İstanbul Kağıthane’de, Nurtepe Mahallesi Mesut Sokak üzerinde bulunan Yusuf Ömürlü Camii, benzeri bir vahşete sahne oldu. Vefat eden Fadime M. için kılınan cenaze namazının ardından, naaşın araca yüklendiği dakikalarda Mustafa M., öz kardeşi Mehmet M.’ye ateş açtı. Miras paylaşımı sebebiyle bir süredir devam eden husumet, annelerinin tabutu henüz avludayken kanlı bir hesaplaşmaya dönüştü. Yakın mesafeden açılan ateş sonucu Mehmet M. kanlar içinde yere yığılırken, cenazeye katılan kalabalık büyük bir dehşet ve panik yaşadı.
Olay yerine sevk edilen polis ekipleri, "kasten yaralama" ve "tehdit" gibi pek çok suç kaydı bulunan Mustafa M.’yi suç aletiyle birlikte yakaladı. Hastaneye kaldırılan Mehmet M. ise aldığı ağır yaralar sebebiyle can verdi.
Bu tür hadiseler, Salih Mirzabeyoğlu’nun yıllar önce "Aydınlık Savaşçıları" eserinde işaret ettiği buhranın sadece küçük bir yansımasından ibarettir. Mirzabeyoğlu, Batıcı, laik-kemalist sistemin insan ruhunda sebep olduğu tahribatı, idraklerin nasıl iğdiş edildiğini şu dizelerle haykırmıştı:
“bir ülke düşün
bu ülkede bir düzen
askerine
babasını biçtiren
*
bir ülke düşün
bu ülkede bir düzen
temeli ihanet
temelinde vahşet
gözyaşı
kan
darağacında kurulmuş
sarhoş buyruğuyla
yok olmuş insan
bir ülke düşün
insanlıktan kurtulmuş
kardeş kardeşe düşman.
Cami avlusunda, bir annenin son yolculuğunda patlayan silah, aslında Mirzabeyoğlu’nun işaret ettiği "insanlıktan kurtulmuş" ve "kardeşin kardeşe düşman" kılındığı çarpık düzenin sesidir. Batıcı laik-kemalist anlayışın dayattığı sekülerleşme, insanı öz kıymetlerinden kopararak onu sadece maddi çıkarları için yaşayan bir varlığa dönüştürdü. Manevi iklimin en yoğun olması gereken cenaze töreninde bile miras kavgasının can alacak noktaya gelmesi, kurulu düzenin insan ruhunda sebep olduğu yozlaşmayı ve vicdani sefaleti ispatlıyor!..
Aydınlık Savaşçıları- Moro Destanı'nın tamamını okumak için:
https://www.barandergisi.net/aydinlik-savascilari-moro-destani-salih-mirzabeyoglu