29 Nisan 2011. Hatay'ın Yayladağı sınır kapısından tel örgüyü aşarak giren 252 kişilik ilk kafile, Hatay Valisi'nin "geçici misafir" diye tanımladığı insanlardı. Kimse o gün bu 252 kişinin, on yılı aşkın sürede milyonlara ulaşacak devasa bir tablonun habercisi olduğunu tahmin etmiyordu.
2014 yılı sonunda Türkiye'deki Suriyeli sayısı 1,5 milyonu geçti, 2015'te 2,5 milyona, 2016'da ise 2,8 milyona çıktı. Türkiye, bölgede patlak veren ve kısa sürede dünyanın en büyük insani krizine dönüşen savaşın önündeki en büyük tampon haline gelmişti.
Kimler nerede?
Göç İdaresi Başkanlığı verilerine göre 31 Aralık 2024 itibarıyla Türkiye'de geçici koruma statüsündeki Suriyeli sayısı 2 milyon 901 bin 478 kişi. Bir yıl önce bu rakam 3 milyon 214 bin 780'di; yani tek yılda 313 bin kişi azaldı.
2026 itibarıyla Türkiye'de geçici koruma statüsündeki Suriyeli sayısı resmi rakamlara göre 2,3 milyonun üzerinde. Bu durum Türkiye'yi dünyada en çok mülteciye ev sahipliği yapan ikinci ülke konumuna getiriyor.
Coğrafi dağılım son derece çarpıcı: Sayı bakımından en çok Suriyeli barındıran şehir 503 bin 423 kişiyle İstanbul. İstanbul'u 406 bin 263 kişiyle Gaziantep ve 244 bin 466 kişiyle Şanlıurfa takip ediyor. Oran olarak ise Kilis'te tablonun boyutu çok daha çarpıcı: Kentteki 155 bin 179 Türk vatandaşına karşılık 63 bin 327 Suriyeli yaşıyor.
Demografik yapı da son derece genç: Toplam Suriyeli nüfusunun yaklaşık yüzde 48'ini çocuklar oluşturuyor. Yani karşımızda yalnızca savaştan kaçmış yetişkinler değil; büyük bölümü Türkiye'de doğmuş, Türk okullarda okumuş, Türk mahallelerinde büyümüş bir nesil var.
Türk vatandaşlığına geçen Suriyeli sayısı Ağustos 2024 itibarıyla 238 bin 768 kişiye ulaştı. Bu insanların artık yasal olarak mülteci değil, Türk vatandaşı olduğunu akılda tutmak gerekiyor.
Suriyelilerin tamamı dönerse?..
Türkiye mülteci yardımı konusunda 30 milyar dolara ulaşan insanî harcama yaptı; bu rakam 2011 ile 2018 arasındaki dönemi kapsıyor ve bugün çok daha yukarılara çıkmış durumda.
Uluslararası destek ise bu yükle kıyaslandığında son derece yetersiz kaldı: En büyük destek AB'den geldi; ancak bu yılda 1,5 milyar Euro civarında, yani bir Suriyeli başına aylık yalnızca 35 Euro. Aynı rakamlar Almanya'da hesaplansaydı, Türkiye'deki Suriyelilerin maliyeti 250 milyar Euro'yu çoktan aşardı.
Peki Suriyeliler yalnızca yük mü? Tablonun öbür yüzü de var. Gaziantep, Kilis ve Şanlıurfa gibi sınır illerinde Suriyeliler yerel ekonomiye gözle görülür katkı sağladı. Kilis'te yapılan bir araştırma, halkın yüzde 74'ünün Suriyelilerin ticarete olumlu etkisi olduğunu düşündüğünü ortaya koyuyor.
Ekonomist Mahfi Eğilmez'e göre Suriyelilerin ülkelerine dönmesi üç temel ekonomik sonuç doğurabilir: Ucuz işgücü kaybıyla işverenlerin daha pahalı yerli işgücüne yönelmesi enflasyonist baskı yaratabilir; Suriyeli işletmelerin tasfiyesiyle büyümede yavaşlama yaşanabilir; sahip olunan konutların satışıyla konut fiyatları düşebilir.
Sosyal medyada Suriyelilere karşı kara propaganda yapılıyor
UNHCR tarafından Mart 2022'de yapılan bir anket, Türk vatandaşlarının yüzde 48'inin hükümetin Suriyelileri geri göndermesini istediğini ortaya koydu; üç yıl önceye göre bu düşünceyi paylaşanların oranında dört katlık bir artış yaşanmış.
Bu gerilimin arkasında yalnızca demografik kaygılar değil, ekonomik kriz de var. Mültecilere yönelik kamuoyu desteğindeki bu azalma, büyük ölçüde Türkiye'de 2017'den beri süregelen ve benzeri görülmemiş ekonomik krizden kaynaklanıyor.
Sosyal medyada yayılan dezenformasyon ise gerçeklerin çok önüne geçti: Suriyelilerin Türk vatandaşlarına saldırdıkları, işlerini ve evlerini "aldıkları", satın aldıkları evleri Türkçe konuşanlara kiralamayı reddettikleri, faturalarını veya vergilerini ödemedikleri ve hükümetin onlara çeşitli haksız menfaatler sağladığı iddiaları sosyal medyada en çok paylaşılan içerikler arasına girdi.
Gerçek nerede? Suriyelilerin kayıt dışı ekonomide kendilerine bir yer açtıkları ve Türk vatandaşlarına fazladan işsizlik üretmedikleri söylenebilir. Türkiye'nin istihdam yaratma kapasitesi dikkate alındığında, Suriyelilerin kayıtlı çalışması halinde Türkler arasında etkisi hissedilen bir iş kaybının yaşanması sürpriz olmazdı. Ancak hâlâ Türkiye'de en az 1 milyon Suriyelinin aktif olarak çalıştığı tahmin ediliyor. Bu insanların ekonomiye verdiği destek yadsınamaz!
Kayıt dışı çalışma hem işçiyi hem de ülke ekonomisini zedeliyor; ama aynı zamanda milyonlarca insanın geçimini sağlayan bu sistemin bir gerçeklik olduğu da yadsınamaz. Öyleyse, bu aradaki kayıt dışılığı gidermek icap eder.
Dış politikada Suriyeli kozu
Türkiye'nin bu yükü taşımasının yalnızca insani bir boyutu yok. Suriyeliler, son on yılın en güçlü dış politika kozu haline geldi.
2015'te 1 milyonu aşkın kişinin Türkiye üzerinden Avrupa'ya geçmesiyle birlikte Türkiye-AB ilişkileri büyük ölçüde "mülteci krizi" çerçevesine oturdu. Türkiye ortak ülke konumundan bir anda "tampon ülke" rolüne indirgendi. Ama AB'nin aşırı korumacı ve başarısız süreç yönetimi Türkiye'ye hem söylemsel üstünlük sağladı hem de güçlü bir koz sundu.
Bu kozun müşahhaslaşması 18 Mart 2016'da oldu. Mutabakat beş ana maddeden oluşuyordu: Düzensiz göçmenlerin iadesi, Suriyeli göçmenler için AB'den mali yardım, Türk vatandaşlarına AB ülkeleri için vize muafiyeti, üyelik müzakerelerinin canlandırılması ve Gümrük Birliği'nin güncellenmesi.
Türkiye kendi üstüne düşeni yaptı. AB ise sözünü tutmadı: Türkiye mutabakat gereği sorumluluğunu yerine getirerek AB'yi büyük ve tahrip gücü yüksek bir mülteci krizinin aşılmasında kilit aktör oldu. Lakin AB adına aynısı söylenemez. Özellikle vadettiği vize muafiyeti, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve tam üyelik müzakerelerinde yeni fasılların açılması gibi yükümlülüklerini yerine getirmedi.
Bu tarihten sonra Türkiye-AB ilişkileri "dışsallama-araçsallaştırma" ikileminde ama temelde "mültecileri Türkiye'de tutma" eksenine yerleşti. Her ne kadar Türkiye'den zaman zaman "kapıların açılması" kozu dile getirilse de, bunun Türkiye için de yaratacağı riskler bilindiğinden, sözler tehdit aşamasında kaldı.
Mücrim Esad’ın düşüşü
8 Aralık 2024. 61 yıllık zalim Esad rejiminin çöküşü, tablonun tüm denklemlerini değiştirdi.
Esad rejimi düşmeden önceki son üç günde ortalama 240 Suriyeli Türkiye'den ülkesine dönerken, rejimin devrilmesinin hemen ertesinde bu sayı günde 1.669'a çıktı. Tek bir gece içinde fark yedi kata çıkmıştı. (SETA)
İçişleri Bakanlığı, 8 Aralık 2024'ten bu yana 550 binin üzerinde Suriyelinin Türkiye'den gönüllü olarak ülkesine döndüğünü açıkladı. UNHCR verilerine göre ise Aralık 2024'ten bu yana komşu ülkelerden gönüllü olarak geri dönen Suriyelilerin sayısı toplamda 1,2 milyonu aştı.
Ama aceleci olmamak gerekiyor. Geri dönüş için yasal ve siyasi sorular ortaya çıkmış olsa da Suriye'de iş imkânlarının bulunmaması ve birçok Suriyelinin Türk toplumuna entegrasyonu nedeniyle kitlesel geri dönüş hâlâ gerçekleşmedi. İki milyondan fazla kişi ise hâlâ Türkiye'de ikamet ediyor. Türkiye, Suriyelilerin bir anda memleketlerine dönmesi hâlinde yeni bir kriz sarmalına girebilir. Ancak dönüş çok kolay değil.
Neden dönmek bu kadar zor? Suriye’de mahalleler, okullar, hastaneler ve su sistemleri dahil hâlâ iyi halde değil. Elektrik, temiz su ve sağlık hizmetlerine erişim sınırlı. Geçim kaynakları kısıtlı. Patlamamış mühimmat hâlâ yaşamları tehdit ediyor; yılbaşından bu yana 577 kişi hayatını kaybetti.
Öte yandan Türkiye ve yeni Suriye yönetimi arasında köprüler de kurulmaya başlandı. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile Suriye Savunma Bakanı arasında "Ortak Eğitim ve Danışmanlık Mutabakat Muhtırası" imzalandı; askeri eğitim, danışmanlık ve donanım desteği konularında koordinasyon sağlanacak.
Sonuç: Geriye gerçeklik kaldı
252 kişiyle başlayan bu hikâye, artık milyonlarca insanın hayatını doğrudan şekillendiriyor. Birçoğunun ülkesi artık sadece harita üzerindeki bir yer değil; büyüdükleri, arkadaş edindikleri, ilk kez kar gördükleri Türk mahalleleri ve şehirleri.
Esad'ın düşüşü dönüşe bir pencere araladı. Ama bu pencere, Suriye'de güvenlik, altyapı ve ekonomik hayat yeniden kurulmadan geniş ölçekte açılmayacak. Suriyeliler, Türkiye’nin gerçekliği oldu. Türkiye, dinî ve vicdanî yükümlülüklerini yerine getirmek adına kucak açtı. Şimdi yapılması gereken kayıt dışılığı engellemek, eskiye nazaran daha hassas ve plânlı hareket etmek. Türkiye, demografik açıdan Suriyelilerin gelişini maalesef iyi plânlayamamıştır, şayet toplu dönüş olacaksa ilgili bakanlıklar bu hususta şapkasını önüne alıp iyice düşünmelidir. Dönüş, geliş kadar sancılı geçerse bunun faturasını yine millet ödeyecek ve bu hiçbir taraf için iyi olmaz.
Bu analiz; Göç İdaresi Başkanlığı, UNHCR, SETA, Heinrich Böll Stiftung Vakfı, GAR, Perspektif Online, Global Panorama, Medyascope, Fokus+, Euronews Türkçe ve Anadolu Ajansı kaynaklı araştırmalara dayanmaktadır.




