Fikir

FETÖ'ye karşı Diyanet de sınıfta kaldı

15 Temmuz darbe girişiminin ardından yıllarca FETÖ çizgisindeki isimlerin kitaplarını basan ve diyalog faaliyetlerine zemin hazırlayan Diyanet, darbe girişiminin ardından da gerçek bir hesaplaşmaya girişmedi.

Abone Ol

15 Temmuz gecesi Müslüman Anadolu halkı, FETÖ’nün işgal teşebbüsünü canı ve kanıyla durdurdu. Tankların önüne çıkan, kurşunlara göğsünü geren, ezanına, vatanına ve dinine sahip çıkan yine bu millet oldu. Fakat devletin din işlerinden sorumlu en büyük müessesesi olan Diyanet İşleri Başkanlığı, FETÖ’nün dinî ve fikrî cephesine karşı aynı feraseti ve mücadele iradesini gösteremedi.

FETÖ’nün gerçek yüzünü Müslümanlar seneler öncesinden görmüş, Fetullah Gülen’in Batı hesabına çalışan bir proje olduğunu açıkça dile getirmişti. Buna rağmen Diyanet, örgütün devlette kadrolaşması kadar tehlikeli olan iman tahribatına karşı halkı uyarmadı. Dinlerarası Diyalog ve “ılımlı İslâm” adı altında yürütülen faaliyetlerin, İslâm’ı tahrif edilmiş dinlerle aynı seviyeye çekme ve Müslümanları kendi inançlarından uzaklaştırma teşebbüsü olduğu anlatılmadı.

17-25 Aralık’tan 15 Temmuz’a kadar suskunluk

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 17-25 Aralık sürecinin ardından FETÖ’yü “paralel devlet yapılanması” olarak tarif ederek bütün devlet kurumlarını mücadeleye çağırmasına rağmen Diyanet cephesinde köklü bir değişim yaşanmadı.

FETÖ’nün yayınlarına, diyalogcu kadrolarına, konferanslarına, akademik çalışmalarına ve Diyanet içindeki uzantılarına karşı ciddi bir tasfiye başlatılmadı. Erdoğan’ın mücadele çağrısından 15 Temmuz 2016’ya kadar geçen yaklaşık iki buçuk yıllık dönemde, Diyanet’in FETÖ ve dinlerarası diyalog faaliyetleri karşısında kayda değer bir duruş ortaya koyamadığı görüldü.

Dergimizin daha önce yayımladığı incelemede de Diyanet başta olmak üzere birçok devlet müessesesinin 17-25 Aralık’tan sonra dahi FETÖ ve diyalog faaliyetleri hakkında etkili bir çalışma yapmadığı, bazı çevrelerin safını ancak 15 Temmuz sonrasında belirlediği ifade edilmişti.

FETÖ çizgisindeki kitaplar yıllarca basıldı

Ali Bardakoğlu ve Mehmet Görmez dönemlerinde Diyanet ve Türkiye Diyanet Vakfı yayınları içerisinde dinlerarası diyalog faaliyetleriyle tanınan çok sayıda ismin eseri basıldı, dağıtıldı ve satıldı.

Hayrettin Karaman, Mustafa Çağrıcı, Şinasi Gündüz, İbrahim Kâfi Dönmez, Sadrettin Gümüş ve Ali Bardakoğlu gibi isimlerin kitapları Diyanet ve Türkiye Diyanet Vakfı bünyesinde okuyucuya sunuldu. FETÖ ve dinlerarası diyalog çevreleriyle irtibatlı isimlerin eserleri, 17-25 Aralık’tan sonra da Diyanet raflarından kaldırılmadı.

Haziran 2015 tarihli Diyanet Dergisi’nde Nathan Lean’ın “İslamofobi Endüstrisi” kitabının tanıtımı yapılırken, eserin sunuş yazısını dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez kaleme aldı. Kitapta inançlar arası diyalog gruplarıyla iş birliği yapılması açıkça savunuluyordu.

Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yayımlanan “Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir” isimli eserde de dinlerarası diyalog anlayışını besleyen yorumlara yer verildi. Binlerce nüsha basılan bu eser hakkında 15 Temmuz sonrasında herhangi bir ciddi muhasebe yürütülmedi.

FETÖ ile devlet arasında arabuluculuk arayışı

17-25 Aralık sürecinin ardından Diyanet’in vazifesi, FETÖ’nün dinî sapmalarını ortaya koymak ve milleti uyarmak olmalıydı. Bunun yerine dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez ile FETÖ çevresinden bazı isimler arasında devletle örgütü barıştırmaya yönelik görüşmeler yapıldığı ortaya çıktı.

Aktarılan bilgilere göre FETÖ adına Şerif Ali Tekalan, Mehmet Görmez’i ziyaret ederek bir “akil adamlar heyeti” kurulmasını teklif etti. Görmez’in Ali Bardakoğlu, Hayrettin Karaman, İbrahim Kâfi Dönmez ve bazı başka isimlerle görüştüğü, FETÖ tarafının ise Suat Yıldırım ve Mustafa Özcan gibi isimleri önerdiği kayda geçti. Süreç, Pensilvanya’dan gelen ret mesajıyla sonuçsuz kaldı.

Bu tablo, Diyanet yönetiminin FETÖ’nün İslâm’a verdiği zararı kavramak yerine, meselenin Erdoğan ile Gülen arasındaki siyasî bir anlaşmazlık gibi görülmesine zemin hazırladığını gösterdi.

Diyanet yönetiminde diyalog gölgesi

Diyanet İşleri Başkanlığı görevine getirilen Ali Erbaş’ın geçmiş çalışmaları da tartışmaların merkezinde yer aldı. Erbaş’ın Michel Lelong’un “İslamla Yüzleşen Batı” isimli kitabını çevirdiği ve kitabın önsözünde dinlerarası diyaloğa katkıda bulunmaktan bahtiyarlık duyacağını yazdığı kaydedildi.

Erbaş’ın Sakarya Üniversitesi’nde “Dinlerarası Diyalog” isimli seçmeli ders verdiği, farklı eser ve makalelerinde diyalog faaliyetlerini olumlu kavramlarla ele aldığı da yayımlanan belgeler arasında yer aldı.

FETÖ’nün kurduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı bünyesindeki Kültürlerarası Diyalog Platformu listelerinde de Erbaş’ın ismi geçti. Erbaş, isminin bilgisi dışında yazıldığını savunsa da diyalog toplantılarına katılımı, panel moderatörlüğü ve akademik çalışmaları bu savunmayı tartışmalı hâle getirdi.

Darbe bastırıldı, hesaplaşma yapılmadı

15 Temmuz’dan sonra Diyanet’in önünde tarihî bir vazife bulunuyordu: Dinlerarası diyaloğun Vatikan merkezli bir misyonerlik faaliyeti olduğunu, ABD ve Yahudi çıkarlarına hizmet eden “ılımlı İslâm” projesinin FETÖ eliyle Türkiye’ye taşındığını bütün açıklığıyla millete anlatmak.

Diyanet bunu yapmadı.

Fetullah Gülen’in Papa’ya giderek kendisini Vatikan’ın misyonunun bir parçası olarak sunması, dinlerarası diyaloğun masum bir hoşgörü faaliyeti olmadığını açıkça gösteriyordu. Bu proje, İslâm’ı tahrif edilmiş dinlerle aynı seviyeye çekmeyi, Müslümanların itikadını aşındırmayı ve Anadolu’yu Batı’nın din anlayışına açık hâle getirmeyi hedefliyordu.

Diyanet ise 15 Temmuz programları, hutbeler ve sloganlarla yetindi. FETÖ’nün hangi dinî anlayıştan beslendiği, dinlerarası diyaloğun hangi merkezler tarafından yürütüldüğü ve örgütün Müslümanların imanına nasıl saldırdığı bütün yönleriyle ortaya konulmadı.

Diyanet kendi tarihinin hesabını vermeli

Bugün Diyanet’in yapması gereken açıktır: FETÖ ve dinlerarası diyalog faaliyetleriyle ilgili bütün yayınları incelemek, bu projeye hizmet eden eserleri raflardan kaldırmak, kurum içerisindeki diyalogcu kalıntıları tasfiye etmek ve geçmiş dönemlerde yapılan yanlışları açıkça millete anlatmak.

15 Temmuz’un gerçek muhasebesi yapılacaksa Diyanet’in de kendi tarihinin hesabını vermesi gerekir. Çünkü milletin canıyla kazandığı mücadelede, dinî müesseselerin suskunluğuna ve basiretsizliğine yer yoktur.

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }