Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yeni Anayasa Sempozyumu'nda konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

"Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşadı"

Bugün 12 Eylül. Bundan tam 43 yıl önce Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşadı. Bir sağdan bir soldan mantığıyla 50 kişinin idam edildiği, velhasıl neredeyse her hanenin yaşanan acılardan nasibini aldığı o günler hafızalarımızdan asla silinmedi, silinmeyecek. Şu Ulucanlar Cezaevi'nin, Mamak Cezaevi'nin, Diyarbakır Cezaevi'nin, Sağmalcılar Cezaevi'nin dili olsa da o günleri anlatsa. İdamından sonra yargılandığı suçla ilgisinin olmadığı ortaya çıkan veya Hüseyin Kurumahmutoğlu gibi işkenceyle öldürülen gençlerimizin vebali darbecilerin yakasını öteki dünyada da bırakmayacaktır.

Darbenin üzerinden 7-8 yıl geçtikten sonra idamla yargılananlar dahil, dipçik darbeleriyle cezaevine tıkılanların tamamına yakını serbest kaldı. Sadece bu örnek bile yargılamasından infazına, tüm safhalarıyla yapılan işin ne kadar göstermelik olduğunun işaretidir.

"Elimizdeki metin hala bir darbe anayasasıdır"

Tabii 12 Eylül yönetiminin ülkemizin kabine sapladığı en büyük hançer, üzerinde halen konuştuğumuz, tartıştığımız 1982 darbe anayasasıdır. Her ne kadar 1987'den itibaren 23 kez değiştirilmiş, hatta 2017'de tarihi bir yönetim sistemi değişikliğine gidilmiş olsa da elimizdeki metin hala bir darbe anayasasıdır.

Yapılan değişikliklerin her biri elbette önemlidir ama her değişikliğin anayasanın yazım ve anlam bütünlüğünü bozduğu da bir gerçektir. Biz bu amaçla yaklaşık 10 yıl önce Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bir yeni anayasa çalışması başlattık. Daha önceki anayasa değişikliklerine göre en geniş siyasi katılımlı bu çalışma, muhalefet partilerinin tabiri caizse yan çizmesiyle akim kaldı.

"Milletimizi hak ettiği anayasaya kavuşturma idealimizden hiç kopmadık"

Gazze’de katliam yapan Kemalist Yahudiler, derhal vatandaşlıktan çıkarılmalı! Gazze’de katliam yapan Kemalist Yahudiler, derhal vatandaşlıktan çıkarılmalı!

Buna rağmen ülkemizi yeni, sivil, demokratik, özgürlükçü ve kuşatıcı bir anayasaya kavuşturma hedefimizden vazgeçmedik. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçiş yapılırken anayasayı yeniden yazma teklifimiz yine muhalefetin uzlaşmaz tavrı sebebiyle maalesef hayata geçemedi. Yine de milletimize verdiğimiz sözün takipçisi olmayı sürdürdük. Milletimizi hak ettiği anayasaya kavuşturma idealimizden hiç kopmadık.

Geçtiğimiz yıl önce anayasa konusunda söyleyecek sözü olan bilim insanlarımızın ve sivil toplum kuruluşlarımızın temsilcilerinin katıldığı bir dizi çalıştay düzenledik. Ardından da diğer siyasi partilerle müzakereye esas olacak ve milletimize takdim edeceğimiz kendi anayasa metnimizi hazırladık. Maalesef bu süreçte Cumhur İttifakı ortakları MHP ve AK Parti dışında yeni bir anayasa metni hazırlayan siyasi teşekkül çıkmadı.

"Bizim milletimize karşı hem sorumluluğumuz hem sözümüz var"

Muhalefet cenahı sürekli lafını etmesine, her fırsatta istismarını yapmasına rağmen iş somut adım atmaya geldiğinde hemen dümeni başka tarafa kırıp ortadan kayboluyor. Bu defa da aynısını yaptılar. Tutarsız ve anlamsız bir metni ortaya atıp kendi dünyalarına daldılar. Gerçi onlara da hak vermemek elde değil. Parti içinde ayrı kavga, ittifak ortakları arasında ayır kavga, yurt içine ayrı selam, yurt dışına ayrı selam, herkese kendi kişisel hesaplarının ve kavgalarının içine bu kadar gömülmüşken, yeni anayasa gibi vakit, emek ve birikim gerektiren bir konuyla kim, niye uğraşsın ki? Bizim milletimize karşı hem sorumluluğumuz hem sözümüz var. Bunun için yeni anayasa meselesi daima gündemimizin ilk sıralarında yer almayı sürdürüyor.

İletişim Başkanlığı'mız ile Hukuk Politikaları Kurulu'muzun düzenlediği bu sempozyumu da yeni anayasa kararlılığımızın bir ifadesi olarak görüyorum. Sempozyumun düzenlenmesinde emeği geçenleri ve katılımcıları tebrik ediyorum. Türkiye Yüzyılı hedefimizin unsurlarından biri olan yeni anayasayı milletimize kazandırana kadar çalışmayı, gayret etmeyi, mücadeleyi asla bırakmayacağız.

"Türkiye'nin anayasa geçmişi de 200 yılı buluyor"

Dünyada BM'de temsil edilen ülke sayısı kadar anayasa vardır. Her ülke kendi tarihine, siyasi, sosyal ve kültürel yapısına, ihtiyaçlarına göre ayrı bir anayasa süreci yaşamıştır. Türkiye'nin anayasa geçmişi de 200 yılı buluyor. Cumhuriyet döneminde de muhtelif anayasa tecrübelerimiz olmuştur ancak 27 Mayıs 1960'tan itibaren anayasalarımız maalesef darbe yönetimleri tarafından şekillendirilmiş ve yürürlüğe konmuştur.

Anayasanın darbe ikliminde gerçekleştirilmiş bir referandumla kabul edilmiş olması, gerisindeki sorunlu fotoğrafı değiştirmiyor. Halbuki Türkiye gibi 2000 yıllık devlet geleneğine, coğrafyasındaki bin yıllık hakimiyete, ilk asrına ulaşan Cumhuriyet tecrübesine, 73 yıllık demokrasi birikimine sahip bir ülke çok daha iyi bir anayasayı ziyadesiyle hak ediyor.

"Anayasalar değişmez metinler değildir"

Elbette anayasalar değişmez metinler değildir. Bunu da iyi bilelim. Mesela Amerikan anayasası 236 yılda 27 kez değişmiş olmasına rağmen ülkenin ihtiyaçlarını hala karşılayabilmektedir. İngiltere gibi anayasa devleti niteliği taşıyıp da yazılı anayasası olmayan ülkeler de mevcuttur. Bir de kağıt üzerinde çok iyi metinlere sahip anayasaları olup da demokrasiden ve hukuk devletinden çok uzak uygulamaların hüküm sürdüğü ülkeler de söz konusudur.

Bizim medeniyet tarihimiz anayasa tecrübesi bakımından çok ama çok zengindir. Mesela, dünyanın en eski yazılı anayasalarından biri Hicret'in hemen ardından yapılan 47 maddelik Medine Sözleşmesi diye anılan metindir. Milattan öncesine kadar uzanan ve bugünkü anayasa kavramına karşılık gelebilecek Hammurabi Kanunları gibi metinler de coğrafyamızın mirası içindedir.

"Ülkemizdeki anayasa girişimleri 1808 tarihli Sened-i İttifak'la başlatılır"

Modern anayasalar için ise İngiltere'deki Magna Carta'dan başlayıp Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ile Amerikan Bağımsızlık Bildirisi'ne kadar uzanan bir dizi referansa işaret edilir. Ülkemizdeki anayasa girişimleri 1808 tarihli Sened-i İttifak'la başlatılır ve 1876 tarihli Kanuni Esasi ile gerçek anlamda vücut bulur.

Milli Mücadele'nin meşru zeminini oluşturan anayasa 1921 yılında, yani savaşın en şiddetli günlerinde hazırlanıp yürürlüğe girmiştir. Tek başına bile milletimizin ve ülkeyi yönetenlerin hukuki meşruiyet konusundaki hassasiyetini bu anayasa göstermeye yeterlidir. Ardından gelen 1924, 1960 ve 1982 anayasalarının her birinin kendi dönemlerine ilişkin ayrı hikayeleri vardır.

"Bize düşen görev, gelecek nesillere en büyük mirası bırakmaktır"

Bugün bize düşen görev, Cumhuriyetimizin 100'üncü yılında ülkemizin sahip olduğu bu derinlikli birikimin üzerinde kendi hikayemizi yazıp, gelecek nesillere en büyük mirası bırakmaktır.

"Yeni bir anayasaya ihtiyacımız olduğu bir gerçektir"

Dünyanın teknolojiden iklime her alanla birlikte siyasi ve sosyal yapıların da köklü değişimine şahit olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Böyle bir dönemde Türkiye Yüzyılı iddiamızı hayata geçirebilmek için sadece altyapımızı güçlendirmek, vizyonumuzu genişletmek yetmiyor. Tüm bunlara uygun geçmiş birikimleri geleceğin hedefleriyle bütünleştiren yeni bir anayasaya ihtiyacımız olduğu bir gerçektir. Bizi darbe anayasası gölgesinden kurtaracak olması bile yeni anayasa çalışmalarını kıymetli kılmaya tek başına kafidir.

Hiç şüphesiz yeni anayasa metni sihirli bir değnek gibi ülkenin siyasi, sosyal ekonomik yapısını bir anda değiştirip Türkiye'yi bir masal diyarı haline getirmeyecektir. Ancak milletin ortak değerlerini, ülkenin ortak geleceğini, devletin bekasını, insanların doğuştan gelen hak ve özgürlüklerini, siyasi aktörlerin uzlaşmasını velhasıl tüm bunları şüpheye yer bırakmayan bir meşruiyet zemininde kuşatan yeni anayasanın Türkiye'ye çok şey katacağı açıktır.

"Bize düşen, sistemi mümkün olan en sağlam, en gerçekçi, en sürdürülebilir şekilde kurmaktır"

Bazı kavramların anayasada çokça zikredilmesi, onların ülkenin ve toplumun hayatında aynı karşılığı veya aynı karşılığa sahip oldukları anlamına gelmez. Nitekim temel hak ve özgürlükler, ekonomik ve sosyal haklar gibi konulara en az atıflar, bu konuda en ileri kabul edilen ülkelerin anayasalarında yer alıyor. Bu başlıklara en çok atıfların ise sorunlu coğrafyalarda yapıldığı görülüyor. Önemli olan anayasaları modern dünyanın güzel kavramlarıyla süslemek değil, bu metinlerin ruhuna uygun yönetimler ve uygulamalar ortaya koymaktı. Anayasa metinlerinin kısa veya uzun olmasını da bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Her sistem onu işletecek kişilerin anlayışına ve tarzına göre somut uygulamalara dönüşür. Bize düşen, sistemi mümkün olan en sağlam, en gerçekçi, en sürdürülebilir şekilde kurmaktır.

Türkiye'nin demokrasi ve hukuk pratiği bize şunu söylüyor, "Kısa metinler bürokratik oligarşinin istismarına uğrayabilir. Uzun metinler de siyasi ve sosyal dönüşümün önünü tıkayabilir." Dolayısıyla bize lazım olan lafzı, ruhu ve hacmiyle milletimizin dünyaya ve hayata bakışına, ülkemizin birikimine ve hedeflerine uygun bir anayasa metnidir. Dünya ve ülke şartlarına göre metni ne kadar değişirse değişsin, işte bu anlayışın devam etmesini sağlayan bir anayasayı ülkemize kazandırmak istiyoruz.

"Parlamentodaki tüm gruplarla bunları konuşacağız, görüşeceğiz"

Biz parlamentodaki tüm gruplarla bunları konuşacağız, görüşeceğiz, onlar da bu işe olumlu bakarlarsa Abdullah Bey yolumuza devam edeceğiz. Parlamento başkanımız burada, aynı şekilde yolumuza devam edeceğiz. Olursa olur, olmazsa olmaz. Bize düşen kapıları çalmak. Cumhur İttifakı olarak biz buna hazırız. Buradan tüm siyasi partilere, STK'lara, akademi mensuplarına sesleniyorum. En ideal anayasa metnini bulmak için gelin konuşalım, tartışalım, müzakere edelim ama bu süreçten kaçmayalım. Hiç kimsenin böyle bir anayasa arayışından veya çalışmasından rahatsız olmasına gerek yoktur. Geçirdiği onca değişiklikle adeta yamalı bohçaya dönen bir anayasayla yaşamaya devam etmek siyaset için de ülke için de artık taşınması bir yüke dönüşmüştür.

"Topluma dinamizm katan bir anayasa hedefliyoruz"

Mevcut anayasamız, muhasır medeniyetler yolculuğunda ülkemizin önünü açmak yerine sürekli paçasından aşağı çekmektedir. Vesayetten darbeye, nice yükü omuzlarından atan Türkiye'nin 12 Eylül Anayasası konusunda da bunu yapacak dirayete sahip olduğuna yürekten inanıyoruz. Darbe direktifi olarak değil, gerçek bir toplum sözleşmesi olarak hazırlanmış yeni anayasayı ülkemize kazandırana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Her işimiz gibi yeni anayasa çalışmalarında da düsturumuz 'insanı yaşat ki devlet yaşasın' prensibi olacaktır.

İnsanı önceleyen, milletin çeşitliliğini ve zenginliğini yansıtan, toplumun gerisinde kalan değil, topluma dinamizm katan bir anayasa hedefliyoruz. Sempozyumumuzda tüm bu hususların enine boyuna konuşulacağı, tartışılacağı, siyasetin ve toplumun önüne yeni anayasa için aydınlık ufuklar açılacağı kanaatindeyim.

Ülkemizin iki asırlık yönetim sistemi arayışının zirvesi olarak gördüğüm, ilk dönemini bitirip ikinci dönemine girdiğimiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni de bu kapsayıcı muhasebenin bir parçası olarak kabul ediyorum.

"Bu zor günlerinde de tüm imkanlarımızla kardeşlerimizin yanındayız"

Bu düşüncelerle sizlere veda ederken, Libya'da meydana gelen sel ve su baskınlarında hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Sahadan aldığımız bilgiler gerçekten çok büyük bir doğal afetin yaşandığını gösteriyor. Kayıplarla birlikte vefat sayılarının maalesef daha da artacağı anlaşılıyor. Türkiye olarak bugüne kadar nasıl Libya halkını yalnız bırakmadıysak, bu zor günlerinde de tüm imkanlarımızla kardeşlerimizin yanındayız. Sadece Libya değil, aynı zamanda Fas'ın da yanındayız. AFAD Başkanlığımızı, arama kurtarma personelinden diğer ihtiyaçlara gerekli yardımları süratle ulaştırma noktasında talimatlandırdık. İlk etapta 3 kargo uçağımız yardımlarla beraber Libya'ya hareket etti. Amacımız Libya'nın yaralarının bir an önce sarılmasını sağlamaktır. İnşallah bundan sonra da kendilerine gereken desteği vereceğiz. Buradan bir kez daha Libyalı kardeşlerimize geçmiş olsun diyorum.

TRT Haber