bıçaklı saldırı: Altı kişi öldü

Başkan Biden, Gazze Şeridi'ndeki savaş başladığından beri Kongre'yi iki kez bypass ederek İsrail'e ek 250 milyon dolar aktardı. Filistin'e karşı yürüttüğü savaşta sanki silah sıkıntısı çekiyormuş gibi Tel Aviv'e 15 milyar dolarlık ek yardım paketi Senato'dan yeni geçti ve Temsilciler Meclisi'nde bekliyor.

2008 tarihli bir yasa uyarınca ABD, Orta Doğu'daki diğer ülkelere sağladığı silahların İsrail'in güvenliğini tehlikeye atmamasını sağlamakla da yükümlü. Yasa aynı zamanda İsrail'in, F-35 savaş uçağı örneğinde olduğu gibi en sofistike ABD silahlarına bölgede ilk erişen ülke olmasına da olanak veriyor.

BATI ŞERİA'DAKİ İŞGAL

İngiliz yayını The Guardian'a isminin açıklanmaması kaydıyla konuşan bir ABD'li yetkili, İsrail'in bir diğer imtiyazına dikkat çekerek, “İnceleme altındaki insan hakları ihlalleri iddiaları konusunda İsrail'e danışılması ve iddialara yanıt vermek için 90 gün süre tanınması gerekiyor.” şeklinde konuştu. Yetkili ayrıca prosedürler uyarınca “İsrail dışında başka hiçbir ülkenin” hükümetine danışılması gerekmediğini söyledi.

ABD ayrıca gerek veto hakkı gerekse sopa göstermeyi seven “diplomatik gücü” sayesinde İsrail'in uluslararası kurumlardaki başlıca siyasi destekçisi. Dünyanın büyük bir kısmı İsrail'in Batı Şeria'daki işgalini “uluslararası hukuka göre yasa dışı” olarak değerlendirirken, Biden yönetimi de dahil olmak üzere bundan önceki tüm Amerikan yönetimleri, Tel Aviv'in işgal altındaki topraklardan çekilmesinin “İsrail'in güvenlik kaygıları dikkate alınarak ancak müzakere edilmiş bir anlaşma bağlamında yapılabileceğini” belirtmeye devam etti. Washington, Batı Şeria'da yerleşimciler aracılığıyla nüfusunu artıran İsrail'e yönelen eleştirilere karşı göz boyamak için arada sırada işgal altındaki topraklarda Filistinlilere şiddet uygulamayı günlük yaşamının bir parçası haline getirmiş birkaç İsrailli fanatiğe “yaptırım” uygulamakla yetiniyor.

BIDEN'IN 'HAYAL KIRIKLIĞI'

Görünen o ki elinden bu kadarı geliyor. ABD, Gazze'de mümkün olan “en kısa sürede geçici bir ateşkesi” desteklediğini ve bazı aşırılıkçı İsrailli bakanların “Gazze sakinlerinin yerlerinden edilmesine ilişkin kullandığı dili” kınadığını, buna karşı “uyarıda bulunduğunu” ve İsrail'in “Refah'a yönelik saldırısının mevcut koşullar altında devam etmemesi gerektiğini”, sivil ölümlerin “aşırıya kaçtığını” en üst düzeyde defalarca tekrar etti. Fakat Netanyahu, “İsrail'e dış baskıyla hiçbir şey dikte edilemez. ABD'nin bunu anladığını düşünüyorum.” demeyi sürdürüyor.

Beyaz Saray İsrail Başbakanı'nı anlıyor mu bilinmez ama ABD basını devamlı olarak Biden ve yönetiminin Netanyahu'dan ve eski İsrailli General Yitzhak Brick'in gözlemlediği gibi çevresindeki “niteliksiz” gruptan “hayal kırıklığına” uğradığını yazıyor. Hatta ABD merkezli Axios internet sitesi kısa süre önce Biden'ın kapalı (ve Netanyahu bulunmadığı) bir toplantıda öfkelenerek İsrail Başbakanı'na küfür ettiğini ileri sürmüştü. Sadece birkaç gün evvel Biden'ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e kamuya açık bir toplantıda ettiği küfrü hatırladığımızda Axios'un “iddiası” pek de şaşırtıcı gelmiyor.

YENİ BOMBALAR YOLDA

Ve ABD, İsrail'in siyasetinden öylesine “hayal kırıklığına” uğruyor ki geçen hafta Wall Street Journal'ın yayınladığı rapora göre Tel Aviv'e yeni yıkıcı silahlar sevk etmeye hazırlanıyor. Gazeteye isminin açıklanmaması kaydıyla konuşan Washington yetkilileri, teslimatın “yaklaşık biner adet MK-82” 227 kg'lik bomba ve güdümsüz mühimmatı hassas güdümlü bombaya dönüştüren “KMU-572” müşterek doğrudan saldırı mühimmatı (JDAM) içerdiğini söylüyor. Yetkililere bakılırsa ABD ayrıca İsrail'e “FMU-139” bomba fünyeleri de göndermeyi düşünüyor; toplam sevkiyatın yüz milyonlarca dolar değerinde olacağı tahmin ediliyor. Haberde, silah transferine ilişkin hazırlanan ABD kaynaklı bir değerlendirmede, Tel Aviv Hükümeti'nin “İsrail'in devam eden ve ortaya çıkan bölgesel tehditlere karşı savunulması için bu kalemlerin hızlı bir şekilde edinilmesini talep ettiği” belirtiliyor. Habere göre yine aynı değerlendirmede “İsrail, ağır insan hakları ihlallerini önlemek ve bu hakları ihlal eden güvenlik güçlerini sorumlu tutmak için etkili adımlar atmaktadır.” deniliyor.

'HİZBULLAH'LA SAVAŞ ÇIKARSA MÜHİMMAT BİTER'

WSJ'ye bakılırsa ABD, geçen ekim ayında savaşın başlamasından bu yana İsrail'e yaklaşık 21 bin hassas güdümlü mühimmat sağladı. Değerlendirmede, bunların Gazze'yi “19 hafta boyunca bombalamaya yeteceği” ancak İsrail'in Hizbullah ile sınır çatışması yaşadığı Lübnan'a da tam bir saldırı başlatması halinde “bu sürenin günlere ineceği” de ifade ediliyor. Belki de bu yüzden Washington, Tel Aviv'e yeni silah sevkiyatı için acele ediyor. Ayrıca Biden yönetiminin WSJ'nin haberinden sadece bir hafta önce ABD silahlarını alan ülkelerin uluslararası insancıl hukuka bağlı kalmasını gerektiren yeni siyasi yönetmelikler yayınladığını ve bunların İsrail'in eylemlerini içermediğini de hatırlatmakta fayda var.

'LEAHY YASASI' GÜNDEME GİRİYOR

Aslında ABD'de halihazırda yürürlükte olan “Leahy Yasası”, Washington'ın insan hakları ihlalleri yapan yabancı güçlere -suç ortağına dönüşmemek için- askeri yardım sağlamasını engelliyor. Tam olarak da bu sebeple aralık ayında Senato'nun bazı Demokrat üyeleri, İsrail'e yapılan çift silah satışına ilişkin geleneksel Kongre incelemesini neden atlattığını açıklaması için Biden yönetimine baskı yapmaya başlamıştı. Senatör Elizabeth Warren liderliğindeki 19 Senato üyesi, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'a yazdığı mektupta “oldukça sıra dışı” bulunan bypass işlemini kınadı ve bu eylemin gerekliliği ile sivillerin yaşadığı zararı azaltmak için atılacak adımlar hakkında bilgi istedi. İlk olarak ABD merkezli yayın kuruluşu Politico'nun duyurduğu mektupta, “Kongrenin bu silah transferlerini denetleyebilmesi böylece silahların kullanımının insani ilkelere ve ABD yasalarına uyup uymadığına ayrıca satışın ABD ulusal güvenliğine katkıda bulunup bulunmadığına veya zarar verip vermediğine karar vermesi hayati önem taşıyor.” denildi.

Kongre üyeleri Beyaz Saray'a, ABD'nin insan haklarını ihlal eden ordulara silah satışını yasaklayan Leahy Yasası'nı ihlal etme potansiyeli nedeniyle İsrail'in incelenip incelenmediğini de sordu. Mektupta imzası bulunan senatörlere Temsilciler Meclisi'nden 15 Demokrat üyenin de katıldığı belirtildi.

'KOCAMAN BİR YAZIŞMA DOSYASI VAR'

Gerek UAD'deki soykırım davası gerekse artan kamuoyu baskısı sonucunda yasaya adını veren eski Vermont Eyaleti Senatörü Patrick Leahy, tekrar ABD'nin gündemine girdi. Senatör konuya ilişkin olarak, “Yasa hiçbir zaman tutarlı bir şekilde uygulanmadı; Batı Şeria ve Gazze'de gördüklerimiz bunun bariz bir örneğidir. Uzun yıllar boyunca birbirini izleyen ABD yönetimlerini hukuku Filistin'de uygulamaya çağırdım ama yapmadılar.” değerlendirmesinde bulunarak, söz konusu İsrail olduğunda işlerin değiştiğinin altını çizdi. Patrick Leahy'nin uzun süre birlikte çalıştığı Tim Reiser, kısa süre önce Defense News'e verdiği demeçte, “Senatör Leahy'nin 20 yılı aşkın bir süre boyunca çeşitli Beyaz Saray yönetimlerine gönderdiği ve Washington'ın -hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat- Leahy Yasası'nı İsrail'e karşı uygulamadaki isteksizliğine ilişkin endişelerini dile getirdiği kocaman bir yazışma dosyası var.” ifadelerini kullandı.

Biden yönetiminin İsrail politikalarını şiddetle eleştiren eski ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Josh Paul de, İngiliz gazetesine verdiği demeçte şu şekilde konuştu: “İsrail, eylemlerinin ABD'deki sonuçları göz önüne alındığında geniş bir dokunulmazlık hissediyor. İsrail'in uluslararası insancıl hukuka uyması gerektiğini söyleyebiliriz. Yerleşim yerlerini genişletmemesi gerektiğini de söyleyebiliriz. Ancak iş gerçek hayata geldiğinde, herhangi bir sonuç alamazsınız. İsrail'e dokunulmazlık hissini veren de bu.”