Kafaların karışık, gönüllerin bulanık, bakışların şaşı olduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. Bundan çok değil, çeyrek asır önce cami kürsülerinden cemaate, “Zaman sana uymuyorsa, sen zamana uy!” sözünün tehlikeleri anlatılır, Müslümanlığın kıvamının, zamanın gidişatına, yani “dünyevileşmeye” direnmekle kaim olduğu vurgulanırdı.
Geçmiş peygamberlerin kavimlerinin ortak hikâyesini teşkil eden kadim arızanın ahir zamandaki müradifi olan “dünyevileşme” illetine karşı, kökü derinlere giden bir tavırla direnç gösterirdi Müslüman toplumumuz. «Eski köye» getirilmek istenen «yeni adet”lere karşı, özellikle de “gâvur icadı” şeylerse, refleksif de olsa tutum alır, böyle şeyleri hayatımıza sokmamak için özel bir hassasiyet gösterirdik.
Şimdilerde «Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy!” sözünün anlattığı mazmunu, “çağı yakalama”, “global düşünme”, “dünyayla bütünleşme”… gibi -bir yanı mutlaka “madde”ye bakan- cezbedici cümleler eşliğinde “hâl” olarak yaşıyoruz…
Genellikle Tanzimat’la başlatılan, ama fiilen Cumhuriyet’le hayata geçirilen modernleşme maceramız, geldiğimiz noktada Tanzimat aydınlarına dahi parmak ısırtacak raddeye ulaşmış bulunuyor. En “muhafazakâr” bilinen kimse ve kesimlerde dahi bin yılı aşan müktesebata “yukarıdan” ya da daha doğrusu “dışarıdan” bakma tavrı hâkim; artık yeni bir kimliğimiz, yeni bir vizyonumuz, yeni bir din ve dünya algımız var…
Dini muhafaza konusunda gösterilen sebatı, elinde kor ateş tutmaya denk sayan hadis-i şerif acaba hangi zaman diliminden ve nasıl bir dindarlıktan bahsediyor olabilir? Şimdiye kadar o hadisi hemen tamamen “Müslümanın kâfirden baskı göreceği” bağlamına yerleştirerek anladık ve anlattık. Oysa -bu bağlamı da ihtiva etmekle birlikte- o hadisin daha farklı bir duruma işaret etmekten hâli olmadığını söylememiz gerekiyor.
Dinî algı tarzında Ümmet’in yoğun ve yaygın biçimde maruz kaldığı “dönüşüm”e direnerek, Selef’ten tevarüs ettiğimiz itikad, amel, ahlak, bilinç ve tasavvurun muhafaza ve müdafaasına çalışanların, bizzat din kardeşleri pozisyonundaki çevrelerden gördüğü/göreceği tepkiyi akılda tutarak baktığımızda mezkûr hadisin işaret ettiği durumun günümüzde çarpıcı biçimde fiilen yaşandığını müşahede edeceğiz.
İbnu'z-Zemlekânî diye bilinen Kemâluddîn Ali b. Abdilvâhid el-Ensârî (727/1327) hocalarından birisinin kendi yaşadığı dönemle ilgili olarak, “Derken, onların ardından yerlerine Kitab’a (Tevrat’a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve “(nasıl olsa) bağışlanacağız” derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Peki Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap'ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Oysa Allah›a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz?” ayetiyle ilgili olarak şu tespitte bulunduğunu aktarıyor:
“Bu ayet adeta bizim hakkımızda inmiştir. Ulemanın dünyalığa tamahı sebebiyle günümüzde bela büyümüş ve yaygınlaşmış bulunuyor. Bu ortamda dinini muhafaza gayretinde olan mü’min ise elinde kor ateş tutan kimse durumunda. Cehaletin yaygınlaşmış bulunması dolayısıyla söz konusu âlimler halkın gönlünde yer tutmuş, görüşlerine itibar edilen ve arkasından gidilen kimseler olmuşlardır. Oysa, halk nazarında “âlim” olsalar da bu kimseler melekût âleminde “cahil”dirler. Kendilerinin önder ve görüşlerinin hâkim ve nafiz olduğu toplumda (ancak) Sünnet’e sımsıkı sarılan kimse onlarla mücadele edebilir. Çünkü Sünnet’e sarılmak (suretiyle mücadele etmek) halk nazarında onların gerçek yüzünü ortaya koymayı, çirkinliklerini su yüzüne çıkarmayı mümkün kılar…”
Bu satırlarda geçen “ulemanın dünyaya tamahı” ifadesi ne anlatıyor olabilir? Gönlünü dünyaya kaptırarak ahiretini unutmuş, zalim idarecilere yaltaklanan, menfaat için İslâmî hükümleri çarpıtan ahlak düşkünü “ulema-i sû” takımını mı?
İlk akla gelen onlar olsa da bu ifade, «dünyevileşme» tabiriyle ifade edilen rüzgâra paçasını kaptırmış, bu yüzden de sahip olduğu formasyonu ahkâmın dünya-hayat lehine yorumlanması istikametinde kullanan ve bunu da iyi niyetle yaptığında şüphe bulunmayan alimleri de kapsamına alır! Şüphe yok ki İbnu›z-Zemlekânî›nin adını vermediği hocası günümüzde yaşasaydı, zemmettiği âlimleri anlatırken onların “modernite” ve “dünyevileşme” ile ilişkisine değinecekti!
Şurası aşikâr: Günümüzde «Sünnet ve Cemaat”e değil, ama “ehli”ne kemiyet ve keyfiyet planında arız olan zafiyetler, bir başka hadis-i şerifte ifade buyurulan “kutlu garipler”in yaşadığı durumu çağrıştırıyor. Zira bu garipliğin, elinde kor ateş tutmaktan çok farklı bir yanı yok.
Hayırlı cumalar…
Ebubekir Sifil, Yeni Şafak




