Fikir

Bretton Woods’tan petro-dolar sistemine geçişin hikâyesi: Suud'u çözen ABD’yi çözer

1970’lerde altın standardının çökmesiyle sarsılan ABD ekonomisi, küresel finans düzenini petrol üzerinden yeniden kurdu. Suudi Arabistan ile yapılan anlaşmalar sayesinde petrol ticareti dolar üzerinden yürütüldü ve böylece dünya ekonomisi dolara bağımlı hale geldi. Bugün ise İran saldırıları ve Orta Doğu’daki gerilimler, petrolün artmasına sebep oluyor. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapatılması da doların artışına tesir ediyor. Yâni, ABD bir yandan savaşırken diğer yandan para kazanıyor.

Abone Ol

II. Dünya Savaşı sonrası kurulan Bretton Woods düzeni doları altına bağlayarak ABD’yi küresel finansın merkezine yerleştirdi. Ancak 1971’de doların altınla bağı kopunca Washington yeni bir dayanak aradı ve çözümü petrol ticaretini dolar üzerinden yürütmekte buldu. 1970’lerde Suudi Arabistan ile kurulan bu düzen, yarım asır boyunca ABD’nin küresel ekonomik gücünün temelini oluşturdu.

Savaş sonrası kurulan düzen: Bretton Woods

Bugünkü küresel finans sisteminin temelleri II. Dünya Savaşı henüz bitmeden atıldı. Savaşın Avrupa ve Asya ekonomilerini harap ettiği bir dönemde, dünya ticaretini yeniden düzenlemek ve para sistemine istikrar kazandırmak amacıyla 1944 yılında ABD’de uluslararası bir konferans düzenlendi. Toplantı, ABD’nin New Hampshire eyaletindeki küçük bir dağ kasabasında gerçekleştirildiği için tarihe Bretton Woods sistemi adıyla geçti.

Bu konferansta kabul edilen sistem, savaş sonrası dünya ekonomisinin nasıl işleyeceğini belirliyordu. Anlaşmaya göre ABD doları altına sabitlenecek ve diğer ülkelerin para birimleri de dolara bağlanacaktı. Washington 1 ons altının değerini 35 dolar olarak belirledi ve merkez bankalarına, ellerindeki dolarları isterlerse altın karşılığında değiştirebilecekleri garantisini verdi.

Bu düzen aslında doları dünyanın merkez para birimi haline getiren bir yapı oluşturuyordu. Çünkü ülkeler kendi para birimlerinin değerini dolara göre ayarlıyor, uluslararası ticaret büyük ölçüde dolar üzerinden yürütülüyor ve merkez bankaları rezervlerini dolar olarak tutuyordu. Altın garantisi sayesinde dolar neredeyse altın kadar güvenli bir varlık olarak görülmeye başlanmıştı.

1960’larda ise sistemin sürdürülerebilirliği tartışmaya açıldı. ABD ekonomisi büyümeye devam ederken Washington’ın harcamaları da hızla artıyordu. Özellikle Vietnam Savaşı ve genişleyen askerî bütçeler, Amerikan ekonomisinde ciddi açıklar doğurmuştu. ABD hükümeti bu harcamaları finanse edebilmek için piyasaya daha fazla dolar sürmek zorunda kalıyordu.

Ancak dolaşımdaki dolar miktarı arttıkça dünya ülkelerinde şu soru yükselmeye başladı: Eğer herkes elindeki dolarları altına çevirmek isterse ABD gerçekten bu kadar altını karşılayabilecek miydi? Özellikle Avrupa’da bazı ülkeler bu soruyu ciddi biçimde sormaya başladı ve ellerindeki dolar rezervlerini altınla değiştirmeye yöneldi.

Nixon kararı: Doların altınla bağının kopması

Bu kriz ortamında ABD Başkanı Richard Nixon 15 Ağustos 1971’de dünya ekonomisini kökten değiştiren bir karar açıkladı. Nixon, ABD’nin artık dolarları altına çevirmeyeceğini ilan etti. Ekonomi tarihinde “Nixon şoku” olarak bilinen bu karar, Bretton Woods sisteminin fiilen sona ermesi anlamına geliyordu.

Bu kararın anlamı oldukça basitti fakat etkisi büyüktü. Daha önce bir ülke merkez bankası elindeki dolarları ABD’ye götürdüğünde karşılığında altın alabiliyordu. Nixon’ın kararıyla birlikte bu hak ortadan kaldırıldı. Böylece dolar artık altın gibi fizikî bir değere bağlı olmaktan çıktı ve yalnızca ABD ekonomisinin gücüne dayanan bir para birimi haline geldi.

Washington bu kararla kısa vadede kendi ekonomisini rahatlatmıştı. Ancak dünya piyasalarında yeni bir sorun ortaya çıktı. Artık doların arkasında altın garantisi yoktu. O halde dünya ülkeleri neden dolar kullanmaya devam edecekti? ABD’nin küresel finans sistemindeki konumunu koruyabilmesi için yeni bir dayanak bulması gerekiyordu.

1973: Petrol krizi

Bu sorunun cevabı birkaç yıl sonra Orta Doğu’da yaşanan bir savaşla ortaya çıktı. 1973 yılında Mısır ve Suriye orduları İsrail’e karşı bir saldırı başlattı. Yahudilerin “kutsal” günlerinden biri olarak bilinen Yom Kippur gününde başlayan bu savaş, tarihe Yom Kippur Savaşı olarak geçti.

Savaş sırasında ABD’nin İsrail’e açık destek vermesi, Arap petrol üreticisi ülkelerin sert bir tepki göstermesine yol açtı. Petrol ihracatçısı ülkelerin oluşturduğu OPEC içinde yer alan Arap devletleri, ABD ve bazı Batılı ülkelere petrol ambargosu uygulamaya başladı.

Petrol arzının kısıtlanması küresel ekonomiyi derinden sarstı. Petrol fiyatları birkaç ay içinde katlanarak yükseldi ve Batı dünyasında ciddi bir enerji krizi yaşandı. Fabrikalar üretimi kısmak zorunda kaldı, akaryakıt istasyonlarında uzun kuyruklar oluştu ve dünya ekonomisi büyük bir şokla karşı karşıya kaldı.

Ancak Washington bu krizi yalnızca aşmakla kalmadı, aynı zamanda yeni bir finans düzeni kurmak için bir fırsata dönüştürdü.

Washington–Riyad hattı: Petro-doların doğuşu

1973 petrol krizinin ardından ABD ile Suudi Arabistan arasında yoğun diplomatik görüşmeler başladı. Dünyanın en büyük petrol ihracatçılarından biri olan Suudi Arabistan, küresel enerji piyasasında belirleyici bir aktördü. Washington ile Riyad arasında 1974 yılında yapılan ekonomik ve güvenlik anlaşması modern finans tarihinin en önemli düzenlemelerinden biri olarak kabul edilir.

Bu anlaşmanın özü oldukça açıktı. Suudi Arabistan petrol satışlarını yalnızca dolar üzerinden yapmayı kabul edecekti. Buna karşılık ABD, Suudi Arabistan’a güçlü bir askerî güvenlik şemsiyesi sağlayacaktı. Aynı zamanda petrol satışından elde edilen gelirlerin önemli bir kısmı Amerikan bankalarına ve ABD tahvillerine yatırılacaktı.

Bu düzen kısa sürede küresel ölçekte etkisini gösterdi. OPEC içindeki diğer petrol üreticileri de petrol satışlarını dolar üzerinden gerçekleştirmeye başladı. Böylece dünya ekonomisinin en kritik hammaddesi olan petrol, fiilen doların küresel talebini garanti eden bir araç haline geldi.

Ortaya çıkan bu düzen zamanla “petro-dolar sistemi” olarak adlandırıldı. Petrol dünyanın en temel enerji kaynağı olduğu için her ülke petrol ithal etmek zorundaydı ve petrol dolar üzerinden satıldığı için ülkeler uluslararası ticarette dolar bulundurmak zorunda kalıyordu.

Bu mekanizma ABD için son derece avantajlı bir döngü oluşturdu. Petrol ithal eden ülkeler dolar rezervi tutmak zorunda kalırken petrol ihracatçısı ülkeler elde ettikleri dolarları büyük ölçüde Amerikan finans sistemine geri yatırıyordu. Böylece dolar sürekli olarak dünya ekonomisinde dolaşmaya devam ediyor ve ABD ekonomisini besleyen bir finans akışı oluşuyordu. Sonuçta doların değeri artık altınla değil, petrol ile desteklenmiş oldu.

Öyleyse, Suud’u çözen ABD’yi çözer. Nitekim, Suudi Arabistan ABD’nin şah damarını oluşturmaktadır. ABD’nin çözülmesi, İsrail’in de zayıflayacağı mânâsına geliyor. Suudi Arabistan ile ABD ilişkilerinin zayıflaması, domino etkisiyle bir yerde İsrail’in de savunmasını zayıflatır.

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }