Akdeniz, çağdaş jeopolitik literatürde ekseriyetle enerji koridorları ve münhasır ekonomik bölge tartışmaları üzerinden dar bir teknik çerçeveye hapsedilmektedir. Oysa bu havza, global güç dengelerinin ağırlık merkezini teşkil etmesi hasebiyle, İslâm medeniyetinin varoluşsal sürekliliği bakımından bir "İslâmî Havza" hüviyeti taşımaktadır. Batı merkezli "Mare Nostrum" (Bizim Deniz) tahayyülüne karşı geliştirilecek olan bu havza stratejisi, jeopolitik bir zaruret olduğu kadar tarihî bir hakikatin iadesidir. Öte yandan modern devletler nizamının dayattığı parçalı algı biçimi, Müslüman toplumların ortak bir güvenlik alanı inşa etmesini engellemektedir; bu durum ise emperyalist odakların bölgedeki tahakkümlerine hizmet etmektedir.
İran-İsrail-ABD savaşının Akdeniz projeksiyonu
Mart 2026 itibarıyla patlak veren İran, Vaşington ve İsrail arasındaki savaş, Akdeniz’in, topyekûn bir imha ve varlık sahası olduğunu kanıtlamıştır. Terörist İsrail’in Lübnan ve Suriye hattındaki saldırganlığına karşılık İran’ın füzeli mukabelesi, Akdeniz’deki Leviathan ve Tamar gibi doğalgaz platformlarını doğrudan hedef tahtasına oturtmuştur. Bu savaş, Batı’nın Akdeniz’deki enerji güvenliği illüzyonununa ciddi anlamda zarar vermektedir.
ABD’nin bölgeye yığdığı uçak gemisi filoları, sadece İsrail’i korumakla kalmayıp, İslâmî Havza’nın kalbi olan Doğu Akdeniz’i bir Batı garnizonuna dönüştürmüştür. Ancak bu durum, bölgedeki aktörler arasındaki denklemi de kökten değiştirdi. Rusya’nın Suriye’deki Tartus ve Hmeymim üsleri üzerinden kurduğu dengeleyici varlığı, NATO’nun Akdeniz’deki mutlak hâkimiyetini sarsmaktadır. Bu çok kutuplu gerilim, Türkiye için hem büyük bir risk hem de tarihî bir "İslâmî liderlik" fırsatı doğurmuştur.
İleri hat savunması
İslâmî Havza’nın güvenliği, Batı’nın çevreleme politikasına karşı "ileri hat savunması" ilkesiyle tesis edilmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki Geçitkale Hava Üssü, havzadaki İHA/SİHA operasyonlarının merkezidir; Gazimağusa Deniz Üssü ise sondaj gemilerinin zırhlı muhafızıdır. Libya hattındaki Al-Watiya ve Misrata mevcudiyeti, havzanın batı kanadını güvence altına alarak emperyalistlerin manevra alanının daralmasına sebebiyet vermektedir.
Havza stratejisinin vurucu gücü, TCG Anadolu gibi yüzer ordu kapasitesine sahip platformlarla desteklenmektedir. Piri Reis sınıfı denizaltıların derin deniz engelleme kabiliyeti ve İstif sınıfı fırkateynlerin yerli "Atmaca" füzeleriyle donatılması, terörist İsrail ve müttefiklerinin bölgedeki korsanlık girişimlerini engelleyici niteliktedir. Özellikle insansız deniz araçlarının sürü taarruzu yeteneği, devasa uçak gemisi grupları için asimetrik bir tehdit haline gelmiştir; bu teknolojik üstünlük, emperyalist filolar için tehdit olarak görülmektedir.
Bölgedeki ilişkiler
Yunanistan: Batı’nın taşeronluğunu üstlenen Atina yönetimi ve Kahire’deki vesayet odakları, Akdeniz’i İslâmî bütünlükten koparmaya çalışmaktadır. Ancak Türkiye’nin Libya ile başlattığı ve genişlettiği "Deniz Yetki Alanları" vizyonu, bu yapay ittifakların coğrafi gerçeklerle yüzleşmesini kaçınılmaz kılmaktadır.
Rusya: Batı kuşatmasına karşı taktik bir partner olarak öne çıksa da, Rusya’nın Akdeniz’deki varlığı "İslâmî Havza" çıkarlarıyla dengeli bir şekilde yönetilmelidir.
İran: Siyonist saldırganlığa karşı verilen mücadelede sahadaki varlığı mühimdir; ancak Akdeniz’in geleceği, Şii yayılmacılığından ziyade Büyük Doğu idealinin kuşatıcı ve adil nizamı üzerine bina edilmelidir.
Medeniyet havzası olarak Akdeniz’in ihyası
Kıbrıs, Akdeniz’in kalbine çakılmış önemli bir mihveridir. Onu sadece stratejik bir ada olarak gören yanılır; Kıbrıs, İslâm dünyası için bir kale mesabesindedir. Akdeniz’de kurulacak olan İslâmî Havza düzeni, Batı’nın sömürgeci hukukunu ilga edecek olan yegâne iradedir. Bu irade, gücünü Mutlak Fikir’in eşya ve hadiseye hâkimiyetinden alır. Akdeniz, bir sömürge sahası olmaktan çıkarılıp yeniden bir "İslâm Denizi" vasfına kavuşturulmalıdır. Taklitçi bir dış politika anlayışının yerini alan bu yerli ve millî jeopolitik akıl, küresel emperyalizmin bölgedeki kalelerini birer birer düşürmektedir. Gelecek, Akdeniz’in her dalgasında İslâmî adaletin yankılandığı bir çağın habercisidir.
Baran Dergisi




