Program sonunda Dr. Kâzım Albayrak, Üstad Necip Fazıl'ın Bizim Şarkımız adlı şiirini marş formunda coşkuyla seslendirirken; seminere katılan öğrenciler Üstad'ın şiirlerinden seçkiler okudu. Konuşmanın hitamında Büyük Doğu fikriyatı üzerine ufuk açıcı bir soru-cevap bölümü gerçekleştirildi. Programın sonunda İLÂM yönetimi tarafından Dr. Kâzım Albayrak'a günün hâtırasına binaen Kelime-i Tevhid tablosu hediye edildi.

Okuyucularımız için Dr. Kâzım Albayrak’ın konuşma metnini eksiksiz olarak istifadelerinize sunuyoruz:
“Selâmünaleyküm arkadaşlar. Hepiniz hoş geldiniz. Necip Fazıl'ın 40. vefat yıldönümünü idrak ediyoruz. Bu vesileyle Necip Fazıl'a rahmet dileyerek sözlerime başlamak istiyorum. Konumuz Necip Fazıl ve Gençlik. Necip Fazıl kimdir? Hayatımızın neresindedir? Bizim için değeri nedir? Ona nasıl bakmalıyız? Ondan nasıl faydalanmalıyız? Bunları size anlatacağım. Necip Fazıl, gençlik demek; bir ideal mefkûresi olan, bir fikir, bir arayış içerisinde olan, yolunu arayan bir kişi demektir. Dolayısıyla Necip Fazıl'la yollarımız kesişiyor. Benim de gençlik dönemimde Necip Fazıl'la yollarım kesişti. Allah'a şükür bugüne kadar da beraberliğimiz devam ediyor. Bunları nasıl, niçin anlatacağım inşallah. Şimdi bu semineri organize eden Hüdayi Vakfı, İLÂM Akademi ve İLÂM Liseye de teşekkür ederim.
Şimdi Necip Fazıl kimdir? Böyle kısaca hemen söyleyeyim; mütefekkir, sanatçı ve aksiyoner biridir. Bu üç kelimeyi bilmemiz lâzım. Fikir, sanat ve aksiyon adamıdır. Bunu bir cümleyle söylemek gerekirse; Necip Fazıl, şeriattan kıl taviz vermeden onun eşya ve hâdiselere hâkim kılmanın dünya görüşünü örgüleştirmiş adamdır. Burada birkaç husus öne çıkıyor: Şeriattan kıl taviz vermemesi, eşya ve hâdiselere hâkim kılacak bir ideoloji örgüsü olması... Böyle bir dünya görüşü örgüleştirmesi.
Şimdi Büyük Doğu ekolünü kurmuş Necip Fazıl. Büyük Doğu fikriyatını... Necip Fazıl deyince aklımıza gelecek olan Büyük Doğu'dur. Büyük Doğu dergileriyle 35 yıl, 40 yıl bir hep mücadele vermiş. Mücadele tarihimizde, geçmişimizde, yani çağımızdaki İslâmcı mücadelenin temelleri, dinamikleri Necip Fazıl'dır. Öncü, kurucu bir kişidir. İlktir. Her şeyin şerefi ilklere aittir ya... Vazgeçilmezdir bu açıdan. Bunları bilmemiz lâzım. Neden bilmemiz lâzım? Nereden geldiğimizi bilmemiz lâzım ki nereye gideceğimizi bilelim.

Şimdi Necip Fazıl devrini etkilediği gibi günümüzü de etkilemiştir. Ve sonrasını da etkileyecek bir kişidir. Bunları, devrimizi etkilediğini... Bu artık devri tarihte kaldığı için bu vakalardan, olaylardan bunu biliyoruz zaten. Yaşayanlar da var. Siz belki o devri yaşamadınız ama o devrin içerisindesiniz. O devrin devamı içerisindeyiz şu an. O devirden kopuk değiliz, ayrı değiliz.
Şimdi Büyük Doğu ne demek? Büyük Doğu, doğunun doğuşu demek. Kelime anlamı olarak doğunun doğuşu. Buradaki doğudan kastedilen, arkadaşlar, İslâm âlemi. Bir coğrafi bölgeden ziyade İslâm âlemi. Bunu Büyük Doğu'yu bu kelime anlamını verdikten sonra ıstılâhî anlamını da söyleyeyim. Büyük Doğu, Necip Fazıl'ın tanımlaması: "Büyük Doğu, İslâmiyet'in emir subaylığı. Büyük Doğu, İslâm içinde ne yeni bir mezhep ne yeni bir içtihat kapısı... Sadece Sünnet ve Cemaat Ehli tabirinin ifadelendirdiği mutlak ve pazarlıksız çerçeve içinde olanca safiyet ve asliyetiyle İslâmiyet'e yol açma geçidi. Ve çoktan beri kaybedilmiş bulunan bu safiyet ve asliyeti 21. asrın eşiğinde eşya ve hâdiselere tatbik etme işi... Galiba işlerin de en değerli ve pahalısı" diyor Necip Fazıl. Yani işlerin en değerli ve pahalısı. Neden en değerli ve pahalısı olduğunu, bize neden bir pusula hüviyetinde olduğunu izah edeceğim.

Şimdi seminerin plânını kısaca vereyim. Bu kısa bir girişten sonra, yedi umdede Büyük Doğu'yu anlatacağım arkadaşlar. Kısa kısa, Büyük Doğu nedir, yedi umdede anlatacağım. Ondan sonra dört maddede Necip Fazıl'ın ve Büyük Doğu ideolojisinin vazgeçilmez oluşunu, fonksiyonunu bize hâlâ zaruret olarak, bize hâlâ arz etmiş olmasını da dört maddede anlatacağım. Sonra iki maddede Necip Fazıl'ın hayatına yön veren, hayatında çok önemli bir değişikliğe yol açan (sebep olan) hâdise nedir, onu anlatacağım. Ondan sonra Necip Fazıl'ın gençlerden beklediği, onlara öğüt olarak neler söylediğinden üç tanesini söyleyeceğim ancak. Daha fazla var da üç tanesini belli başlı... İlk sıradaki üç tanesini. Sonra Necip Fazıl'la tanışmamı, müşahedelerimi anlatacağım. Ve netice olarak da birkaç şeyle, tavsiyeyle semineri bitireceğim inşallah. Sonunda da kısaca bir soru cevap bölümü de olacak inşallah. Ben şimdi bu arada gaye ve vasıta nedir, gaye ve ideal nedir, bunu da anlatmaya çalışacağım. Unutursam hatırlatırsınız inşallah. Çünkü genç olarak bir idealiniz, hedefiniz var… Bir şey yapmak istiyorsunuz. Hedefimiz, plânımız ne olmalı, gayemiz ne olmalı, bir de idealimiz ne olmalı? Onun arasındaki farkı da söyleyeceğim arkadaşlar. Her şey ideal olmuyor. İdeal nedir, onu söyleyeceğim.
Şimdi hemen ben Büyük Doğu'yu... Yedi umdede Büyük Doğu'nun ne olduğunu hemen söyleyeyim.
Arkadaşlar, birincisi: Şeriattan zerre taviz vermemesi. Ehl-i Sünnet ve Cemaat anlayışına, itikadî ölçülerine tam bağlı olarak bir dünya görüşü ortaya koyuyor. Necip Fazıl'ın bu yönü çok dikkate değerdir. Bu hususta Necip Fazıl her türlü çileyi göze almıştır. Hapishaneye girmiştir, çok çile çekmiştir. Bu fikriyatında şeriata muhalif tek bir kelime gösterilemez. Bundan dolayı bu hususta âdeta kılı kırk yarmıştır. Kendisi ilim ehline danışmıştır. Başta mürşidi Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri olmak üzere Ömer Nasuhi Bilmen, Hacı Cemal Öğüt gibi ulemaya da danışmıştır. Büyük Doğu'nun her kelimesinde bu dikkati göstermiştir. Bunları misallendirebilirim ama çok uzatmak istemiyorum. Bunun altını çizip geçiyorum arkadaşlar. Bunları böyle nokta atışı olarak söylüyorum.
İkincisi: Necip Fazıl bir tarih muhasebesi yapmıştır. Düzmece bir tarih bize öğretilmek istendi. Yani bizim köklerimiz inkâr edildi. Osmanlı çizildi üzerine, çarpı atılmak istendi. Uyduruk böyle bir geçmişe, köklere bağlanmak istendi. İnsan çünkü kökünü, nereden geldiğini bilmek isteyen bir varlık. "Nereden geldik, nereye gideceğiz?" Bu soruyu sorar insan. Ben kimim? Nereden geldim, nereye gideceğim? Bu sorunun cevabı “Mutlak Fikrin Gerekliliği” meselesidir. Kur'ân ölçülerinin gerekliliği, zarureti öne çıkarılmış. Başka türlü hakikat bulunamaz. İnsan kendi başına bulamaz. Ondan sonra bir sürü felsefeler çıkıyor. Şimdi Necip Fazıl burada ne dedik? Tarih muhasebesinden geldik buraya. Tarih muhasebesini söyleyeyim: Ulu Hakan Abdülhamid Han. Yani bozulmanın köklerine gidiyor Necip Fazıl, oradan tarih muhasebesi yapıyor ve “Yiğit düştüğü yerden kalkar.” demiş arkadaşlar. Düştüğümüz yerden, ki Tanzimat'tan bu yana yaşadıklarımız bunlar, bu acılar bunlar, öz yurdunda garipsin, “Öz vatanında parya.” demiş Necip Fazıl. Buraya gidiyor ve Ulu Hakan Abdülhamid Han eserini ortaya koyuyor anahtar şahsiyet diye. Sultan Vahdeddin eserini ortaya koyuyor. Ve Necip Fazıl'daki tarih muhasebesi çok dikkat çekicidir. Tarihçilerin yapamayacağı bir muhasebeyi yapıyor. Neden? Mütefekkir olduğu için. Neden? Hikmet sahibi olduğu için. İrfan ve hikmet ilmin üstündedir. Bunu Necip Fazıl'da da görüyoruz arkadaşlar. Bunların teferruatına girmiyorum.
Üçüncüsü olarak arkadaşlar: Necip Fazıl'ın bir dünya görüşü ortaya koyması. Yani sadece bunları söylemekle kalmıyor, kendi fikirlerini bütün olarak, sistemli olarak ortaya koyuyor. Her örgüsü tezatsız bir şekilde ortaya koyuyor. Mütefekkir vasfı bunu gerektiriyor. Bu hususta da onun başeseri İdeolocya Örgüsü. İdeolocya Örgüsü okunmadan Necip Fazıl anlaşılamaz. Şimdi Necip Fazıl'ın hayat hikâyesini O ve Ben eserinden çok güzel okursunuz, mürşidiyle tanışması, hayatındaki değişim ve dönüşüm... Fikriyatının hülâsası İdeolocya Örgüsü'dür. İdeolocya Örgüsü çağda, bu çağımızda fikrî akımlarla... Ne bileyim kapitalizm, faşizm, komünizm şu bu, içten gelen cereyanlar, reformizm benzeri cereyanlar, doğru yoldan sapan yollar, Ehl-i Sünnet'ten haricî yollar, Ehl-i Bid'at yolları, bunların da tanımlanmasını çağımızda, bunların da tarihselcilik falan, bunlara da güzel cevaplar var Ehl-i Sünnet zâviyesinden. Bunlarla da karşılaşıyoruz arkadaşlar. Yani bu çağımızda olan akımlar bunlar. Bunlara da muhatap oluyoruz, doğrusunu bilmemiz gerekiyor. Demek ki çağımızda İslâmî bir dünya görüşünün sistemli olarak ortaya konması gerekir ki bunu da Necip Fazıl yapmıştır.
Dördüncüsü: İdeolojisinin temeli Hazreti Peygamber'e dayanıyor. Yani Hakikat-i Muhammediye, Muhammedî Nur bu kavramlara dayanıyor Necip Fazıl. Bu eserlerinde bu çok belirgin: En evvel, en üstündür diyor. Ki varlık o yüzdendir diyor. Çöle İnen Nur kitabı meşhurdur, Hazreti Peygamber hayatının destansı bir tarzda anlatıyor. Onun ilk ismi O Ki O Yüzden Vardır'dır. O olmasaydı varlık olmayacaktı. Varlık Hazreti Peygamber'le tecelli ediyor. Necip Fazıl da düşüncesini, fikriyatını buraya dayandırıyor. Bu şu açıdan da çok önemli, çağımızda da görüyoruz; peygambersiz İslâm anlayışına karşı toptan, temelden bir reddiye özelliği taşıyor. Böyle akımlar da var meselâ. Buna karşı da bir mütefekkir olarak çok önemli. Necip Fazıl'ın sistemini böyle kurması. "Gaye İnsan Ufuk Peygamber" diyor meselâ Hazreti Peygamber için.
Beşincisi: Dost ve düşman kutuplarını işaretlemesi. Baş muhabbet ve baş nefret kutbu. Arkadaşlar yani çağımızda dostumuz kim, düşmanımız kim? Yani bunun kişi, kurum ve kuruluşuyla bilmemiz gerekiyor. Çünkü bazı kişi ve kurumlar İslâm düşmanlığını kendine ölçü edinmiş, kendine rehber edinmiş. Biz ise Kur'ân ve Sünnet ve icma ve fıkıh geleneğine tâbiyiz. Dolayısıyla çağımızda dostumuzu düşmanımızı bilmemiz lâzım. Baş nefret kutbu, baş muhabbet kutbu… Hem bu mevzuda hem bu mekânı da vesile olanları da anmış oluyoruz. Meselâ Osman Nuri Topbaş Efendi ile mülâkat yapmıştık Necip Fazıl üzerine. Kendisi Necip Fazıl'la çocukluğundan beri tanıyan biri. Onun bir sözü o mülâkatı Aylık Baran dergisinde (benim yayın kurulunda olduğum Aylık Baran dergisinin Kasım sayısında yayınlandı) meselâ orada Topbaş Efendinin şu sözünü manşet yapmıştık. Şöyle diyor: "Üstad lâyıkına muhabbet, müstehakına nefret nedir, ömrü boyunca bunu açıkladı" diyor. Yani bu önemli, dostumuzu düşmanımızı kimi seveceğiz kimi sevmeyeceğiz bilmemiz lâzım. Sevmenin de ölçüleri: Kur'ân, Sünnet, icma, kıyas... Bu Ehl-i Sünnet ölçüleri. Bu geleneğe bağlı bu şekilde, Hazreti Peygamber'in vârisleri bu yolu sürdüren, istikamet üzere olan, tavizsiz sürdüren olur. Bu hususta daha fazla bir söze ihtiyaç duymuyorum. Sevgi ve nefretimizi de Allah için sevgi, Allah için nefret temeline oturtursak rahat ederiz. Çok hayal kırıklığına uğramayız. Allah için severiz. Dolayısıyla ölçülerimiz bu. Hayal kırıklığına uğramayız. Ölçüler üzerinden dostluğumuzu devam ettiririz. Ahbap çavuşluk, yandaşlık yapmayız böylece. Bu bir ahlâkî ilkedir, dik duruştur. Arkasından da bunlar geliyor.

Altıncısı arkadaşlar: Üstat yeni bir usul, yeni bir tarz getirmiştir. O geleneğe bağlı ancak onu yeni bir ideolojiyle ve yeni bir tarzda sunmuştur. Onun yenileyiciliği hikmet, estetik ve toplum yararı olarak görülmektedir. Burada geleneğe bağlı fakat geleneği kuru kuruya tekrar etmiyor, bunu estetik bir dille, hikmet diliyle, belli bir diyalektikle sunuyor. O da onun orijinalliği. Ve bunu sistem bütünlüğü içerisinde sunuyor. Bu açıdan da dikkate değer.
Yedincisi ise: Necip Fazıl, İslâm inkılâbı diye çokça altını çizdiği ve Büyük Zuhur diye işaretlediği aksiyon alanıdır. Büyük Doğu'nun önemli bir özelliği... Yani onun başlıca devlet ve idare mefkûresi cemiyete İslâm'ın nakşı için çizilmiş, tasarlanmış bir proje, bir Müslüman için devlet ve idare mefkûresidir. Bu ideoloji örgüsünün kalbi mesabesindedir. Necip Fazıl'ın bu teklifi. Bu ne demektir? Bu şu demektir: Aynı zamanda Necip Fazıl bugünümüze bunları söylüyor. Evet yani bizim teklifimiz bu. Biz gayr-i İslâmî bir rejim, model, düşünce sistemini kabul edemeyiz. Kendi inancımıza göre yaşamak istiyoruz ve inancımızın bayrağı altında hürriyetimizi idrak edebiliriz ancak.
Necip Fazıl bu uğurda bedeller ödemiştir ve bir gençlik yoğurmuştur. Şöyle diyor Üstad: "Dünya bir inkılâp bekliyor, dünyanın beklediği bu inkılâp üç daire hâlinde: Dış daire dünya, içindeki daire İslâm âlemi, onun da içinde Türkiye. Asıl Türkiye, merkez Türkiye." diyor. Üstad "Cihanı kaldıracak manivelanın dayanak noktasını Türkiye kabul etmek lâzım." diyor. Bu şuurla çalışmalarımızı yaparsak, ideallerimizi bu şuurla yerleştirirsek biz de İslâm’a hizmet etmiş oluruz.
İslâm âlemine ve dünyaya bir teklifi olan, kurtarıcı İslâm nizamı fikri olan Büyük Doğu ideali etrafında kenetlenmemiz, başta ülkemiz olmak üzere İslâm âlemine faydamız ancak bu şekilde olur. İslâm âleminin durumunu da görüyoruz arkadaşlar.
Yani başta Filistin Gazze olmak üzere görüyoruz ve onların da beklentisi Türkiye üzerinde. Necip Fazıl bunu yıllar önce işaretlemiş, onun için mücadele vermiş. Zaten başka bir çözüm yolu yok. İslâm âleminin dediğim gibi gözü de bizim üzerimizde.
Şimdi arkadaşlar ikinci bir konuya geçiyorum. Büyük Doğu ideolojisinin günümüzde fonksiyonu ve zarureti. Daha önceki sözlerimde de bunlar var fakat burada yine maddeler hâlinde söyleyeyim. İslâmî değerlerin cemiyetten kovulup Batı'nın değerlerinin ikame edilmek istendiği bir dönemde gelmiş Necip Fazıl ve Büyük Doğu dergileri, eserleri ve mücadelesiyle tavizsiz olmuş, nesiller arası kopukluğu gidererek köprü rolü olmuştur. Böylece o Ehl-i Sünnet çizginin fikirde sürekliliğini göstermiştir. Çünkü tamamen nesiller koparılmak istenmiştir. Necip Fazıl burada kilit bir rolde ve köprü rolündedir. Bunun için de idrak edilmesi gerekiyor.
Asrın muhtaç olduğu bir sistem olarak zuhur etmiştir. Bunu daha önce kısaca söyledim. Müslüman aydın tabakanın oluşması zeminini de hazırlamıştır. İleriye ve geriye gidişte bize pusula değeri taşımaktadır Büyük Doğu. Sadece şeklî ibadetlerle, sadece ilim öğrenmekle kalmayıp bunu bir cemiyet modeli olarak, içtimaî ve siyasî bir rejim olarak Büyük Doğu'nun sunulması gerekiyor. Büyük Doğu bu boşluğu doldurmuştur.

Necip Fazıl'ın devriyle günümüz devri arasında benzerlikler vardır. Bazı yumuşamalar olsa bile aynı devirde yaşıyoruz. Çünkü rejim ve anayasal yapı aynı şekilde devam etmektedir. Necip Fazıl'ın tespit ve tahlillerinin geçerliliğini bu noktada anlamamız gerekiyor.
Demek ki hem geçmiş muhasebesi, hem hâl muhasebesi, hem istikbale dair söyledikleri açısından bakarsak Necip Fazıl bizim ümit ve aksiyon alanımız olmaktadır. Dördüncüsü Büyük Doğu bir ideal vermektedir. Çünkü irfan ve hikmet davasıdır. O aksiyona geçmiş ve aşk ve vecd ile ahlâkî temele oturmuştur. İdeali olmayan insan ölü insan demektir. "Ne yapmalı, nasıl yapmalı?" sorularını eğer kendimize soruyorsak, bunun karşılıkları Büyük Doğu'da vardır. Batıcılık girdabında öz değerlerimizi kaybetmemek için Büyük Doğu idealini kuşanmalı ve onun ateşiyle yanmalıyız.
Burada ideal gaye farkından bahsedecektim, hemen bunu söyleyeyim arkadaşlar. Necip Fazıl diyor ki; "Her ideal bir gayedir. Fakat her gaye ideal değildir. Gayeler aşağılara düşebilir, idealler düşemez." Şöyle misal veriyor; "Bir subayın mareşal, bir tüccarın milyoner olmak ihtiras ve gayesi ideal değildir. Fakat o subayın hayalinde bir Altınordu nizamı yaşıyor ve o tüccarın emelinde içtimaî bir davanın harcına sarf edilecek bir servet fikri hüküm sürüyorsa, bu tiplerden ikisi de ideal sahibidir." Demek ki ilmimiz de bir ideal uğruna yapmamız lâzım. Yani mevki makam, unvan, ben etiket sahibi olayım, tanınayım falan diye değil. Muhakkak ideali bulmamız lâzım.
Şimdi Necip Fazıl’ın hayatını değiştiren en önemli olay mürşidi Esseyyid Abdülhakîm Arvâsî ile tanışması. "30 yıl saatim çalışmış ben durmuşum" diyor, tam 30 yıl diyor, Abdülhakîm Arvâsî ile tanışınca, mihrakını, yörüngesini buluyor ve bir mücadele hayatına atılıyor, Büyük Doğu dergisini çıkarıyor. Yani ondan aksiyon ruhu alıyor. Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri tekkesinde oturan bir postnişin değildi. Birinci Cihan Harbi'ne katılmış, en yakın müridini göndermiş, şehit olmuş o. Birinci Cihan Harbi'nde sürgün, hicret etmiş. Sonra İstanbul'a gelmiş dolaşarak Musul'dan, 150 kişilik aile efradının çoğunu yollarda kaybetmiş. Ve en sonunda gençliği İslâmî planda isyana teşvik etmek amacıyla İstanbul valisinin şikâyetiyle İzmir'e sürgün ediliyor 1943 yılında. Orada sürgün cezasını Ankara'ya zorunlu ikametle kaldırıyorlar, Ankara'da vefat ediyor.
Şimdi hayatında çok büyük değişiklik yapıyor Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri. Üç kitabı özellikle tavsiye ederim: O ve Ben, İman ve Aksiyon ve İdeolocya Örgüsü...
Necip Fazıl'ın gençliğe tavsiyesi nedir diye sorulabilir. Necip Fazıl'ın üç önemli tavsiyesi var. Birincisi aşk. Şöyle diyor Necip Fazıl; "Aşksız adam pörsümeye ve aşksız cemiyet sönmeye mahkûm." Ve devam ediyor; "Kâinatın protoplazması aşktır." diyor Necip Fazıl. İkincisi üstün akıl ve sır idraki. "Aklı yine akılla mat eden üstün anlayışa ve bilhassa sır idrakine yükselmek" diyor Necip Fazıl. Aklın sınırı var, yeri var. Sır idraki olmayınca her şeyi akılla izah etmeye kalkarsak tökezleriz. Akıl üstü meseleler var, Necip Fazıl buna sır idraki diyor. İkincisi bu. Üçüncüsü ise nefs muhasebesi. "Atacağını dibinden söküp atma ve tutacağını da köküne kadar yapışıp tutma hassası" diyor.
İmanın böylesine tahkikî iman deniyor. Önce taklidî imanla başlıyoruz arkadaşlar fakat bunu tahkik etmemiz gerekiyor. Necip Fazıl'ın İslâmî ilimlere katkısı nedir? Necip Fazıl'ın İslâmî ilimlere katkısı önemlidir. Meselâ fıkıh ilmi ile ilgili İman ve İslâm Atlası. İlmihâl tarzında fakat fıkıhla tasavvufu mezcedici bir eser.
Kelâm ilmi ile ilgili Doğru Yolun Sapık Kolları eseri çok önemli. Kelâm tarihine, kelâm ilmine ve mezhepler tarihine, usulüne bağlı olarak hazırlanmış, ilmî usulde hazırlanmış tefekkürî bir eser. Meselâ bu da çok önemli. Hadis ilmi ile ilgili, hadis usulü ile ilgili geleneğe bağlı fakat bunları güzel edebî bir dille sunmuştur. Nur Harmanı eseri bu hususta önemlidir. Çöle İnen Nur'da da bununla ilgili bahisler vardır. Hadislerle Dünya Nizamı vardır…
Siyer ile ilgili Çöle İnen Nur. Peygamber Halkası eseri zikredilebilir. Hazreti Ali eseri zikredilebilir. Hazreti Ali eserini kelâmla ilgili de zikretmemiz gerekiyor. Gönül Nimetleri eserlerini sadeleştirmiştir İmam Kastallani'nin meşhur siyer eserini. Mektubat’tan seçtiği, yaptığı seçmelerle İmam Rabbanî mektubatında, bu da tasavvufa dair önemli bir eser. Tasavvuf Bahçeleri ve Rabıta-i Şerife eserini mürşidinden seçmiştir. Kendisi Başbuğ Velilerden 33 ve Veliler Ordusundan 333 eseri önemlidir. Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu eseri hem fikrî hem tasavvufî bir eserdir.
Necip Fazıl’ın fikriyatı hem dikey olmuş hem yatay olmuştur aslında. Hem nefs tezkiyesi hem ahlâk davası söz konusu. Yani iç oluş ve dış oluş birlikte çalışan bir sistemdir Büyük Doğu. Necip Fazıl okumaları muhakkak yapılmalı. "Onun en az yirmi üç eserini okumadan mezun olmayın." diyorum arkadaşlar. Necip Fazıl ne diyor? "Tasavvuf ki ruh ve kafa çilemin yüzde yüzünü temsil eder." diyor. "Ben bazı şer'î meseleler üzerinde etütler yaptığım zaman, bulduğum ölçüler içinde aldığım hazzı, hissettiğim konforu dünyada hiçbir şiirden almıyorum." diyor. Dolayısıyla Necip Fazıl’ı şair diye anmak eksik bir anma, indirgemeci bir anlayış olur. Hayır! Necip Fazıl’ın fikir yönü şiir yönünden baskındır. Necip Fazıl mütefekkirdir önce. Ve bunun yanında cemiyet ve aksiyon adamı dememiz lâzım. Aksiyon adamıdır Necip Fazıl. Aksiyon nedir? Büyük fikir ve bunun büyük iş hâline inkılâbıdır. Bakın arkadaşlar. Fikir ve iş bir arada… Aksiyon budur! Necip Fazıl bunun adamıdır aslında. Büyük fikir ve büyük iş… Kurucu, öncü mütefekkir. Geriye ve ileriye gidişte bize lâzım, kopukluğu gidermiş bir halkadır. Bu halkayı kurmuştur. Mütefekkir ve hikmet sahibi bir adam. Geleneği kuru kuruya tekrar etmiyor, fikri yaşatıyor ve bir cemiyet modeli, bir aksiyon alanı sunuyor. Devlet ve idare mefkûremiz bu olmalıdır diyor. Gayr-i İslâmî rejimler değil; İslâmî bir rejim. Asr-ı Saadet'i örnek aldığı için. Bunları başka zaman detaylandırırız inşallah.
Necip Fazıl'la tanışmama kısaca temas etmek istiyorum arkadaşlar. Gençlik dönemimizde bir yol arıyoruz kendimize ve bize en yakın olan Akıncılar ve MTTB teşkilatına katılıyoruz, kendimizi ifade ediyoruz. Cemiyette biz de varız diyoruz. Bu noktada ilk Üstad’ı görüyoruz. Üstad’la tanışmam da şöyle oldu, o zaman Gölge ve Akıncı Güç dergileri çıkıyor, önce Gölge sonra Akıncı Güç. Salih Mirzabeyoğlu çıkarıyor bunları. Gençlik teşkilatı içerisinde kendisi var, kurucu rolde. Akıncıların isim ve mana babası. Akıncı Güç dergisinde Büyük Doğu, İdeolocya Örgüsü temel olarak ortaya konuluyor.
Şunu itiraf edeyim, biz Necip Fazıl'ın kahramanlığını, hitabetini, cedelciliğini, şiirlerini biliyoruz ve konferanslarına gidiyoruz. Fakat Büyük Doğu'nun hakikatini tam bilmiyoruz. Salih Mirzabeyoğlu Akıncı Güç dergisinde İdeolocya Örgüsü'nü temel alıp bunu tafsil edince biz tekrar onu okumaya başlıyoruz. Ve Necip Fazıl'a ulaştırılıyor bu Akıncı Güç dergisi. Necip Fazıl bağrına basıyor ve çağırıyor. Ve Salih Mirzabeyoğlu riyasetinde Üstad’ın davetine icabet ediyoruz Erenköy'deki köşke. Orada bize akşam yemeği veriyor. Ve bir sohbet oluyor. Orada gördüm, Necip Fazıl 75'lik bir delikanlı. Eşya ve hâdiselere pençesini geçirici ve her şeyi böyle tahakküm etmek isteyici, İslâmî bir açıdan, tefekkür açısından. Hem teoride hem pratikte. Aksiyon alan bir adam. Orada görüyoruz. Yani ruh adaleleri şişkin biri. 75 yaşında ama genç. Öyle biri görüyoruz. Zaten vefatında da üzerinde Sultan Vahidüddin eserinden dolayı 18 ay hapis cezası varken vefat ediyor. Allah rahmet etsin. Cenazesini de gençlik bırakmıyor zaten. Askerî idareye rağmen, jandarma barikatlarına kadar Demirkapı’ya kadar omuzlarda…
Şimdi, sorulara da bir bölüm bırakmak istiyorum. Notlarımı da gözden geçiriyorum.
Şimdi meselâ Mürşid şiiri… “Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum / Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum” Bu, mürşidiyle tanışmasını tasvir ediyor…
Necip Fazıl’ın dervişliği nasıl olmuştur diye sorulabilir. O tekkede oturup zikir çekmemiş, sadece bununla yetinmemiş, cemiyet meydanında çile çekmiştir. Dikey oluşla yatay oluşun beraber olduğunu söylemiştim ya… “Bana yakan gözlerle bir kerecik baktınız / Ruhuma büyük temel çivisini çaktınız”
Tasavvuf-şeriat ilişkileriyle ilgili çok güzel tespitleri var. İnşallah okursunuz.
Şimdi ben hülâsa olarak şunu söylemek istiyorum:

Necip Fazıl, şeriata sımsıkı bağlı bir dünya görüşü kurmuş öncü ve merkezî bir mütefekkirdir. İçtimaî, siyasî ve hukukî bir nizam olan Başyücelik Devlet ideali ve mefkûresini ortaya koymuştur. Dikey ve yatay oluşu aynı anda çalıştıran, zihnimizi ve kalbimizi dolduran Büyük Doğu sistemini ortaya koymuştur. O, entelektüel çilesi sonunda “Verin cüceye onun olsun şairlik!” demiştir. Demek ki önce mütefekkir ve aksiyon yönü geliyor. Necip Fazıl, “Biz sussak mezarımız konuşacak.” demişti, bu ise İstikbâl İslâm’ındır demektir. Nitekim Üstad, bu isimde bir kitabını da Salih Mirzabeyoğlu’na hazırlatmıştır. Demek ki ümit ve aksiyonumuzdur Necip Fazıl. Sizi İstikbâl İslâm’ındır şuuruyla bunu bugün de hakkını veren gönüldaşlar, kardeşlerim olarak selamlamak istiyorum. Allah’ın selamı üzerinize olsun. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.




